GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

3 MÜRİTLERİN HİKAYESİ-3
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 8 Haziran 2016 - 14:45:54

Üç arkadaş, yakında bir yer aramak için köy çıkışında taşlı topraklı yola düştüler. Yol boyunda güneş yanığı kayaları geçerek, lavanta kokulu sarı, mavi, mor bin bir renkle bezeli çiçeklerin güldüğünü seyrettiler.
Kesekli tarlalardan geçip düz ovada tek tük kalmış ağaç dallarında, boyunları içeride yalnızlıklarını anlatan kuşların sesleri eşliğinde yol aldılar.
Irmak boyuna geldiklerinde vadi yamacında yaylacıların kıl çadırlarını gördüler. Bölgeden uzaklaşmak istemeyen Üç mürit, “Şu karşı yaylacıların yeri uygun oraya varalım ” deyip koyun sürülerinin geçtiği patika yoldan çadırlara doğru yöneldiler.
Güneşin sarı sıcağında yayla çadırlarına yaklaştılar.
Üç müridin kendilerine doğru geldiğini gören göçebelerin Obabaşı Adil Ağa, gelen misafirlere koyun köpekleri zarar vermesin düşüncesiyle çadırların uzağında karşıladı. Selâmlaşıp kısa bir sohbetin ardından, obanın müsait bir yerinde kalmaları için izin istediler Adil Ağadan.
Adil Ağa, kapalı yerde kaldığı için yüzleri aklaşmış, sakalsız güzel yüzlü, saf derviş görünümlü Allah dostlarını görünce içinde bir sevinç ve ferahlık duygusu oluştu. İçten içe misafirlerin gelmesine sevinen Obabaşı, “Siz kimsiniz, niye buraya geldiniz?” gibi sorular sormadı.
Gülerek: “Hoş geldiniz dostlar, biz konargöçer yaylacıyız her sene buraya sıcak bölgelerden gelir, hayvanları otlatırız. Havalar soğuyunca da iklimi sıcak olan memleketlere gideriz. Buranın suyu soğuk, havası temiz olur. Bu vadi size de, bize de yeter, Şu akan derenin öte geçesine, söğüt ağacının yanına çadırınızı kurun!” dedi.
Obabaşına teşekkür ederek, küçük derenin öteki yüzüne geçtiler. Hayvanlarından indirdikleri çadırı kurup içine keçelerini, çullarını serdiler. Yiyecek torbalarını çadır direğine astılar. Hayvanı söğüt gölgesine bağladılar. Öğle namazı için küçük dereden akan kar suyundan abdest tazelediler.
Üç mürit kendilerine sessiz tenha yer bulmuşlardı. Öğle namazının ardından gündüz vakti şükür zikri çekeceklerdi.
Yerde serili çula diz kırıp oturdular. Zikre başlamadan önce rabıta yaptılar. Rabıta, insanın gönül gözüyle, bağlı olduğu kişiyi görmesi halidir.
3/AL-İ İMRAN-200: Yâ eyyuhellezîne âmenûsbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey îmân edenler! Sabredin… Sabrın sahibi olun… Ve rabıta kurun… Allah’a (karşı) takva sahibi olun ki; (böylece) felâha eresiniz.
Meâlindeki bu ayet rabıtaya delil sayılmıştır.
Rabıta için, o kişinin mürşidini düşünmeye başlaması gerekir. Üç tane Âyetel Kursî okunacaktır. Kişi sükûnetle seccadenin üzerine oturmuş ve mürşidini düşünür olacaktır. Böyle bir durum içerisindeki kişi, baştan mürşidini hayalinde canlandırmaya çalışır. Kalp gözü açık olan bir kişi, bir süre sonra mürşidini mutlaka görecektir. O’ndan sorduğu bütün suallerin cevabını mutlak olarak alır. İşte bu işlem rabıtanın tahakkukudur.
Şeyhin suretini zihninde canlandırıp onu karşılarında gördükten sonra iki kaşın arasından çıkan beyaz bir ışığın kalplerine girerek bütün vücuda yayılması ile Allah ve şeyhe duyulan sevginin coşkun çığıltısı damarlarında dolaşmaya başladı.
Müritler kendi sıfat ve beden vasıflarından sıyrılıp çıkmışlardı. Gönülleri Allah’ın vasıflarıyla süslenmişti sanki. Etraflarındaki hiçbir şeyi görmüyorlardı. Beyin, ruh ve beden yalnız Settar olan Allah’ı düşünüyordu.
Kısık sesle Allah, Allah, … Deyip ellerinde tespih, yürekleri gümbür gümbür çarparak zikretmeye başladılar. Başlarını ahenkle sallayan üç mürit Allah deyip kendinden geçmiş, dilleri damaklarına yapışmıştı. Benizleri sararan dervişler, gözlerini yummuş, ellerindeki tespih şimşek hızıyla dönüyordu. Çadırdaki İlahî sesler yükselmiş, Allah nidaları kesintisiz bir coşkuyla sürüyordu.(Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz