BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN KÜÇÜK MÜCAHİT-6
BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN   KÜÇÜK  MÜCAHİT-6

İsa, annesinin  isyanlarını yatıştırmak  amacıyla: -Tamam  anne, kimseye  sinirlenme  ben gitmek  istedim. Oralarda  neler  olduğunu merak  ediyordum. Zaten  hiçbir  yerim  acımıyor  anne sen üzülme. derken  gerçek konuyu gizliyordu. Akşam, fazla  bir  şey  yiyemeden  yatağına uzandı. Derslerini düşünecek durumda değildi. Her ne kadar annesini  teskin  ettiyse de  aslında dış  görüntüsü kendini  ele  veriyordu  zira üşütmeyle karışık […]

İsa, annesinin  isyanlarını yatıştırmak  amacıyla:

-Tamam  anne, kimseye  sinirlenme  ben gitmek  istedim. Oralarda  neler  olduğunu merak  ediyordum. Zaten  hiçbir  yerim  acımıyor  anne sen üzülme.

derken  gerçek konuyu gizliyordu.

Akşam, fazla  bir  şey  yiyemeden  yatağına uzandı. Derslerini düşünecek durumda değildi. Her ne kadar annesini  teskin  ettiyse de  aslında dış  görüntüsü kendini  ele  veriyordu  zira üşütmeyle karışık yüksek  ateşin  esiri olmuş, yanakları  kızarmıştı. İşten  geç  gelen babası, çocuğunun  durumunu  görünce nefes almadan çarşıya ilaç  aramaya  gitmişti.  Dedesi  başucundan ayrılmıyor, şifa bulması için dualarda bulunuyordu.

O geceyi top  seslerinin ve kurşunların  oluşturduğu kâbuslarla geçirmiş, uçuruma dönüşmüş olan taşlı dikenli hendekten  kurtulmak için  bağırırken evdekileri uyandırmıştı. Sabah  olduğunda, aldığı ilaçların etkisiyle biraz kendine gelmişti ama  yine de okula gidecek kadar değildi. Annesinin gözyaşlarıyla dikenlerini temizleyip merhem sürdüğü ayakları, üzerine basamayacak kadar çok ağrıyordu.

Mustafa Efendi, torununu birkaç gün istirahat etmesi ve iyileşmesi için bağlara göndermemeye karar verdiyse de İsa kendini iyi hissedince gidebileceğini söyleyerek dedesini razı  etmeye çalıştı. Zaten eşek, avlunun bir kenarında  bağlanmış önüne konulan otları yerken her an gitmeyi bekliyordu âdeta.

Bu arada geri kaldığı derslerinin  üzerine yoğunlaşmış arkadaşlarına ulaşmaya çalışıyordu. Birkaç gün sonra, durumunun iyi olduğuna kanaat getiren dede, yine kimsenin haberi olmadan gereken ihtiyaçları aldırıp sabah erkenden torunu eşeğe bindirerek bağlara gönderdi. İstasyon geçidinde  beklemekte olan  Ermeni kadın İsa’yı sorguya çekti:

-Ulan çocuk kaç gündür görünmüyorsun ne oldu?

– Hastaydım onun için gelemedim.

-Tamam, hadi git de bizim üzümlerimizi getir.

Derken bunları işiten İsa içinde uyanan  sevinç duygusunu belli etmemeye çalışarak yoluna devam etti.

Bağlara vardığında  gecikmesinin  sebebini merak eden mücahitlerin sorularına cevap verirken eskisi gibi kalabalık olmadıkları dikkatini çekti. Aklına gelen olasılık doğru olabilir miydi? Gereken cevapları verdikten sonra görmediği amcalarını sordu. Aldığı cevap  korktuğuna uğratmıştı zira her geldiğinde kendini en önde karşılayan Mehmet  Çavuş ve birkaç arkadaşı şehit düşmüşlerdi.

Bunları işiten İsa, gözyaşlarını tutamamış ağlıyordu ancak çevresindeki mücahitler onu teskin ederken  arkadaşlarının  ölmediğini şehit olduklarını ve cenneti hak ettiklerini, aynı zamanda görünmeseler de aralarında savaşa devam edeceklerini  anlatarak İsa’yı rahatlatmaya çalıştılar. İsa her ne kadar şehitlik mertebesinin yüceliğinin bilincinde değilse de vatanın kurtuluş mücadelesinde ölmenin büyük önem taşıdığını düşünüyordu.

Kendine geldiğinde sepetine konulan üzümlerle  eşeğine bindirilip eve gönderildi.

İstenilenleri  yakalanma korkusundan dolayı  kâğıda değil de beynine yazmıştı. İstasyondaki rutin kontrolün ardından eve geldiğinde çevredekilerin  işitemeyecekleri ses tonuyla isyan eden  annesini   yatıştırdıktan sonra bir ara  gizlice  dedesinin yanına gitti. Gördüklerini ve duyduklarını anlattı. Mustafa Efendi çok üzülmüştü. Fakat ne olursa olsun mücadeleye devam etmeleri gerekiyordu. “ Elbet defolup gidecekler bizden şehitler olsa da onlardan daha çok eksiliyor. Pes etmeyeceğiz.” diyordu.

Bir iki gün sonra tekrar gönderildiğinde dedesinin araştırıp öğrendiği düşmanın cephaneliğinin yerlerini  bildirirken mücahitler  palandaki  ihtiyaçları  boşaltıyorlardı. İşittikleri haber işlerini kolaylaştırmıştı. Sepetlere üzümleri doldurup gönderecekleri sırada:

“Küçük mücahit İsa, verdiğin haber bize çok güzel bir rota çizdi. Bir daha gelişinde bizi burada görmeyecek olursan getirdiklerini şu gördüğün toprak damın içinde bir köşeye sakla  dön. Arada biz buraya uğrar alırız. Mevsim sonu olduğu için asmalarda üzümler azaldı. Toplayabildiğin kadar topla Ermeni kadınına ve Fransız askerlerine de üzümlerin azaldığını söylersin.  Çok selâmlar.”

İsa bir daha gidişinde dedikleri gibi mücahitlerden kimseyi görememişti. Getirdiklerini, tarif ettikleri tek  odalı  toprak  damın  bir köşesine saklayarak   bulabildiği  birkaç salkım üzümle döndü. Eve geldiğinde sepetler boştu zira geçitte hepsini almışlardı.

Başka gidişinde yine kimseyi göremedi getirdiklerini toprak damlı odaya saklamak için girdiği zaman gözlerine inanamamıştı zira önceki getirdikleri yerinde duruyordu. Yaşı küçüktü ama kısa zamanda vatanını ve mücahitleri düşünecek kadar büyümüştü. İçini kaplayan üzüntünün derecesi ölçülemezdi. Birkaç dakika,  önceden bırakmış olduğu erzakların önünde diz çökmüş vaziyette  sesli hıçkırıklarıyla inen gözyaşlarını kollarına silerek bekledi. Gözleri bir köşede bıraktığı gibi duran erzaklardaydı ama beyni, mücahitlerin nerelerde  olabileceklerini  çözmeye çalışıyordu.  “Yoksa, yoksa…” derken  beyninden geçeni dilinden dökmeye cesaret edemiyordu. “Hayır hayır yanlış düşünüyorum, mutlaka buradan çok uzak bir noktadan savaşa devam ediyorlardır onun için dönememişlerdir.” diyerek ayağa kalktı. Eşek,  dışarıda çevresinde yiyebileceği otlar olduğu hâlde  uzanıp yememiş âdeta yol arkadaşının hüznüne ortak olmak istercesine sessiz sessiz  İsa’yı seyretmekteydi. İsa, eşeğin üzerindeki palanı açmaya gerek duymadan yularından tutarak bir müddet birlikte yürüdü. Hazan  mevsimi başlamış, uğultulu rüzgârın  önünde  yapraklar havalarda uçuşup  yerlere düşmekte iken İsa âdeta başka âlemde yürümekteydi.  Yorulduğunu  hissedince hayvanı bir tümseğin önüne çekti üzerine binerek  yoluna devam etti. Sepetlere hiç üzüm  koymamıştı. Geçitte üzüm soran Ermeni kadınına içindeki derin ıstırabın etkisiyle hıçkırarak üzümün bitmiş olduğunu artık getiremeyeceğini söyledi. Bu haber hoşlarına gitmediyse de  yapacak bir şey yoktu.

Eve geldiğinde annesinin sert bakışlarını görmemezlikten gelerek arkada beklemekte olan dedesine sarıldı ve kimse fark etmeden gördüklerini anlattı. Yüzünü dedesinin gömleğine dayamış ağlıyordu. Merakla yanına gelen annesine, gelirken eşekten düştüğünü  söyledi. Annesinin, içindeki ızdırabını hissedince: “Tamam anne  söz bir daha gitmeyeceğim. Zaten  üzüm de bitti.” diyerek annesini rahatlattı. Daha geniş haberler almak için torunuyla kendi evine doğru yürüyen   Mustafa Efendi duyduğu haberden  çok etkilenmişti.  Torununun başını okşarken arada kendi gözyaşlarını da siliyordu. İçinden: “ Demek ki buraya kadarmış.” diye düşündü. Fakat ne olursa olsun izlerini bulup yardımını sürdürecekti.

Geçen  zaman içerisinde İsa’nın verdiği güzel haberler düşmanın cephaneliklerinin imhasına yaramıştı. Gün geçtikçe  zayıfladığını ve halkın kanının son damlasına kadar mücadeleyi bırakmayacağını anlayan hain düşmanlar, 27 Aralık 1921’de Tarsus’un  ve  Çukurova’nın birçok yerlerini yıkıp ekili alanlarını yakarak bölgeyi terk ettiler.

Her ne kadar, yakılma ve yıkılma olmuşsa da  düşmanın  bölgeden  ayrılması  bölge  halkının zaferiydi. O zafer, canını ortaya koyan bütün  mücahitlerin, Mehmet Çavuşların, yaşından büyük işler yapan küçük mücahit  İsa’nın ve onun gibi birçoklarının zaferiydi. O zafer, arka planlarda ihtiyaç  gidermek için maddi manevi yardımlarını ulaştırmağa çalışan vatanperver Türk halkının zaferiydi. O zafer, merkezden bütün yurda saçılan kıvılcımların tutuşturduğu ateşlerin zaferiydi.

Aradan  bir  yıl geçmişti. 27 Aralık  Tarsus’un, 3 Ocak  Mersin’in, 5 Ocak Adana’nın kurtuluş günleriydi. Ankara’dan gelen  emirle 5 Ocak Çukurova’nın kurtuluşu olarak kabul edildi ve ondan sonra her yıl  Adana, Mersin, Tarsus’ta aynı tarihte kutlanmaya başlandı. Birinci kurtuluş bayramında dedesiyle bayrama giden İsa, kalabalığın arasından en önlere geçmeyi başarınca kimi yaya kimi atlarla önlerinden geçen mücahitleri seyretmek ona gurur vermişti. Hiç kimsenin haberdar olmadığı fedakârlığını, acı ve buruk hatıralarıyla sarmalayıp kalbinin bir köşesine gizleyerek halkla birlikte sevinç  gözyaşlarıyla alkışlıyordu geçenleri.

Bu arada bağlarda muhatap olduğu kahramanlardan birini görmek için arandı fakat geçen mücahitler arasında hiçbirine rastlamadı. Neden onları görememişti?  Bunun cevabını ne kendisi ne de dedesi hiç öğrenemediler. Ancak büyük olasılıkla şehit olduklarını düşünerek hüzünle yoğrulmuş  bir bayram sevinci yaşadılar.

Vatan uğruna mücadele edenlerin ve şehitlerimizin ruhları şad olsun. (SON)

8 Yaşında iken ettiği yemine sadık kalarak,  90 yaşına kadar kimseye anlatmadığı anısını  bizlerle paylaşan değerli babam, Merhum  İSA  CUDİ  ÖKTEN’e  saygılarımla… BİLGE ÇALICI       

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz