BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

BİLGE ÇALICININ KALEMİNDEN KÜÇÜK MÜCAHİT-3

Ne  kadar  uyuduğunun  farkında değildi. Âdeta  derin rüyalarına yeni dalmıştı ki  omuzuna dokunan bir  el  uyandırdı. Sanki o eli bekliyormuş gibi  kimseyi  uyandırmadan sessizce  yerinden kalktı. Yüzünü acele yıkayarak  soluğu  dedesinin  yanında  aldı.  Mustafa  Efendi, eşeği  hazırlamış  İsa’yı  bekliyordu. Birlikte  yola  çıktılar. Torununu  hayvanın  sırtına  iyice  yerleştirdi.

– Hadi  oğlum Allah’a emanet  ol. Güle  güle  git  gel. Tarif  ettiğim  yolu  şaşırma  doğru  mücahitlerin bulunduğu  yere  götürür  seni. Yolda  gidip  gelirken  dikkat  et  mermilere  hedef  olma.  İsa,  eşeğin  sırtında  giderken  yönünü  çizmeğe  gerek  duymuyordu zira  hayvan  sık sık gittiği  yolu  ezberlemiş, nereye  gideceğinin bilincine  varmıştı. Bağlara  gitmek  için  istasyona vardığında geçitte, dedesinin anlattığı gibi  bir Ermeni kadın ve Fransız askerleri  geçenleri  yoklamakla

görevlendirilmişlerdi. Sabahın  erken  saatinde  eşeğin         üzerinde  küçük  çocuğu  görünce  şüphelenmiş  olacaklar  ki  uzun  soru  yağmuruna  tuttular.

– Gel  bakalım  lan çocuk. Nereye  gidiyorsun? İsa, titreyen  sesiyle:

– Bağımıza, üzüm  getireceğim.

– Neden  bu kadar  erken?

– Çok  uzak  ancak gider  dönerim. Yoksa okuluma geç kalırım.

Bu  konuşmaların  ardından  heybeyi  ve  İsa’yı  yoklayan  Ermeni  kadını:

– Neden titriyorsun çocuk? Hadi git bakalım,  diyerek  küçük  mücahide  yol  verirken  yanındaki  Fransız  askerlere  kendi  dillerinden  bir şeyler  söylemesi  İsa’yı iyice  korkutmuştu.  Hayvanın  yularından  çekerek  oradan  uzaklaşırken  önüne  gelen  ilk  tümsekte  eşeğe binmeyi  başardı.

Arkasına bakmadan hem  ağlıyor hem de elinden  geldiği  kadar  hayvanı  hızlı  yürütmeğe  çalışıyordu.

Güneş  yeni yeni  yüzünü  gösterirken  mücahitlerin  bulunduğu  bölgeye  ulaştı. Mücahitlerden  Mehmet  Çavuş  yolun  başında  durmuş  Mustafa  Efendi’yi  beklemekteydi. Fakat  karşısında  çocuğu  görünce korku  ve  şaşkınlıkla:

– Sen  kimsin  çocuk,  derken  çevresinde  bulunan  arkadaşları  ellerindeki silahları İsa’ya doğru  tutmuş,  cevap  bekliyorlardı. Bir anda gördüğü  görüntüden  korkan  İsa’yı  titreme  tutmuş,  ne  söyleyeceğini  unutmuştu.  Bu  görüntüsünden  etkilendiğini belli etmeyen  Mehmet Çavuş  tekrar  çocuğu  sorguya  çekti.

– Konuş oğlum  sen  kimsin?  Kim  gönderdi  seni?  Yoksa  Fransız mısın? Belli mi olur, konuşmadığına  göre. Gözlerin de kızarmış birileri mi dövdü, düştün mü? Ne oldu hadi anlat. Çavuşun soruları  devam  ederken tekrar ağlamaya başlayan İsa, hıçkırıkları arasında Ani  bir  refleksle atladı ve  eşeğin üzerindeki  palanı  gösterdi.  Namlularını  İsa’ya doğru  tutan  mücahitler, hiç  istiflerini  bozmadan  çavuşun palana  bakmasını  beklediler. İsa korku içindeydi…

Mehmet  Çavuş    merakla  palanı  eşeğin  üzerinden  indirdi.  Heybeyle  sepetler  bir kenara  savrulmuşlardı  ancak  onları  düşünecek  durumda  olmayan  çavuş,  cebinden  çıkardığı  ucu  keskin  çakısıyla  ipleri  kesti.  Erzakları  kapayan  çulu  aralayınca  gözlerine  inanamadı. Zira  gördükleri Mustafa  Efendi’nin  getirdikleriydi. Çevresinde bulunan  arkadaşlarına göz  işaretiyle  namluları  indirmelerini  emretti.

İsa  rahatlamıştı  artık,  sorularına  korkusuzca  cevap  verebilecekti.  Mehmet  Çavuş, Mustafa  Efendi’yi   merak  ederek sorularına başladı:

– Senin  adın  ne  oğlum?

İsa, ara ara gelen hıçkırıklarının arasından cevap vermeye çalışarak:

– İsa, efendim.  Ben   Mustafa Efendi’nin  torunuyum,

derken  bir taraftan da koluna  gözlerini  siliyordu.

– Peki  neden kendisi  gelmemiş de seni  göndermiş?  İnşallah  korktuğumuz  gibi  bir  şey  başına  gelmemiştir.

– Dedem  iyi ama birileri  onu  Fransızlara  ihbar  etmiş.  Düşman  askerleri  bütün  evlerimizi yoklamaya  geldiler. Şükür ki  bir  şey  bulamadılar.  Dedem  takip  edilir  düşüncesiyle  bu  görevi  bana  verdi.

– Peki  sen  neden  ağladın oğlum?

– Sizi ilk defa gördüm,  çok etkilendim. Geçitteki askerlerin ve  Ermeni kadının palanda  gizlenen erzakları göreceklerinden  korktum. Memleketimizin işgal  altında  olmasına üzüldüm.

Derken tekrar ağlamaya devam etti.

Bunları  işiten  mücahitler  daha  çok  hırslanmışlardı. Her  biri  ayrı ayrı  homurdanmaktaydı. Ellerine  geçse  ihbar  edeni de düşmanla  birlikte  kurşuna  dizerlerdi. Gözlerinden  ateş  fışkıran öfkelerinin  arasında cesaretinden dolayı İsa’yı takdir ederken bir yandan da  sepetine  üzüm  dolduruyorlardı. Palanı  dışarıdan  belli olmayacak  şekilde bağladılar. Heybeyi  yerleştirip gözlerine  sepetleri  koyarak  İsa’yı  oturttular.

Mehmet  Çavuş:

“ Hadi  güle güle git oğlum. Dedene  çok  selâm  söyle. Ha aklıma  gelmişken söyleyeyim. Buradan  gidince  dedene  söyle düşmanın bize  ateş  ettikleri  cephaneliklerin  yerini  öğrensin  sana  söylesin,  sen de bir dahaki  gelişinde  bize tarif  et.”   Bunları  duyan  İsa,  çavuşun  konuşması  biter  bitmez:

“Ben  gördüm  amca. Bir  gün  dedemle  un  değirmenine gidiyorduk.  Mezarlığa varmadan  bir  ırmak  var.  Üstünde  dar,  eski,  taş  köprü  var.  Herkes  o  köprüden  gider  gelir. Hanım  Köprüsü  diyorlar. O köprünün yanında düşmanın yığmış olduğu cephaneliklerini gördüm. Ben bizim olduğunu düşünmüştüm fakat dedem, düşmana ait olduklarını söyledi. Zaten yanında da düşman askerleri vardı.”  Bu  habere  çavuş  ve  arkadaşları  çok  sevinmişlerdi. Çavuş  dayanamadı, eşeğin  üzerinde  gitmeye  hazırlanan  İsa’yı  kucakladığı  gibi  havada  iki  tur  döndürdü.

“Bravo! Bravo   çocuk,  ne büyük  iş başardın!” diyerek  tekrar  palanın  üzerine yerleştirdi.

İsa, çevresindeki  kahramanlara  ve  çavuşa  eliyle  veda  işareti  yaparak  oradan  ayrıldı. Eve  gideceğini  hisseden  hayvan dörtnala  koşuyordu  âdeta.  Tren yolu  geçidinde  Fransız  askerleriyle  Ermeni kadın  geçenleri  yoklamaktaydı.  Sıra  İsa’ya geldiğinde kadın sepetlere  yaklaştı, sert ve meydan  okuyan  bir ifadeyle:

“Lan!  Aç  bakalım  sepetlerde  neler  var  görelim.”  İsa,  kadının homurdanan  sesinden çok etkilenmişti. Düşmanlarının  ortasında kendini ablukaya  alınmış  gibi hissediyor,  yaşamakta  olduğu büyük  korkusunu ve hızlı  hızlı çarpan  kalbinin  sesini  mavi  gözlerinin  derinliğine  gizliyordu. Birden  eşeğinden  atladı.  Sepetlerin  üzerine  yerleştirilmiş  olan yapraklı asma  dallarını  kaldırdı. Ermeni  kadın  ve  düşman  askerleri  üzümleri  görünce  bakış  tarzlarını  değiştirerek  birbirlerine Fransızca  bir şeyler  söylediler.

Ermeni  kadın  söylediklerini  anlamış  olacak ki  yanında  bulunan  geniş  bir  torbaya  iki  sepetten  yarıya  kadar  eksilttiği  üzümleri  aldıktan  sonra:

“Hadi  bin  eşeğine  git  çocuk.”  diyerek  İsa’yı  bıraktı.

İsa, onlardan uzaklaştıkça  nefes  alması  normale dönüyordu.  Üzümlerini  düşmanın  paylaşması onu  üzmediği  gibi  bilakis sevindirmişti. Zira  ondan  sonra daha  rahat gidip  gelecek, düşmanın  gözünde sadece  üzüm  getirmeğe gittiği düşünülecekti. Kendine cesaret telkin  eden  bu  düşüncesiyle giderken eve dönmenin sevincini sergileyen hayvan mümkün  olduğu  kadar  hızlı, âdeta koşarak  bir  an evvel  verilecek olan yemine  kavuşmaya  çalışıyordu.(Devam Edecek)

 

  • Etiketler
  • Açıklama
  • Ne  kadar  uyuduğunun  farkında değildi. Âdeta  derin rüyalarına yeni dalmıştı ki  omuzuna dokunan bir  el  uyandırdı. Sanki o eli bekliyormuş gibi  kimseyi  uyandırmadan sessizce  yerinden kalktı. Yüzünü acele yıkayarak  soluğu  dedesinin  yanında  aldı.  Mustafa  Efendi, eşeği  hazırlamış  İsa’yı  bekliyordu. Birlikte  yola  çıktılar. Torununu  hayvanın  sırtına  iyice  yerleştirdi. – Hadi  oğlum Allah’a emanet  ol. Güle  güle  […]
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz