Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

BAŞKANLIK, TEK ADAM ve CEHALET…

Bu haber 12 Kasım 2018 - 15:41 'de eklendi ve 29 kez görüntülendi.
BAŞKANLIK, TEK ADAM ve CEHALET…

ABD, bildiğiniz gibi “Başkanlık” sistemi ile yönetiliyor.

Bildiğim kadarıyla önce, “Başkan”ı seçecek delegeler seçiliyor eyaletlerde. Seçilen delegeler de adaylar arasındaki “Başkan Adayı”ndan birini “Başkan” olarak seçiyorlar.

Yani, bizdeki “Cumhurbaşkanı” seçim şekli ile hiç ilgisi yok…

ABD’de işleyiş tamamen farklıdır, şöyle ki…

ABD Anayasası’nın 1. maddesi Kongre’yi ve işleyişini tanımlar. Buna göre Kongre, federal hükümetin tüm yasama gücünü temsil eder. Senato(Senate) ve Temsilciler Meclisi (House of Representatives) adı ile anılan iki meclisten oluşur. 100 üyeli Senato, Anayasa gereği, her eyaletin ikişer üyesinden oluşur. Temsilciler Meclisi üyeliği ise eyaletlerin nüfus oranına göre saptandığı için üye sayısı Anayasa’da belirtilmemiştir. Günümüzdeki üye sayısı 435’tir. Ancak yaygın kanaatin aksine bu iki meclis arasında bir altlık üstlük hiyerarşisi yoktur. Yani, Senato, Temsilciler Meclisi’nden geçen tasarıların onay mercii değil. Bir tasarı önce Senato’dan geçip sonra Temsilciler Meclisi’nde de reddedilebilir.

Türkiye’deki Meclis sisteminin aksine, ABD Kongresi üyelerinin seçilmeleri ve davranışları ile genel parti disiplini arasında pek az ilişki vardır. Amerikan siyasi partileri, genelde yerel örgütlerin ve eyalet örgütlerinin dört yılda bir başkanlık seçimleri sırasında koordinasyon amaçlı işlemesi üzerine kuruludur. Bu sebeple, Kongre üyeleri, konumlarını, partilerinin genel başkanlığına ya da Kongre’deki çalışma arkadaşlarına değil, yerel düzeydeki ya da eyaletteki seçmenlerine borçludurlar. Bunun sonucu olarak da senatörlerin ve temsilciler meclisi üyelerinin kanunlaştırma faaliyetleri sırasındaki tutumları şahsi ve bağımsızdır. Yine bu nedenle “Amerikan Kongresi bir amir-memur değil bir meslektaşlar topluluğudur” şeklinde tarif etmek doğru olur. Bu da Kongre’deki politikaların, nerdeyse her kanunlaştırmada yapısı değişebilen koalisyonlarca yürütülmesine imkan verir. Partilerin blok halinde ayrıldığı kanunlaştırmalar çok nadirdir. Zaman zaman Beyaz Saray’dan ve önemli ekonomik ya da etnik gruplardan gelen telkinlerle, kongre üyeleri iç tüzüğü kullanarak kararlarını geciktirirler ve böylelikle etkili bir kesimi ya da ülke çıkarı gereği bir üçüncü ülkeyi gücendirmemiş olurlar. (Araştırma sonucu alıntıdır)

Sistem böyle olunca da, ABD başkanının yetkileri, sanıldığı gibi sonsuz değildir. Bir başka anlatımla “Tek adamlık” bir rejim değildir.

Örneğin, geçen hafta içinde yapılan seçimlerde, meclisin birinde Trump’in partisi çoğunluğu elde ederken, diğerinde azınlığa düştü. Eğer sistem bizdeki gibi işlemiş olsaydı, Başkan Trump’un bundan böyle adım atamaz olurdu. Yine de bir çok konuda, her iki meclisin de onayı olmadan icraat yapamayacak duruma geldi.

Yani, ait olduğu partinin meclisteki ve senatodaki üyelerine “Parmak” emri vermesi mümkün değil. Uygulamalarının hepsi, denetime tabi…

Tam da bu nedenle ABD, kendini “Dünyanın patronu” yerine koyuyor…

Bilmem anlatabildim mi?

Bizde uygulanan “Başkanlık sistemi” için neden “Türk tipi” dediğimizi anlatabilmiş miyiz?

1961 anayasası ile Türkiye’de de iki meclis oluşturulmuştu. Normal “Vekillerin” meclisin yanında bir de “Senato” vardı…

Tüm yasama faaliyetlerinde alınan kararlar, her iki meclisin onaylaması halinde geçerli olur, “Yasa” haline gelirdi.

Şimdi 600 milletvekili görev yapıyor…

Sayının 600 veya daha başka olması çok önemli değil. Önemli olan, var olan vekillerin davranış biçimleri…

Partileri var, parti disiplini var, lider (Başkan) var, uymak durumunda oldukları kurallar var. Çünkü onları vekilliğe millet getirmiyor, parti yönetimi getiriyor.

Parti ne derse o…

İktidar mensubu olmuş, muhalefet mensubu olmuş, hiç farkı yok…

Ve bize bu durumu ne yazık ki “Demokrasi” olarak yutturuyorlar.

Ve “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyorlar.

Oysa hakimiyet, kayıtsız şartsız parti yönetimlerinde ve şimdi de bir “Tek adamımız” oldu, onda…

Şimdi Atatürk’ü neden anlayamadığımızı ve neden O’nu unutturmaya çalıştığımızı anlıyor musunuz?

Eğer yaşasaydı, devrimlerine devam edip, belki de demokrasiyi ve cumhuriyet rejimini değiştirilemeyecek şekilde yerine oturtacaktı…

Bizler, millet olarak ne yazık ki bunu becermekte yetersiz kalıyoruz.

Nedenini de merak ediyorsanız, onu da tek kelime ile anlatayım…

Ce-ha-let…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA