ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

3 MÜRİTLERİN HİKAYESİ-5
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 10 Haziran 2016 - 15:39:35

Kendilerinden geçen müritler zikir coşkusunu daha da yükseltip içlerinden ırmak gibi akan “Ya Allah, Ya Hayyum, Ya Kayyum, Ya Hak, Ya Rahman…” Ya Allah sesleri yaylacıların çadırından duyulmaya başladı.
Kıl çadır etrafında oynayan yaylacıların küçük çocuğu dere kenarından gelen sesi merak ederek tepeden inip zikir çekilen çadıra vardı. Kapısı açık çadırdan cezbe halindeki adamlara bakıp şaşkınlık ve korkuyla seyretmeye başladı.
Yaylacı kadın çocuğunun çadırlarının önünde olmadığını görünce telâşla çadırların etrafına, sağ sola bakmaya başladı.
Anne, üç yabancının ileri küçük tepenin ardında söğüt yanında çadır kurduklarından haberdardı… Derinden Allah sesleri geliyordu. “O tarafa gitmiş olabilir” deyip çadırların arasından telaşlı ve hızlı adımlarla yürüdü. Tepeden yabancıların çadırına baktı. Çocuğun müritlerin çadırı önünde olduğunu gören anne derin bir oh çekerek sevindi ve korktuğunun başına gelmemesinden dolayı da Allah’a şükretti.
Çadırın önüne gelen anne, çocuğun kolundan tutup perdesi açık olan çadırın içindeki zikir âyinini -kısa da olsa- korku ve heyecanla seyretti. Zikir çeken üç müridin gözleri kapalı, disiplinli vücut hareketleriyle dizleri açılmadan yerden yukarı kalkıp iniyor, ayakları yerden kesiliyordu. Başları, adeta depremdeymiş gibi sallanıyordu. Belli ki akılları ve gönülleri başka bir hâl yaşıyordu.
İlk defa böyle bir zikir âyini gören anne, gizlice seyrettiği için dervişlerin gazabına uğrayıp çarpılacağını düşündü. Küçük çocuğun kolundan çekip çadırlarına götürdü.
O gün Şeyh Fettah’ın tekkesinde yetişen üç mürit saatlerce “Allah” deyip zikir çektiler.
Sabah gün ağırken yaz güneşi dağlara mızraklarını saplamıştı. Her zamanki gibi bugün de iki çoban koyun otlatmaya karşı dağa “Dere Geçiti” yaylasına gidecekti
Erkek, kadın, kız, çoluk, çocuk yaylaya gidecek çobanlarla birlikte kalkmışlardı. Yaylanın geceden kalan kırağı soğu hissediliyor üstten vuran hafif meltem yeli insanın yüzünü yalarken, küçük çocuklar çadır önündeki yavru köpekleri ile oynuyordu. Aile büyükleri çocuklara, “hava soğuk çadıra girin” destelerde çocuklar söze aldırmıyor oyunlarına devam ediyordu.
Ayaklarında kara lastik ayakkabı, kara şalvar donuyla karşı yaylaya giden iki çoban yanlarında köpekleri, önlerinde koyun sürüsü karşı dağ yamaçlarına doğru yol aldılar. Çadırcılar, iki çobanı yolcu edip arkalarından hüzünlü gözlerle baktılar…
Kuşluk vakti yiyecek aramak için köyden kalkan yabani kaya güvercinleri bozkır vadisinde süzülüp havada taklalar atarak pike yaptılar. Sonra kanat gerip ayaklarını karınlarına çekerek dağ yamacına kayaların üzerine indiler.
Ortalığı sakin gören yaban güvercinleri yeniden kanat açıp toz bulutun içinde havalandılar. Aşağı doğru pike yapıp birkaç defa müritlerin kaldığı çadırların üzerinde dolandılar. Kanatlarını yarım açıp peçeli ayaklarıyla şırıl şırıl akan derenin kenarına indiler. Bir birinin etrafında dönüp kur yaparak derede kana kana susuzluklarını giderdiler. Allı morlu yaban güvercinleri mavi göklerde birbirinin etrafında dönerek uçuşurken çıkardıkları sesler müritlerin çadırından duyuluyordu. Ürkek konargöçer halde göklerde pervaz eden güvercinler gagası kavisli, pençeleri çelik gibi güçlü atmacanın korkusundan birden beyaz bulut gibi göğe yükseldiler. Akşama kadar boş tarla ve yaylalarda yayılan yaban güvercinleri bu kez öğle vaktinde köye doğru yöneldiler…
Güneyden esen rüzgâr yaylayı biraz serinletse de öğle vaktinin kavurucu sıcağı her tarafı yakıyordu…
Müritlerden biri ilerdeki söğüt ağacının altında yayılan binek hayvanını su içmesi için dere kenarına getirip örkledi. Obabaşı Adil Ağa ve birkaç kişinin çadır gölgesinde sohbet ettiğini gören müritlerden biri yaylacıların çadırlarına doğru gitti, selâm verip yanlarına oturdu.
Hâl hatır sormasının ardından yaşlı çadırcılardan birisi:
-Size gezginci derviş diyorlar?
Mürit:
-Biz derviş değil, Allah’ın kullarıyız, deyip dînî konulardan sohbet etmeye başladı. Konargöçer çadırcılar yaylada ilk kez müritlere rast gelmişlerdi. Dağ başında cami-mescit yoktu. Kışları Çukurova’da köyde, yazları dağlarda konaklayan yaylacıların dînî bilgisi yok denecek kadar azdı.
Derviş dînî konularda konuştukça cehaletlerini belli etmek istemeyen konargöçerler kafalarını tasdik anlamında sallıyorlardı.
Çadırcıların, kendisine karşı ayıp olur deyip öylesine dinlediklerini anlayan derviş onların anlayabileceği dilden bir müddet daha konuşmasını sürdürdü. Sözü uzatmadan bitirip “Sohbet için sağ olun, Allah razı olsun…” diyerek çadıra arkadaşlarının yanına döndü.
Güneş yüzünü batıya doğru döndermiş, yaz ayının serin yeli ovada hissedilir olmuştu. Sakin bir hava hâkimdi yaylada… Birden bire hava değişip pervasızlaştı. Yaylanın her tarafından rüzgâr uğultusuna benzer sesler gelmeye başladı. Tabiat ani değişiklikler yaşıyordu. Âdetâ rüzgâr haricinde her şey donup kalmıştı.
Sert esen rüzgâr yüksek dağlara ve yaylalara hâkim olmuştu. Rüzgâr fırtınaya dönmüş, su kenarındaki söğüt dalları yürek yakan ağıt sesleri çıkartıyor, ince dallardan tutam tutam yapraklar dökülüyordu. Vadide ürperten, korku veren, düşündürücü bir çığlık vardı. Havada pike yapıp daireler çizen kuşların tedirginlik yaşadığı görülüyordu. Kuşlar, tarla fareleri, sürüngenler, karıncalar yuvasına girdi. Sarıpapatya, Dağ lalesi, kır çiçekleri yapraklarını içe kapatıp boyun büktüler. Gökyüzünde oluşan bulutlar hallaç pamuğu gibi bir birine karışıp kavga ederken yamaçtaki dağ zirvesinde yığılan küçük bulutlar büyüyerek iri karabulutlara dönüştü.
Çadırcıların bölgesi zifiri karanlığa bürünmüştü. Hayret edilecek olaylar yaşanıyordu yaylada. Vadi tarafından cılız inleme sesleri gelmeye başladı. Çadırdaki üç mürit tehlikeli bazı şeylerin olacağını yüreklerinde hissetmişlerdi. Uğultulu kalın sesleri duyan dervişler kıbleye doğru diz çöküp sonsuz kudret sahibi Yüce Allah’tan merhamet ve yardımı için duaya durdular.
Birbirlerini kovalarcasına ovaya doğru inen kavgalı kara bulutlar batıdaki Güneş ışığının önünü kapattı. Rüzgâr hızını düşürdü. Gökyüzü koyu kâbus karanlığına gömüldü. İniltiler yerini yavaş yavaş sinsi bir sessiz ve yalnızlığa bıraktı. Obada bulunan kıl çadırların üzerine karabulutların dev gölgeleri düştü. Gökyüzünde asılı duran yağmur yüklü bulutların birbirleri ile kavga etmesi devam ediyor bir türlü ovanın üzerinden gitmiyordu.
Yerinde duramayan kara bulutlar yeniden, kartopu gibi yuvarlanarak dağ yamaçlarından inip aşağı ovanın üzerinde dolaşmaya başladı.
Çadır önündeki yaylacıların bu tabiat olayından korktukları belli oluyordu. “Bu mevsimde dağın zirvesinde dev kara bulutlar olmazdı böyle uğultulu ses, sıkıcı tedirgin edici havayı ilk kez görüyoruz” dediler.
Bulanık sinsi havadan korkan obabaşı Adil Ağa dışarıdaki aile bireylerine seslendi. “Kuzuların ağıl kapısını kapatın, çocukları çağırın, çadırlara girin! Çabuk olun.” Dedi.
Yaylacılar korkarak çadırlara girmiş yaşlısı-genci, erkeği-kadını kızı-kızanı akıbetlerini beklemeye başladılar.
Birbirleriyle kavga eden karabulutlar sanki bir ejderha gibi ağızlarında alevler çakmaya başladı. Şimşek sesi kulakları sağır edercesine dağ yamaçlarına, kayalara çarpıp uçsuz bucaksız ovada dalga dalga yayıldı.
Şiddetli sesten yaylacı ihtiyar kadın, kız ve çocuklar parmaklarını kulaklarına tıkayıp başlarını dizlerinin arasına aldılar, “Bismillah, Ya Allah, Allah’u Ekber” diyerek tekbir getirmeye başladılar. Ateş donar, su yanar, gençler bunar olmuştu. Yeni yetişen kuzular melemeye, köpekler ağızlarını havaya doğru açarak acı acı ulumaya başladı. (Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz