ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

ATATÜRK’ÜN ASKER KİŞİLİĞİ VE İNSAN SEVGİSİ ÖZELLİĞİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 31 Ağustos 2016 - 16:42:10

Bilindiği üzere, Atatürk savaş meydanlarından gelmiştir. Hem de sayısız zaferler kazanarak gelmiştir. En küçük birlikten Ordular Grubu’na kadar kumanda ederek gelmiştir. Meydan muharebesi kazanmıştır. Askerliğin gerekli gömdüğü bütün niteliklere fazlası ile sahiptir. Bilgili, hür düşünceli ve çok geniş görüşlüdür.
“Cesaret benim karakterimdir.” diyen Büyük Atatürk, gerçekçi karakterini, cesur karakterini her çeşit muharebe şekillerinde daima ispatlamıştır.
Askerî ve medenî cesareti çok üstün olan Mustafa Kemal, yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a şöyle diyordu: “… Bir gün gelecek, biz de paşa olacağız. Fakat mesleğimizde şerefli hizmet ederek belki yavaş, belki de süratle yükseleceğiz. Rütbelerimizi savaş meydanlarında kazanacağız. Yoksa istibdatçı bir padişaha kul olarak değil.” Gerçekten de rütbelerini düşman orduları karşısında, kan ve ateş içerisinde elde etmiştir. Askerliğin daha çok sanat cephesini sevdiğini belirten Atatürk’e göre askerlik, şeref ve kahramanlık mesleğidir.
Asıl asker kişiliğini heybetleştiren de O’nun savaş anlayışıdır. Gelmiş geçmiş bütün büyük askerlerden tamamen farklıdır. Atatürk’e göre savaş, ne Tanrı belasıdır, ne insanlık için bir fazilettir, ne bir tekâmüldür, ne de cennet karşılığıdır. O bu konudaki düşüncelerini şu şekilde belirlemektedir: “… Behemehâl şu veya bu nedenler için milleti savaşa sürüklemek taraflısı değilim. Savaş zorunlu ve hayat için olmalıdır. Gerçek inancım şudur ki milleti savaşa götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz.
Lâkin milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir.” Bu düşünce, tarihte hiçbir askerin erişemediği yüksek anlamlı, yüce bir görüştür. Nitekim Türk’ün hayatı, vatanın yok olması gerçeği karşısında Samsun’dan, “Ya İstiklâl ya ölüm!” diye yola çıkar. İstiklâl ve hürriyeti sağladıktan sonra ise hızla barışa döner. Bu defa da parolası, “Yurtta sulh, cihanda sulh” olur.
Atatürk aynı zamanda büyük bir düşünürdür. Yaptıklarının ihtişamı karşısında bu büyük özelliği görülmemektedir. Daha doğrusu bu konuya daha az eğilmişizdir. Atatürk işin sadece felsefesiyle de uğraşmamış, düşünce ile hareketi birleştirmek suretiyle olumlu sonuçlar alınabileceğini göstermiştir.
Atatürk’ün engin insan sevgisi, yerli yabancı bütün insanları duygulandıracak kadar yücedir.
Yukarıdaki satırlarda bunun belgelerini de vermiş olduk. İnsanlık dünyasına, şimdiye kadar hiçbir lidere nasip olmamış bir “sevgi felsefesi” hediye etmiştir. Çünkü Atatürk, milliyetçilik ülküsü ile insanlık ülküsünün en iyi biçimde bağdaştırılabileceğini içtenlikle ifade etmiş ve dünyaya da göstermiştir. Bu düşüncelerinden dolayı da insanlık dünyası, O’nun ölümünde bugüne kadar hiçbir kimseye gösterilmeyen bir yakınlık, bir samimiyet, hatta bağlılıkla en acı günlerini yaşamıştır. Gözyaşları dökmüştür.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz