Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ÖMER FARUK KOTAY

BAKMAK VE GÖRMEK

Bu haber 30 Ekim 2018 - 12:24 'de eklendi ve 28 kez görüntülendi.
BAKMAK VE GÖRMEK

Şiirin eskisi kadar günümüz insanını cezbetmediğini düşünenlerimiz var.

Ne zaman şiirden bahsetsek” Tutmaz abi o işler şiire eskisi gibi rağbet yok!” diyenlerimiz muhakkak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bendeki cevap ise bu durum karşısında hiç sekmemektedir. Bu durum için hep söylerim bakın hazır yeri gelmişken yine yeniden söyleyeyim.  İnsanlarımızın bakmak ve görmek arasındaki ince çizgiyi yeniden fark etmesi gerekmektedir. Çünkü sorunun asıl kaynağı tam olarak budur ve bundan kaynaklanmaktadır. Evet, evet şiiri anlamadığımızdan değil bakıp da göremeyişimizden karışır aslında çarşı. Şöyle aynanın karşısına geçip derin bir nefes alıp şiiri derinlerde hissederek, ciğerlere doldurarak yani hakkını vererek okuma cesaretini göstermeyişimizden karışır aslında çarşı. Yazarken de okurken de mesele şiiri okumak ve yahut yazmak değildir.

Mesele o okuduğunu ve yazdığını hissedebilmektir. Yani bir şiirin sol yanımızın altında henüz karartmadığımız cevahire dokunmasıdır. Peki, neden dokunmuyor ve neden işler ters gidiyor. Neden “şiir eskiden gördüğü gibi şimdi de rağbet görmüyor? “ deniyor. Uzun uzun düşünmeye gerek yok aslında bu cevabı basit bir sorudur. Çünkü eskiden insanlar kendini dinleyebiliyor ve öyle hareket edebiliyordu.  Şimdi ise günümüz teknolojisinin gelişimi ve hayatın gereksiz telaşeleri yüzünden kendini dinleme fırsatı bulamıyor ve şiiri, kendini dinleme işini hep sonralara erteliyor. Şöyle yağmurun altında yürümeyi, pencerenin önüne bir kahveyle geçip dışarıyı izlemeyi unutuyor. Karın doyuyor belki ama ruh hiç mi hiç doymuyor. Ruhumuz bizim tarafımızdan açlığa terk ediliyor. Bensin yetersizliğinden içimizdeki çocuk can çekişiyor. Hâlbuki şöyle hissederekten bir Cemal Süreyya, Nazım Hikmet az biraz Yahya Kemal o can çekişen içimizdeki çocuğu doyurmaya nasıl da yetecektir. Nasılda iyi gelecektir. Şöyle içimizden kâğıda dökülmüş bir iki damla duygu bizi dahası içimizdeki çocuğu nasıl da rahatlatacaktır. İnanın bana insan tüy gibi hafif olacaktır. Aslında bakıp görüce her şey farklı olacaktır. Bakın o şiirin daha çok tutulduğu idea edilen zamanlara insanların şüphesiz bakıp ta görebildiği içindeki çocuğu beslediği henüz açlığa terk etmediği zamanlardır. Buna Osmanlı zamanları da dahildir. Koskoca Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman bile içindeki çocuğu beslemeyi unutmamış ve ‘Muhibbî’ mahlası altında bakıp görerek yani hissederek şiirler yazmış içindeki çocuğu her daim bir kenara atmamayı bilmiştir. Şiire önem vermiş bakmak için bakmamış bakıp ta görebilmiş o bahsini ettiğimiz çok ince çizgiyi fark edebilmiştir. Keza bunu bir başka Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet içinde söylemek mümkündür.

Onunda “Avni” mahlası altında şiirler yazdığı içindeki çocuğu bir kenara atmayıp beslediği bakmak ve görmek arasındaki ince çizgiyi fark ettiği bilinmektedir. Buradan da anlayabileceğimiz üzere insan bakmak değil görmek istediği takdir de hangi dönem olursa olsun şiirin değerini anlayabilecektir. Şiir ancak ve ancak insan ruhunda hissede bilindiği zaman dile gelmektedir. Sadece okumak adına şiir okumak yani görmeden bakmak bir şey kazandırmamakta içimizdeki çocuğu beslememekte bizi tüy gibi hafifletmemektedir. Sadece kuru kuruya birikmiş cümle topluluğu yaratmakta kafamızda gereksiz bir yığıntıya sebep olmaktadır. Her şeyde olduğu gibi şiir okumakta ve yahut yazmakta da bakmak için bakmak değil görmek için bakmak esas kuraldır.

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA