Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM AMA…

Bu haber 29 Ocak 2019 - 15:39 'de eklendi ve 53 kez görüntülendi.
ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM AMA…

Uluslararası ilişkilerde uzman değilim ama aklımı kullanmaktan ve Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini de yorumlamaktan aciz değilim.

Kurtuluş savaşı sonrasında belirlenen sınırlarımız içinde kalmak ve komşularımız ve dünya ile iyi geçinmek için Atatürk ve sonrası, elinden gelen çabayı sarf etti. Bu cümleden olarak da 2. Dünya savaşı ile milletler birbirine girerken, savaşın dışında kalmayı başardık.

Özellikle doğu ve güney sınırlarımızdaki komşular ile iyi geçindik. Suriye ile yaşadığımız Hatay sorununu, diplomatik manevralarla kusursuz hallettik.

Bu ülkelerle zaman içinde ufak-tefek sıkıntılar olduysa da, hallettik. Irak ve Suriye ile en büyük sıkıntımız her zaman Dicle ve Fırat nehrinin kullanımı konusunda idi.

Bu iki komşumuz ile en iyi şekilde geçinip giderken, birden bire görüntü değişti.

Nasıl oldu da değişti, anlamakta zorluk mu çekiyorsunuz.

Olabilir, çünkü konunun derinliğini görmek gerekir ki o derinlik o kadar karanlıklaştırılmıştır ki anlayana aşk olsun doğrusu.

Derinliğe, gözleri kör edercesine ışık veren bir aydınlatma aracı ile baktığınızda ki anca görebilirsiniz, ta dibinde Amerika Birleşik Devletleri’nin varlığını görürsünüz.

Tarihi dikkatlice okuduğunuzda göreceksiniz ki, emperyalist ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere’nin Ortadoğu coğrafyası ve devletleri üzerine olan ilgileri hiç eksilmemiştir.

Birinci ve ikinci dünya savaşı yıllarında ve sonrasında Ortadoğu coğrafyasını yönetmeleri gereğini hep düşünmüşler ve nasıl olacağın da kendilerine göre belirlemişlerdir.

Bölgenin etnik yapısından biri olan Kürtleri kullanmak ve onların üzerinden çıkarlarını korumak yolunda çalışmalara girişmişlerdir.

Bu bölgenin kolay lokma sayılmayacak devletlerini ise aşmak mümkün olmamıştır. Bu devletlerden birisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğeri ise İran…

Baş aktör Amerika ile İngiltere, ilk girişimini ortaklaşa İran’a yaptı. Ülkesindeki petrolü millileştiren Başbakan Musaddık’ı devirdi.

Muhammed Musaddık, İran’daki İngiliz petrol tesislerinin millileştiren ve başbakanlığı sırasında Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yle büyük bir iktidar çekişmesi içine giren İranlı siyasi önder. 1951 yılında İran Başbakanlığına geldi ve 1953 yılında darbe ile görevden uzaklaştırıldı. Evinde göz hapsinde iken 1967 yılında öldü.

İran’da Amerika yanlısı Muhammed Rıza Şah Pehlevi’nin Basra Körfezinde önemli bir su yolu olan ve 1937 yılı İran-Irak Sınır Antlaşması ile Irak’a bırakılan Şatt-ül-Arap’ı geri almak istedi. Sırtını da Amerika’ya dayadı.

Daha sonra Amerika’yı arkasına alan Irak, İran’a saldırdı…

Detayına girmeden, kimsenin “Kazanan” olmadığı bu savaş, 8 yıl sürdü ve her iki ülke için de maddi ve manevi yıkımlara yol açtı.

Amerika’nın desteğini almanın verdiği heyecan ile bu kez Irak, Kuveyt’e saldırdı.

Saldırı, Amerika için “Bir neden” olarak ortaya konuldu, Saddam’ı durdurdu. Burada Türkiye ne hikmetse devreye girdi ve rahmetli Turgut Özal, “…bir koyup üç alma…” hevesi ile Amerika’nın yanında oldu.

Tam da bu sırada, Güneyimizde, Irak’ın Kuzeyinde, 36. Paralel çizgisinin üzerinde “Kürt yönetimi” oluşturuldu, biz baka kaldık…

İşte o günden bu yana, burada oluşturulan “Özerk Kürt Yönetimi”nin varlığı ile yaşıyoruz ve karşımızda ayrıca PKK terör örgütü var.

Olayda Türkiye evet bir koydu da olayın bitiminde Amerika bizden beş mislini aldı, farkına varamadık.

Amerika Birleşik Devletleri’nin günlük değil de ileriye doğru yaptığı bölgesel programları algılamakta başarılı olamadığımızdan, düne kadar iyi geçindiğimiz, aramızda imzalanan 26 Nisan 2011 tarihinde resmi gazetede yayımlanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması” olmasına ve taraflar arasında uzatılmaması yönünde bir irade bulunmamasına rağmen, yürürlükte olan bu anlaşmayı yok sayıp, Suriye ile aramızdaki sorunları karşılıklı görüşerek hal yoluna koyabileceğimiz halde, yine her nedense Amerika’nın peşine düştük, güneyimizde yine bir “Kürt yönetimi” varlığı ile karşı karşıya bırakıldık.

Yoktan yere bir sürü şehit verdik, milyon dolarları sokağa attık. Üstelik Suriye ile dost kalmak yerine papaz olduk…

Neden?

Gerekçesini hepimizin anlayabileceği şekilde ortaya koyacak varsa, buyursun.

Yönetimin bu konudaki cevabı hazırdır eminim.

“Sizin bildikleriniz var, bizim bildiklerimiz var. Sizin bilmedikleriniz var, bizim yine bildiklerimiz var….”

Ama benim bildim bir gerçek var…

Arkası dolduramayan sözlerin gerisinde hep bir yalan, hep bir çarpıtma ve hep bir kaçanlar var…

Tam da bu nedenle diyorum ki, anlamaya çalışıyorum ama…

Anlamıyorum…

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER