ERÜ’DE 19. GELENEKSEL BOZLAK USTALARI ŞÖLENİ DÜZENLENDİ

ERÜ’DE 19. GELENEKSEL BOZLAK USTALARI ŞÖLENİ DÜZENLENDİ

KAYSERİ ULAŞIM GENÇ YOLCULARINI DİNLEDİ

KAYSERİ ULAŞIM GENÇ YOLCULARINI DİNLEDİ

AGÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. MUTLUGÜN’E TÜBA’DAN ÖDÜL

AGÜ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. MUTLUGÜN’E TÜBA’DAN ÖDÜL

ZİCEV ‘DE BÜYÜK SEVİNÇ

ZİCEV ‘DE BÜYÜK SEVİNÇ

ÖNCE KAMYONU, SONRA ÇELİK KASAYI ÇALDILAR

ÖNCE KAMYONU, SONRA ÇELİK KASAYI ÇALDILAR

BEYHAN ASMA İLE ŞEHİR ÜZERİNE RÖPORTAJ
BEYHAN ASMA İLE ŞEHİR ÜZERİNE RÖPORTAJ

-Büyük şehirlerimizde özellikle de Kayseri’de yaşayan insanlar artık şehirde yerleşikler ve kentlileşme yönünde de belli bir noktaya geliniyor. Biz bugüne kadar eski Kayseri’yi eski Kayseri’nin edebiyat alanında vermiş olduğu eserleri düşündüm. Şehir kültürü ile daha çok aşinalık oluşturmuş bulunan genç kuşak açısından onların oluşturduğu bir yeni dil, yeni bir kültür ne kadar olanaklı, sizce gençler […]

-Büyük şehirlerimizde özellikle de Kayseri’de yaşayan insanlar artık şehirde yerleşikler ve kentlileşme yönünde de belli bir noktaya geliniyor. Biz bugüne kadar eski Kayseri’yi eski Kayseri’nin edebiyat alanında vermiş olduğu eserleri düşündüm. Şehir kültürü ile daha çok aşinalık oluşturmuş bulunan genç kuşak açısından onların oluşturduğu bir yeni dil, yeni bir kültür ne kadar olanaklı, sizce gençler yeni çağın kültürel ikliminde zamanla edebiyat şaheserleri verebilecekler midir?

-Hiçbir kültürde donma olmaz, Kayseri bugün de 16-19 yy.da olduğu gibi düşüncesini, edebiyatını, sanatını tek kelime ile kültürünü üretiyor. Nasıl Namık Kemal bir Baki değildiyse, Sezai Karakoç’ta Nâzım değildir. Ama tüm bunlara rağmen bugün de kendimize has bir şiirimiz var, çünkü ruhumuz var. Genel olarak toplumumuzun kültürel köklerini oluşturan tarihten gelen kurumlarının büyük bir budama ameliyesinden geçirildiğini ifade edebiliriz. Bu işlem esnasında kuru dallar kesildi ama bazı yaşayan dallarda kesildi, çare yok budama böyle olur. Ancak şahsen bu budamanın hayırlı taraflarının, hayırsız taraflarından çok olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyetin başındaki bir tutukluk döneminden sonra, şimdi o budanan altı yüzyıllık Çınar’ın yanıbaşından genç bir fidan fışkırdı. Bu fidan çok sağlam bir kökün üzerinde sürgün veren yepyeni bir ümit. Okuduğum ve konuştuğum genç kabiliyetler var. Edebiyatımızda yeni sayfalar açılıyor, yeni kabiliyetler çiçekten meyveye dönüyor. Bu yeni oluşumda köklerimizin çok derinlerde olması kadar, dinamik bir nüfusun kollarını geleceğe doğru açması da etkili oldu. Yani başka hiçbir dilde söylenemeyen o güzel ifade ile “kökü mazide olan âti’yiz.

Şüphesiz gençlerimiz henüz çiçeklenme döneminde, dolayısıyla ilkbaharda onlardan sonbaharın meyvelerini beklemek, haksızlık olur.

-Küreselleşme diye bir olgu var ve bu olgu tüm dünyaya tek bir merkezden üretilmiş bir kültürü iletişim araçları vasıtası ile yayıyor. Bu melez diye tâbir edilen popüler kültür dil ve düşünce, dil ve sanatsal üretim noktasında da bizleri belli bir etki alanı içinde tutuyor. Bu koşullar altında gençlerimizin kendi kültür iklimimizden devşirilmiş, oradan beslenmiş özgün düşünce ve sanat üretimleri vermeleri ne kadar olanaklı olacak sizce. Bu süreç bu üretimleri olumsuz etkiler mi?

-Küreselleşme diye bir kavram var, doğru. Bu küresel ile yerel kelimelerinin çocuğu. Evet dil millidir, dolayısıyla Türkçe’nin İngilizcenin istilası altında kalması beni rahatsız ediyor ama korkutmuyor. Dünyanın en eski dillerinden birinin mensubu olarak Türkçemize dikkat etmemiz gerek. Türkçe dünyanın en güzel dillerinden biri. Bunun için de kütüphanelerimize sahip çıkmamız gerek. İskender Pala’nın divan şiiri nehrini kanallar açarak günümüze akıtmasını ve gençler arasında yeni bir divan edebiyatı zevkinin doğmasını temin etmesini bu açıdan tebrike şayan buluyorum. Televizyonu ölçü olarak almayalım, düşünce ve sanat dâima standartlarının üstünde ve dışında kalanların elinde gelişmiştir, insanlar kendi kendileriyle tanışmak istediklerinde yine kitaba, edebiyata dönecekler ve orada kendilerini bularak beşeriyet ailesinin bir ferdi olduklarını hissedeceklerdir.

-Kayseri’ye baktığımızda dikkat çeken bir şey var. Gençler bulundukları mekânlarda şiir, mûsiki, nesir, el sanatları gibi kendi kültürlerini oluşturan unsurlara karşı aktif bir ilgi içindeler. Bu çabayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Genetik hafıza bir realite. Bunu bir özlü söz ile ifade edersek “İstikbâl köklerdedir”. Dünyada yaşayan bir Türkiyeli olarak bu tür sanat aktiviteleri bana çok büyük bir zevk veriyor. Dünyaya kollarımızı açmalıyız ama ayaklarımızı ülkemizin topraklarına basmalıyız.

-Sizin Tolstoy, Dostoyevsky, Puşkin üzerine bir çalışmanız vardı, buradan yola çıkarak Mevlânâ’nın deyimi ile Tolstoy, Puşkin, Dostoyevsky hâlâ kaplarımızı dolduracak bir umman mıdır?

-Evet, evet, evet. 19 yy Rusya’sinin bize sunduğu en muhteşem hediyelerden birisi de Tolstoy’un üslûbu, görgü ve zevkidir. Evet bu üstadlar tüm dünya için de hâlâ kaplarımızı dolduracak bir sihirli iksire sahip, o ruhumuzun mayalayanlardan birisi.

-Edebiyat uğraşı çok da normal, sıradan kişilerin uğraşı değil gözüküyor, bu neden böyle dahası bu kırılgan hayatları kendine örnek alan gençlere bu insanları model almalarını önerir misiniz?

-Üretmek için muztarib olmak gerek. Izdırap çekmeyen insan yaşamaz, var olmaz, benlik olmaz. Izdırabın yıldırımlarını bu açıdan şükürle karşılamak, anlamak ve elektriğe çevirerek zarardan kâra geçmek lazım. Gençler kaderlerinden şikâyet eder bir haldeler ise bundan kurtulmaya uğraşmak yerine bunu bir armağan gibi görsünler, bu ayrıcalıklarının kıymetini bilsinler ve onu sanatsal açıdan üretken bir enerjiye dönüştürsünler. Tohum filiz vermek için toprağın karnında çile çekmiyor mu?

-Amfilerde sadâsını öğrencilerine gönderen bir hoca olarak, takipçilerinizin olduğunu biliyoruz. Bu eksende gençler ile kurduğunuz diyaloglarda geçici bir heves mi yoksa kalıcı bir çabamı görüyorsunuz?

-Gençlerin kendilerini özdeşleştirebilecekleri modellere ihtiyacı var, kader beni bir model olarak yaratmış. Hayatın bana verdiği imtiyazların ömrüm boyunca bedelini ödediğimi sanıyorum. Bir fâni olarak, benim bir model olma iddiam yok. Ama kaderim de model olma mecburiyetimin olduğunu hissediyorum. Öğrendiğim her şeyin bana öğretildiğini sanmayın. Bir çok şeyi kendi göbeğimi kendim keserek öğrendim. Hatta en sağlam bilgilerimin doğrudan bana öğretilenler değil, kendi içimden keşfettiklerim olduğuna inanıyorum. Izdıraplarımın cehenneminden huzurum cennetine sadece okuyarak değil, tefekkür ve tezekkür ederek de geldim.  AHMET CENGİZ

 

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz