TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

ASYALI OLMAK – VİCTOR HUGO
  • EMRAHBEKÇİ
    • EMRAH BEKÇİ
    • EBEKCi@kayserihakimiyet2000.com
    • 18 Nisan 2016 - 16:21:44

 

Savaşlar, terör, şiddet. Hepsi aynı iblisin emdirdiği çocuklar. Dünya tarihine göz gezdirdiğimizde kan ile sulanmamış toprak parçasına rastlamak çok zor. İnsanların, efendileri için birbirlerini boğazlaması, hayret edilecek bir nokta. Yaratıcı dünyayı insanların birbirleriyle tanışmaları, çoğalmaları, destek olmaları, sevmeleri, anlaşmaları için yurt kılmış. İnsanların yaşayışlarına ise peygamberleri vasıtasıyla nizam vermiş. Yazının kullanılmasından bu yana, Yaratıcının nizamı harflere ve daha sonra harfleri okuyan gönüllere geçmiş.

İnsanlar yaşamları boyunca madde uğrunda bir yarış halindeler. Adı ‘’ekmek kavgası’’. Ekmek için, karşılığında para kazanmak. Para için savaşlar çıkartmak, para için ölümlere neden olmak. Tüm mücadele, insanların para için hayatlarını vakfetmesi. Fırında çalışıp birilerine ekmek sağlar iken, hem kendi, hem de diğerine ekmeği tüketmeyi öğretmek. Bu arada bitmeyen ve tükenmeyen arzularına, varlıklarına yenilerini ekleyen sayılı sermaye sahiplerinin ‘’kapital egolarını’’ tatmin etmek.

Yaşam dediğimiz olgu bu çizgide akıp gitmekte..

Oysa insanları birbirlerine sıkıca bağlayan etkenler var. Hiç tanımadığınız, aynı vatanı paylaştığınız bir insan ile müşterek hislerde ve sevinçlerde bir olduğumuz.

Kültür..

Geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe hayatını muhafaza ettirecek tek etken kültür. Milli olan toplumları birbirine bağlayan, bu bağlılık ile ayrıştırıcı tüm etkenleri soyutlayan ‘’kültür’’. İnsanlar atalarından miras kalan bu kuvvetli malzemeye neden sarılmazlar, anlamak mümkün değil. Mutlaka kültür erozyonunun bilimsel nedenleri bulunmakta, lakin sebepleri araştırmak, millet olma kavramını yitiren toplumlara reçete aramaktan farksız gibi.

Avrupa dediğimiz medeniyet, kültürlerini ‘’kilise edebiyatı’’ üzerine inşa etmiş. Kilise tarihine göz gezdirdiğimizde Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya dâhil olma üzere, birçok Avrupa ülkelerinde ‘’içine şeytan kaçmış diye’’ ateşe atılan dâhilerin isim listesine rastlarız. Kısacası medeniyiz diyen Avrupa tarihi ve kültürü, insan cesetleri üzerine kurmuş.  Dünya milletlerine ise Fransız lokantası edasında gösterilen ‘’kötülükler zinciri’’ pembe renkli masal gibi..

Güçlü ve birbirine bağlı milletleri kenetleyen kültürdür. Edebiyat kültür naklinin vasıtası, akciğerleri, kalbi, beyni. Edebiyatın işçileri, geleceği ve devletleşmiş milletlerin kaderini tayin eden, Tanrı’nın nizam ve kelamı dillendiren elçileri. Avrupa asırlar öncesinden Asya’yı tanımak istemiş, kilise edebiyatı ve kültürü buna mani olmuş.

19-20 asırlarda gezgin ve keşişler Asya içlerine kadar sokulmuş. Vardıkları noktalarda inançlarını kabul edecek gönüllüleri nüfuslarına geçirmişler. Amaç Tanrı’nın iradesini kendi doktrinlerine göre her yere egemen kılmak. Ama tüm uğraş ve çabalar, kilisenin sözde vekil havarilerini ‘’İslam’’ karşısında zor durumda bırakmış. İslam’ın kelam ve tasavvuf akımı içerisinde kendini cezbeye kaptırıp, huzur potası içinde eriyen birçok kilise keşişi yer almaktadır.

Bu hal ve gidişi fark eden Avrupa (Kilise), metot hususunda değişikliğe gitmiştir. Günümüzde ‘’Oryantalizm’’ adı verilen metot, ‘’Asya’yı daha yakından tanımak için kilisenin atadığı vekil havariler tarafından yapılan bilimsel çalışmadır’’. Amaç; İslam’ın gücünün farkında olup, İslam’a, Kilise versiyonu nelerin dâhil edileceğinin araştırılıp, daha sonra da inancına sıkı sıkıya bağlı olan milletleri, kendi içlerinde teşekkül ettikleri yollara (Tarikatlara-Cemaatlere) ayırıp, İslam’ın, Kiliseden baskın olan gücünü farklı noktalara kaydırmak. Yani; ‘’BİR MERKEZLİ’’ güç yönetimin önüne geçmek.

Geçmişin gezgin keşişlerinin halifeleri, günümüzde dünya sermayesinin söz sahipleri olarak boy göstermekteler. Her biri, uluslar arası şirketin başında ‘’Kilise adına’’ sermayeyi yönetmekteler.

Amaç; İslam’ın doğrulukla elde ettiği başarıya ortak olup, ‘’Müslüman’’ toplumu, sermayelerinin artmasındaki vasıta olarak kullanmak. Bu yazdıklarımı ‘’Uyduruyorsun!’’ diyenler olabilir. O zaman Victor Hugo’yu dinleyelim, Hugo Les Orientales’ın önsözünde bakınız neler yazmış, Ocak 1829.

 

**

..İspanya’nın dilber şehirleri var. Her şeyi kucaklayan şehirler ırmak boyunca uzayan portakal bahçeleri; yortular için geniş güneşli alanlar; dar, dolambaçlı, bazen karanlık sokaklar; sırt sırta dayanmış binlerce ev. Biçim biçim, kimi eski kimi yeni, kimi yüksek kimi alçak, kimi beyaz kimi boyalı, kimi oymalı; yan yana, kucak kucağa binalar, saraylar,hayrat, manastırlar, kışlalar; hepsinde ayrı bir hava,hepsinin alınyazısını mimarilerinden okumak kabil; bir yerde tiyatro; ötede sehpa; ortada katedral..

 

 Nihayet şehrin öbür ucunda, incir ağaçları ve palmiyeler arasında gizlenen cami; bakır ve tunç kubbeler, nakışlı kapılar, boyalı iç duvarlar, yukardan süzülen ışık, zarif kemerler, gece gündüz tüten buhurdanlar ve her kapısında Kur’an’dan ayetler. Göz kamaştıran mihrap, dört bir taraf çini; kocaman bir çiçek gibi, güneşte boy atmış, kocaman ve muattar bir çiçek.

 

Eserim de böyle kadim bir beldeye benzemeli, yani bütünü kucaklamalı. Şimdiye kadar yazdığım eserlerde yukarda sözünü ettiğim binaların taslakları var belki: gotik bir katedral, bir tiyatro, bir idam sehpası..

 

Bu eserde yapmak istediğim bir cami inşa etmek.

 

Edebiyat bir Ortaçağ şehrine benzer mi denecek? Benzer. Edebiyatı içinde bocaladığı darlıktan kurtarmalıyız. Başka toplumlar Homer, Dante, Shakespeare derken, bizim Boileau’ya takılıp kalmamız ayıp..

 

Bugün Doğu her zamankinden çok merak ve araştırma konusu. XIV. Louis devrinde herkes Helenist’ti, bugün oryantalist. Aydınlar uçsuz bucaksız Asya uçurumuna eğilmiş. Çin’den Mısır’a kadar Asya’nın bütün dilleri öğreniliyor. Doğu hem hayal hem de düşünce olarak aydınların da şairlerinde araştırma konusu. Bu kitabın yazarı da belki farkına varmadan kafileye katıldı.

 

Doğu’nun renkleri bütün düşüncelerine, bütün rüyalarına sızdı, hem de kendiliklerinden. Bir de baktı ki rüyaları ve düşünceleri bazen İsrailleşmiş, bazen Türk, Yunan, İranlı, Arap, hatta İspanyol olup çıkmış. Çünkü İspanya da Doğu’dur, İspanya yarı yarıya Afrika’dır; Afrika yarı yarıya Asya. / Victor-Marie Hugo, Les Orientales Önsöz, Ocak 1829.

 

**

  1. Asırda Avrupa edebiyatının ustalarından Hugo’nun ‘’Soğuk, mızmız, ruhu karartıcı, sıkıcı kilisenin dayattığı klişelerden sıyrılıp huzuru İslam’da araması.’’

 

Doğu, yani Asya çok önemlidir. Asya, Avrupa’yı var eden, Avrupalının her Pazar günü huzurunu aradığı kilisenin mihrabında duran ‘’Hz. İsa’dır. Asya ‘’Arzu Mevud’’ topraklardır. Asya, Anadolu sadece Asyalı milletin elinde var oldukça bereketlidir. Bundan dolayı, Asyalı gelecek hafızaları Avrupalı tüketici bağımlısı haline getirip, şuursuz, milletsiz, savaşların vukuu bulduğu, terörün tetiklendiği ‘’Huzurun bittiği’’ topraklar haline getirmeye çalışıyorlar.

 

Unutmayalım!

 

Asyalı, Asya’da yaşadığı vakit Asyalıdır, güçlüdür, huzurludur. Asya, Hz. Adem’le Hz. Havva’nın dünyaya indiği kıtadır.

 

Asya demek dünya demektir, huzur demektir, cennet demektir.

 

Saygılarımla.

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz