ERÜ’DE 14. GELENEKSEL JAPON KÜLTÜR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

ERÜ’DE 14. GELENEKSEL JAPON KÜLTÜR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

KAYSERİ ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE JÜRİLER BELLİ OLDU!

KAYSERİ ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE JÜRİLER BELLİ OLDU!

UYUM İÇİNDE ÇALIŞMA VURGUSU

UYUM İÇİNDE ÇALIŞMA VURGUSU

SPOR’DA VEFA GECESİNİN 6.’SI 4 MAYISTA YAPILACAK

SPOR’DA VEFA GECESİNİN 6.’SI 4 MAYISTA YAPILACAK

ERÜ BASKETBOL TAKIMI NAMAĞLUP ŞAMPİYON

ERÜ BASKETBOL TAKIMI NAMAĞLUP ŞAMPİYON

BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN URUP EKMEK
BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN URUP   EKMEK

Her mevsim sırası geldikçe kendi özelliğini sergilerken insanların yaşam tarzları ellerine geçen olanaklar nispetinde boyut kazanmakta. Yaşam mücadelesi birçoklarını, kış mevsiminde sefaletin had safhaya ulaştığı yokluğun kıskacında, doğanın zulmüyle boğuşmaya mecbur eder. Ne olursa olsun bir can vardır ve ömrünün hitamına kadar yürümek zorundadır. Bazen aç bazen susuz kalsa da eli mahkûm yürütecektir hayatını noktalanacak […]

Her mevsim sırası geldikçe kendi özelliğini sergilerken insanların yaşam tarzları ellerine geçen olanaklar nispetinde boyut kazanmakta.
Yaşam mücadelesi birçoklarını, kış mevsiminde sefaletin had safhaya ulaştığı yokluğun kıskacında, doğanın zulmüyle boğuşmaya mecbur eder. Ne olursa olsun bir can vardır ve ömrünün hitamına kadar yürümek zorundadır. Bazen aç bazen susuz kalsa da eli mahkûm yürütecektir hayatını noktalanacak olan son saniye gelene kadar.
Dünya hayatında her insan sınavdan geçtiğine göre, kimimiz zenginlikle, kimimiz fakirlikle bu büyük sınavı başarıyla vermeye çalışırken insanlar arası iletişimlerin önemi ne derece düşünülmekte? Kalp kırmanın kolaylığına kapılırken kör olan gözler, gönül almanın güzelliğini görmekten mahrum bırakılmakta. Genel görünüşün böyle olduğu dünyamızda elbette örnek hareketler sergileyen üstün vasıflı insanlara da rastlanmaktadır. Önemli olan, vicdan rahatlığının huzuruyla yaşamak değil midir? Bir hadis-i şerifte:
“ Komşusu açken, tok yatan hüsrandadır.” deniliyor. Demek oluyor ki muktedir olan her insana verilen rızıkta, mutlaka kendinden fakir olanın hissesi vardır. O hisseyi vakti zamanı geldiğinde, sahibine vermekle mükelleftir.
Yine dondurucu soğuk, yine karakış. Birçokları önceden hazırlığını yapmış olduğu kışın tadını çıkarırken, acaba kimler yeni bir işkencenin kıskacında can çekiştirmekteler. İşte, o kıskacın kanatan dişlerinin arasına sıkışanlardan biri de Hatice Hanım’dı.
Mahalle sakinlerinin derin uykuda oldukları bir pazar sabahı kulakları çınlatan çocuğun sesi sokağı doldurdu. Çocuk: “Anne! anne ya baksana!” diye bağırıyordu.
Kısa bir süre sonra, önünde durduğu apartmanın dördüncü katından pencerenin açıldığını gören çocuk: “Kaç ekmek alacağım?” diye sordu. Nuran: “İki dedim ya oğlum.” diyerek pencereyi kapadı.
Mevsim kış, soğuk ve yağmurlu bir hava hâkimdi. Bir gün evvel yılbaşı gecesini geçiren insanlar, geç vakitlere kadar eğlendikleri için sabah sokaklar büyük sessizliğe bürünmüştü. Yağmur bir hızlı bir yavaş yağmağa devam ediyor, soğuk rüzgârın uğultulu sesi camlara vuran damlalara karışıyordu.
Yakın olan fırından sıcak ekmek almak üzere gönderilen, mahallenin iyi huylu, örnek çocuğu Suat, elini ısıtmak üzere ovuştura ovuştura fırına doğru koşarken sokağın köşesinden gelen ince kısık bir ses işitti. Bir an durdu çevresine bakındı kimseyi göremeyince yoluna devam ederken aynı sesi tekrar işitince durdu, sesin geldiği tarafa daha dikkatli bakmaya başladı… Bir dakika sonra , köşenin iç
tarafında , kırık camları naylonlanmış, çok eski olan evin penceresinden seslenen bayanı gördü. Bu, Hatice adında yaşlı, yoksul bir bayandı. Suat pencereye yaklaşarak: “Buyur teyze bir isteğin mi var?” dedi. Kadın öksürüklerine karışan kısık sesiyle: “Bana da ekmek alır mısın?” dedi. Suat: “Tabii kaç tane istiyorsun?” diye sorunca bayan, çevresine bakındı kimsenin duyamayacağı ses tonuyla: “Urup!” derken dudakları titriyordu. Soğuktan donacak duruma gelmiş olan elini uzattı küçük miktar olan parayı Suat’a vermeye çalıştı.
Şaşkın bir vaziyette ne diyeceğini bilemeyen Suat parayı almadan “Peki teyze.” diyerek oradan uzaklaştı. Suat’ın parayı almadığına çok üzülen Hatice Hanım pencerenin naylonunu düzeltirken titreyen sesiyle: “Çocuk neden parayı almadı ki, herhâlde bana ekmek getirmeyecek.” diye söyleniyor, yoksulluğuna esef ediyordu. “Ya Rabbim daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Kimseye el avuç açıp dilenemem bu hayat böyle geçer mi? Çok zorlanıyorum.” diye kendi kendine söyleniyor, elindeki eski bez parçasıyla gözlerini siliyordu.
Otuz yıl aynı yastığa baş koyduğu eşini faili meçhul bir trafik kazasında kaybetmiş, eline tazminat verilmemişti. Eşi, günlük işlere giden sigortasız işçiydi. Yine de kendi yağlarıyla kavrulup gidiyorlardı. Kazandığı paraya göre harcama yapıyor kimseye muhtaç olmadan geçinmeye çalışıyorlardı.
Suat, bu yaşlı ve yoksul teyzesinin durumundan çok etkilenmişti. Fırına doğru hem yürüyor hem de düşünüyordu. “Bu zamanda yarım ekmek alınmazken ben nasıl urup ekmek isteyebilirim?” diyordu kendi kendine. Fakat ne olursa olsun bir çaresini bulup mutlaka ekmek getirecekti o yaşlı hasta teyzesine. Fırına geldiğinde elindeki paraya baktı rahatladı zira üç ekmek alabiliyordu. Birkaç dakika sıcak ekmeğin çıkmasını bekledi. Bu arada kendisi de ısınma fırsatı bulmuş oldu. Eldiven takmayı unutmuş, elleri donmuştu âdeta. Ekmekler çıkınca, ikisini ayrı, birini ayrı sardırdı, parayı verip fırından çıktı, eve doğru yürümeye başladı.
Önce yaşlı teyzesinin penceresini çalarak ekmeğini verdi. Ekmekten ümidini kesen Hatice Hanım: “Parayı almadın oğlum.” dedi. “Hediyem olsun para istemem.” dedi Suat ve evin yolunu tuttu. Kapıda yolunu bekleyen annesine paranın üstünü verirken, ayrıca bir simit alıp gelirken yediğini söyleyerek, bayana aldığı ekmeğin açığını kapamaya çalıştı. Ayrıca, isterse harçlığından kesebileceğini şakayla karışık sözlerine ekledi. Suat, annesini verdiği izahatla inandırmağa çalışırken içinde oluşmakta olan acıyı sindirmenin mücadelesini veriyordu.
Aslında her ne kadar zararsız ve aynı zamanda iyilikle sonuçlanan bir yalan olsa da nihayet yalan söylemişti. İçine düştüğü bu durumu hazmedemiyordu. Bir iki gün sonra hem kendini rahatlatmak hem de yaşlı bayanın yardıma muhtaç olduğunu belirtmek düşüncesiyle annesine gerçeği anlatmağa karar verdi. Öyle ya, bu kadar düşkün bir insana kim acımazdı. Hele onlar kendi ailesiyse. “Evet evet söylemem lâzım benim aldığım bir ekmekle bitecek iş değil bu. Mutlaka büyüklerin el uzatması gerekiyor. Urup ekmek aldıracak kadar yoksul olan bu kadıncağızın daha nelere ihtiyacı yoktu ki. Ne yiyor ne içiyor çevresi tok yatarken o nasıl bir açlığın mücadelesini veriyordu. Üstelik çok da hasta idi.”
Vakit kaybetmeden ağlamaklı titreyen sesiyle:
-Anne sana bir şey itiraf edeceğim fakat kızmayacaksın. Nuran, oğlunun durup dururken itiraf etmesini gerektiren bir suç işlediğini düşünerek:
-Kızmamı gerektirecek bir şey mi yaptın oğlum?
-Aslında değil fakat yalan söylemek zorunda kaldığım için belki kızarsın.
-Suat oğlum çıkar ağzındaki baklayı. Hadi şimdi gerçeği itiraf et. Et ki hangi konuda yalan söylediğini bileyim. Suat, söylemekle söylememek arasındaki gelgitlerini bir yana bırakıp bütün cesaretini toplayarak:
– Anne ben… diyerek biraz bekledikten sonra ekmek ve simit konusundaki yaptığını anlatmağa başladı. Anlatırken gözlerini annesinin gözlerinden ayırmıyordu zira annesinin sinirli veya mutlu bakışlarını keşfetmeğe çalışıyordu. Annesi bu küçük yardımseverin gözlerinde toplanan akmaya hazır gözyaşlarını merak ederken tebessüm dolu bakışlarla ve sükûnetle dinledi.
Çocuğunun söyleyecekleri bitince göğsüne yaslayıp saçlarını okşayarak:
-Vay benim yardımsever merhametli oğlum. Bahsettiğin bayan Hatice Hanım, mahalleye yeni geldi. Elimizden geldiği kadar ona yardım etmeye çalışıyoruz fakat gizli yaptığımız için senin haberin olmamış. Keşke durumumuz çok iyi olsaydı da daha çok yardım edebilseydik bizim de babanın aylık kazancından başka bir gelirimiz yok. Bu yaptığın hareketle beni gururlandırdın.
Annesinin övgü dolu sözlerinden kuvvet alan Suat gözlerini silerken:
– Oh be kızmadın değil mi anne?
-Tabii kızmadım. Kendiliğinden bunları düşünmen gurur verici. Hiç kızılır mı çok iyi etmişsin, diyerek oğlunu rahatlatan Nuran, her ne kadar fazla gelire sahip değillerse de bu konuya daha fazla eğileceğini düşündü.
O gün annesinin hazırladığı bir tabak yemek ve ekmeği sevinerek yoksul teyzesine götürdü. Evin kırık tahtalı giriş kapısına eliyle vurmaya çalıştı, bir dakika kadar bekledi tekrar kapıya vurmağa başladı. Bu arada evin kapı aralığından ve pencerenin kırık camından duman çıkıyordu. Suat aniden ürpererek yaşlı teyzesinin ölmüş olabileceğini düşündü.
Birkaç saniye bekledikten sonra kapıya daha hızlı vururken, aynı zamanda yüksek sesle ihtiyar teyzesine “Teyze! Hatice teyze!” diye sesleniyordu. Suat , aradan üç dakika geçmişti ki yoğun duman sızan kapıyı zorlayıp içeriye girmek isterken, gıcırdayan sesiyle ağır ağır kapının açıldığını gördü. İçinden oh çekerek şükretti. Hatice Hanım omzuna attığı eski el örmesi yün şalını düzeltirken karşısında Suat’ı görünce bulanık gözlerinin derinliğinden yansıyan gülümsemeyle:
-Hoş geldin oğlum sen o gün bana ekmek getiren çocuksun değil mi derken musallat olan yoğun öksürüğün arasında nefes almaya çalışıyordu. Suat:
-Evet teyzeciğim bak sana bu sefer ekmek ve yemek getirdim, dedi. Yaşlı bayan çocuğun elinden getirdiklerini alırken bol bol dua etti. Suat eve doğru hızlı adımlarla hem yürüyor hem de “Allah’ım bize verdiğin rızıklardan dolayı sana ne kadar şükretsek az. Annemi babamı başımızdan eksik etme. Kim bilir daha ne kadar böyle yardıma muhtaç insan var.” diyordu. Eve ulaşıncaya kadar yoksulluğun getirdiği açlığı ve sefaleti düşünüyordu.
“Kapısından penceresinden dumanlar çıkan o evde nasıl yaşanırdı ne yakmağa çalışıyordu ki böyle duman yapmıştı. Yardımsever birinin yıkılıncaya kadar Hatice Hanım’ı oturttuğu evin ne kadar çok eksiği vardı. İçini ısıtamadığı gibi her yağmur yağdığında kırık kiremit aralarından inen suların altına tabak, kova ne bulursa koyarak ıslanmamaya çalışıyordu. Yine de zaman zaman sokakta alaçık kalmadığı için hâline şükrediyordu.”
Yoksul teyzesinin durumundan etkilenen Suat, evlerinin kapısından içeri girerken Allah’ın izniyle bir gün bol para kazandığında öyle yoksul insanlara yardımcı olacağını düşünürken bütün varlıklı insanlar gelirleri nispetinde muhtaç olanlara yardım ellerini uzatsalar hiç düşkün insan kalmaz, diyordu.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz