VE… KUPA’DA RAKİBİMİZ….ANTALYASPOR

VE… KUPA’DA RAKİBİMİZ….ANTALYASPOR

BÜYÜKKILIÇ’IN ENİŞTESİ SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

BÜYÜKKILIÇ’IN ENİŞTESİ SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

TOPLANAN VERGİLERLE ÇEVRE YATIRIMI

TOPLANAN VERGİLERLE ÇEVRE YATIRIMI

MOBİLYANIN “SİLİKON VADİSİ” KAYSERİ’DE AÇILACAK

MOBİLYANIN “SİLİKON VADİSİ” KAYSERİ’DE AÇILACAK

BEDİR: HESABIMIZA, KİTABIMIZA, TAKIMIMIZA BAKAR VE GEREKENİ YAPARIZ

BEDİR: HESABIMIZA, KİTABIMIZA, TAKIMIMIZA BAKAR VE GEREKENİ YAPARIZ

ANA – BABA TERBİYESİ
  • FARUKERGAN
    • FARUK ERGAN
    • faruker@kayserihakimiyet2000.com
    • 31 Aralık 2014 - 11:27:59

Bilindiği gibi eskiden insanın en değerlisi  terbiyeli olanı idi.

İşte o zamanlar aile çocuklarını iyi yetiştirebilmek için ellerinden geleni yaparlardı. En güzel eğitim ailede verilirdi.

Herşeyden önce anne çocuğuna özel muamele gösterir her haliyle yakından ilgilenirdi, din dersi, ahlak dersi, çalışmaya teşviki, insana sevgiyi, namusun değerini, büyüğünü sayıp küçüğünü sevmesi gerektiğini amelî ve nazarî, yaptıklarıyla örnek olarak gösterirdi.

En iyi okul aile yuvası, en yüksek kültür iyi bir aileden alınan kültürdür.

Saygı kültürünü alabilmesi için bir çocuğun anne ve babası, kendi babalarının yanında asla sevemez, dövemez yüksek sesle azarlayamaz. Çünkü evdeki büyüklere saygısızlık yapmış ve çocuğa kötü örnek olmuş olurlardı.

Hatta ağbabanın yanında, çocuk ağlasa, çocuğun anne ve babası müdahale edemez, kucağına alamaz, baba yanında öpüp koklayamazdı. Baba izin verdiği zaman ancak müdahele ederdi. Çünkü çocuk ayaklarının üzerine durabilsin, sevgi görüp şimarmasın diye. Bir evde kural nasılsa çocuk ona uymak zorundadır. Aklının estiğini yapamaz, gönlünün her istediğini alamaz yada aldıramazdı. Hiç kimse tarafından şimaracak kadar yüz bulamaz, eğer bir suç işlese veya yaramazlık yapsa anne onu, psikolojik olarak  etki altına alır, ona duygusal baskı uygulardı. Çocuğunu söz ile, sert bakışla, onun yüzüne gülmeden ve mütamadiyen onu uyararak;

-Yaptığını baban duymasın, çok fena kızar

-Babana söylemiş olsam kemiklerini kırar

-Eğer baban bir duysa seni yerden yere çarpar.

Esasında baba öyle sert yapıda değil ama çocukta baba korkusunu uyandırıp çocuğu terbiye etme açısından etki sağlar, çocuk da baba korkusu uyandırırdı.

Babada zaten babasının saygısından çocuğuna fazla yaklaşamaz, kucağına alamaz, sarılıp öpemezdi.

Aslında çocuğunu sever ama ona sevgisini belli etmez, gerek aldığı terbiyeden gerekse çocuğun terbiyesi açısından şirmarma fırsatı yaratacak her şeyden kaçardı. Şayet çocuk bir terbiyesizlik yapmışsa ağbaba otoritesini kullanır bağırır, çağırır gerekirse birkaç tokat patlatır yada oğluna izin verir çocuğunu cezalandır derdi. O zaman baba çocuğunu babasını yanından alır başka bir odaya alır süğsününe şaplağı yapıştırdığı gibi ağzının üstüne yere pers eder ağlasa da kimse kulak vermezdi. Hiç ama hiç kimse;

-Noğoldu, neden ağladı, vay yavrumu kim ağlatmış, nerene vurdular  gibi savunda yapıcı, yüz bulmasına sebeb olacak hiçbir davranışda bulunmazdılar. Çocuğa acısalar, onun göz yaşına kıyamasalar terbiye adına içleri yansada bu kuralı uygularlardı. Her şeyiyle ilgilenen anne çocuğunu üstünden tembihleri eksik etmez. Yapma, etmelerin yanısıra bir iş buyurunca yada bir yerlere gönderirken.

-Dikkatli ol, çabuk git yada çabuk gel

-Bak şuraya tükürdüm kurumadan gelmelisin

-Hadi seni görüyüm guş gibi git gel

-Sakın ona buna çaldakıl olma

-Birilerine uyuyum diye , baban duyarsa ben garışman

-Sakın büyüklerin sözünden çıkma Allah daş yapar.

-Allah arsız çocukları sevmez, bizde sevmeyiz.

Bu gibi temkinlerle çocuğu hep etkisi altına alır aksi halde döverdi.

Diyelim ki çocuk sokakta başka çocuklarla kavga yaptı, komşulardan biride ayırt etmek için birer tokat attı çocukta ağlayarak eve geldi ve o adamı babasına yada annesine şikayet etse bir tokatta babasından yerdi. Bir çocuğu sadece ağbaba, babanne, baba ve anne değil mahalle büyükleride terbiye etmeye yetkili idi sanki.

Bir çocuk her nerede suç işlese, bir yanlış yapsa onu tanıyan herkes müdahale eder, kızar, azarlar, hatta yeri gelirse birkaç tokat atabilirdi. Bu harekete ebeveynin tepkisi olmadığı gibi teşekkür bile ederdi. Bu kadar katı kurallar ve elbirliği içinde yapılan talim ve terbiye altında çocuk tabiki “mim” yada mum gibi olurdu elbet.

Öyle yetişen bir çocuğa kim ne söylerse söz dinler, laf anlar, büyüklerini sayar, küçüklerini korur, anne ve babasının sözünden çıkmaz, evini, mahallesini, memleketini ve yurdunu seven bir adam olarak yetişirdi elbette.

Yani ana ve babasına saygılı, evi ve yuvasına bağlı, işinde sebatlı, sevgisinde sadık, kendisine güvenilen bir fert ve aynı zaman da saygı değer bir vatandaş olurdu tabiki.

Şimdi mi. Şimdikiler “besbelli bezir gabağı”   amma yinede ben gözlemlerimi sıralamak istiyorum. Bu günün çocuğu sadece anne ve babasıyla yaşar çünkü ağbaba yok kız olsun erkek olsun ağbabanın adına dede dedirtilir. Herkes kendi evinde yaşar. Kimse kimseye karışamaz. Herkesin kazancıda harcamasıda ayrıdır. Yani kazançlar eskisi gibi ağbabada toplanıp gerektiği yere ağbaba tarafından harcanamaz. Her şeyden önce her fert çalışmaktadır. Özellikle anne çocuğuyla sadece akşamları görüşebilmektedir. Bir bakıcının, ya babannenin yada annannenin elindedir.

Anne sevgisine, eğitimine, sevgi ve kucağına ihtiyaç duyduğu zamanları başka ellerde ve başka kucaklarda geçiren çocuğun nasıl olacağını bilim ve ilim adamlarına sormaya gerek varmı. Örnekler ortada.

Şimdi evlenen oğlana ayrı ev açılıyo, ediynen bidi bir arada yaşıyollar, derken çocuk doğuyor, tabiki evde sadece anne ve baba var ister istemez bebe o kucaktan o kucağa geziyo, ıh didikce süt, oh didikce et, bidene ağlamaya görsün susturmak için anne, baba seferber oluyo, ne yapacaklarını şaşıyollar çocuk sanki bunu fark ediyor, ağladıkca ağlıyor, bağırdıkca bağırıyo, anne ve babanın telaşelerini seziyo, guş gibi bağırmaya başlıyo, yada cırgıt gibi çığırıyo.

Çocuk anne ve babadan bol hediyeler, bol bol vaadler alıyor, neler neler ısmarlanıyor, şekeller, gurabiyeler, çukulatalar, oyuncaklar. Her ağlamada bir şeyler kazanan çocuk, birde sevgilerle kucaktan kucağa taşındıkça anlıyor ki ne dersem o oluyor gayri başlıyor ebeveyne ot yoldurup, ibibik gütdürmiye.

Hatta daha çok kazana bilmek için elinden gelen her çeşit yaramazlığı yapıyor, olmadı misafirlikde yada misafirler gelince yapıyo, gaari azdıkca azıyo, didiğini yaptırıyo, bunun bilincene de varınca ne anayı nede babayı masiyo, ne anneyi dinliyo ne babanın sözünü tutuyo.

-Yapma yavrum sana şeker alırım.

-Ağlamada sana çukulata veririm

-Eğer susarsan sana para veririm, hatta en sevdiğin oyuncakları     

 alırım.

Ve çocuk anne ve babayı manı manı oynadıyor.

Evin yegane reisi olup çıkıyo, dediği dedik  çaldığı düdük oluyo. Canının istemediği zamanlarda hiç kimsenin sözünü dinlemiyor, anlamıyor, hiç kimse ona bir şey yaptıramıyo, basbayağı dayağa sürünüyo. Fakat zamanında yapılamıyan baskı, verilemeyen terbiye, çocuğu zatbeter azdırıp dayak arsızı yapıyo. Büyüdükçe zıvanadan çıkıp gidiyo.

Dört beş yaşına kadar el bebek gül bebek büyütüldükten sonra kah babannenin kah annannenin yanında gerek kreşe ve gerekse ana okuluna bırakılan çocuk orada kendisi gibi şimarık yetiştirilen çocuklarla            bir arada yaşamaya zorlanıyor dediği dedik  olduğundan kimselerle geçinemiyor, paylaşamıyor, uyumsuz, sorumsuz, doyunsuz, hatta duygusuz biri olup çıkıyor.

 Sevgiye en çok ihtiyacı olduğu zamanlarda sevgisiz kalması çocuğun ruh sağlığını etkiliyor. Büyüdükce güç yetmez olan çocuk  sevgisiz, saygısız, vefasız, vurucu kırıcı, birilerini hırpalamakla hayattan acısını çıkarmaya çalışan, güvensiz, toplum dışı insana saygısı olmayan asi ruhlu, piskopatvari biri olup çıkıyor. Ondan sonra “Al Allah delini, zapdeyle kulunu” denilenlerden oluyor. Bu arada akıllı terbiyeli saygı ve sevginin değerini bilenler müstesna..

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz