TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

TEMAD, DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜNÜ KUTLADI

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

AGÜ İNŞAAT BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE SAHADA UYGULAMALI DERS

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

SANAL GERÇEKLİK TIRI KAYSERİ’DE

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

BİLİNMEYEN YAKIN TARİH (5)
  • MUSTAFA METEİSLAMOĞLU
    • MUSTAFA METE İSLAMOĞLU
    • m-meteislamoglu@hotmail.com
    • 13 Aralık 2016 - 13:44:16

Kızıl Oğuzlar
Hüseyin Şekercioğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün mensup olduğu Kızılkocalılar ya da Kızılcalı Türklerinin, Oğuzların Kızıl Oğuzlar boyundan olduğunu belirtir. Kocacık Yörükleri ya da Türkmenlerini aynı “Yörük grubu” olarak ele alır. Bunların “Oğuzların Kızıl boyundan olduğunu düşünür. M.S. 1041 yıllarında Hazar Denizi’nin güneyinde ve güneybatı bölgesinde Tahran, Kazvin, Reşt, Zencan ve Tebriz bölgelerinde oturan, “Kızıl Özen” ya da “Kızıl Ören” Irmağı bölgesinde yaşayan ve İldeniz Hükümdarlarından Arslan Şah’ın oğlu “Kızıl Bey”in oymakları olduğu için bunlara “Kızıl Oğuz-Türkleri” adı verilmiştir. Bunlar, M.S. 1061 yılında Hazar Denizi’nin batı kıyısındaki Kızıl Özen yani Kızılören Meydan Savaşı’na girdi. Sonra bunlara Kızıl Örenliler ya da Kızıl Özenliler denildi. Başlarındaki Kızıl Bey 1041 yılında ölünce bu boylar, Selçuk Hükümdarlarından Tuğrul Bey’e bağlandı. Oğuzoğlu Mansur Bey, Göktaş Bey, Dana, Anasıoğlu, Boğa ve Kızıl emrinde Anadolu’ya doğru akınlara başladılar.
Kızıl Oğuz Türkmenleri 1071 Malazgirt zaferinden sonra Kars, Erzurum, Erzincan ve Sivas illerine doğru akınlara başladı. Sivas ve Tokat illeri arasındaki Kelkit Vadisi’ni aldı.
Kızıl Oğuz Türkmenleri, Bugün Sivas’ın kuzey doğusundaki Suşehri, Refahiye, İmranlı arasındaki Kızıldağları ile Anadolu’nun iç bölümünü kapsayan Kızılırmak Irmağı’na kendi adını verdi. Anadolu beylikleri zamanında Kızıldağlar ile Yeşilırmak Irmağı’nın ilk çıktığı Tozanlı Vadisi ve Kelkit Vadisi’nde yaşamaya başladılar. Kelkit beylerine bağlı olan Kızıl Oğuzlar, önce Danişmend ve daha sonra Niksar’ı başkent yaptılar. Osmanlıların ilk zamanlarında merkezleri Tokat iline bağlı Reşadiye İlçesi ile Ordu İlinin Mesudiye İlçesi arasında bulunan ve Kızılözenliler yurdu olarak anılan ve bugünkü Reşadiye İlçesi’ne bağlı Kızılören Köyü çevresinde, beylik haline geldiler.
Onların 1410 yıllarında kurduğu beyliğe, Kızıl Ahmetliler Beyliği adı verildi. Beyliğin yöneticisi Kızıl oğlu Ahmet Bey’di. Kızıl oğlu Ahmet Bey ve kardeşleri Amasya, Çorum ve Sivas illerini aldı. Canıkelini yani Ordu, Samsun ve Giresun ile Şebinkarahisar yöresini ele geçirdi. Kızılırmak ve Yeşirlırmak bölgesini fethetmek isteyen Osmanlıların karşısına çıktı, sık sık isyanlar çıkarmaya ve kentleri talan etmeye başladılar.
Osmanlı Hükümdarı Sultan 2. Murad’ın emri ile Osmanlıların Amasya Valisi Yörgüç Paşa, Kızılahmet Oğullarını ortadan kaldırmak için 1424 yılı içinde bir plan hazırladı. Kızıl Ahmet Oğullarını, maiyetindeki askerleri ile birlikte, Amasya Kalesi’ne çağırdı. Burada bir şenlik düzenledi. Sonra onları, Amasya Kalesi’nin eteklerindeki zindanlara doldurarak yaktı ve saman dumanı ile boğarak öldürdü. Böylece Kızıl Ahmet Oğulları birliği bozuldu ve bir çok Kızılca Örenliler ya da Kızıl Oğuz Türkmenleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerine sürgün gönderildi.
Evlad-ı Fatihan
Evlad-ı fatihan kavramı genel olarak Rumeli’nin fethi sırasında Anadolu’dan göç ettirilip bu bölgeye yerleştirilen Türkleri ifade eder. Çoğu Konya-Karaman dolaylarında olduğu için bunlara Konyar da denir.

14’üncü yüzyılda Rumeli fetihlerinde komutan ve asker olarak görev alan kişilere bazı ayrıcalıklar tanındı. Benzeri ayrıcalıklar bunların çocuklarına ve torunlarına da verildi.
Batıya yönelik fetihlerin ilerlemesiyle birlikte Rumeli’ye gönderilen Yörüklerin sayıları giderek arttı. Bu yüzden bunlar askeri bir örgüte bağlanarak ayrı bir yasa ve düzene tabi tutuldular. Fatih Kanunnamesi’nde Yörüklerle ilgili kayıttan bunların askeri bir yapıya tabi oldukları ve eşkinci olarak seferlere katıldıkları anlaşılıyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ayrıntılı Yörük kanunnamesi hazırlandı. Böylece bunların hukuki statüleriyle askeri-mali yükümlülükleri daha da belirgin hale getirilmiş oldu. 17’inci yüzyıldan başlayarak Yörükler dağılmaya, ocak nizamları bozulmaya başladı. Bunda, 17’inci yüzyılın başlarında Avrupa’daki sürekli savaşlar, timar sisteminin alt üst olması, yeni askeri kuruluşların ortaya çıkması ve bozuk ekonomik koşullar önemli rol oynadı. 1697’de yapılan yoklamada evlad-ı fatihanın 1.116 hane ve 16.582 kişi olduğu belirlendi.
Bu sayılara göre her altı kişiden birinin çeribaşı buyruğunda sefere katılması, öbürlerinin ise her sefer sırasında 50’şer kuruş bac ödemesi öngörüldü. Eskinciler de sefere giderse, bu para sınırlardaki askerlerin masrafı için harcanacak. Aslında bu örgütlenme önemli bir yenilik getirmiyor. 16’ıncı yüzyıldaki organizasyonu yeniden canlandırıyordu. Bu çerçevede ilk tahrir, evlad-ı fatihan zabiti atandığı anlaşılan Belgrad muhafızı Vezir Hasan Paşa tarafından yapıldı. 1102 (1691) yılına ait olan ve Defter-i Piyadegan-ı Evlad-ı Fatihan adını taşıyan bu defterde (BA, KK, Mevkufat Defteri, nr.2737) Rumeli eyaletindeki evlad-ı fatihanın piyade miktarı nefer ve hane olarak verildi, ayrıca koyun sayıları kaydedildi. Defterde evlad-ı fatihana ait Çatalca, Silvi, Çorlu, Burgos (Lüleburgaz), Tekfurdağı (Tekirdağ), Baba Atik (Babaeski), Hasköy, Hayrabolu, Kırkkilise (Kırklareli), Hatuneli, Rus Kasrı, Aydos, Ahyolu, Karinabad, Yenice-i Kızılağaç, Yanbolu, İslimye, Zağra-i Cedid, Zağra-i Atik, Çırpan, Kızanlık, Tatarpazarı, Filibe, Çirmen, Edirne, Cisr-i Ergene Sultanyeri, Malkara, Kavak, İpsala, Ferecik, Mekri, Dimetoka, Kavala, Bereketlü, Demirhisarı, Yenice-i Vardar, Vodina, Toyran, Avrathisarı, Selanik, Karaferye, Cumapazarı, Çarşamba, Misivri, Petriç, Usturumca, Tikveş, Radovişte, İştip, Dupniçe, Gümülcine, Yenice-i Karasu, Çağlayık, Drama, Pravişte, Serez, Karadağ, Pravadi, Yenipazar, Hacıoğlu Pazarcığı, Balçık, Babadağı, Hırsova, Karasu (Tekfurgölü), Silistre, Çardak, Hezargrad, Rusçuk, Yergöğü, Tırnova, Ziştovi, Lofça, Hotaliç (Servi), Osmanpazarı (Atakilise), Eskicuma ve Şumnu kazalarıyla Ereğli, Vize, Saray, Yanbolu kazası nahiyeleri, Karlıoğlu (Köpesti), Filibe kazası nahiyeleri, Uzuncaova Hasköy nahiyeleri, Bazargah, Boğdan, Lankaza, Kemeriye ve Tozluk nahiyelerinde toplam 16.582 nefer, 1116 hane bulunduğu ve 10.552 adet koyunları olduğu yazıldı. Bu rakamlar evlad-ı fatihan gruplarının Balkanlar’ın iskanındaki rolleri bakımından önemlidir.
Evlad-ı fatihan örgütü varlığını 19’uncu yüzyıl ortalarına dek sürdürdü. Bu sırada yeni düzenlemeler de yapıldı. Buna rağmen, evlad-ı fatihan gruplarının dağılması önlenemedi. Bunun üzerine Tanzimat Fermanı’ndan sonra eski ayrıcalıkların korunması mümkün olamadı. 1845’te yayınlanan bir fermanla evlad-ı fatihan örgütü kaldırıldı.

Karaman ve Yöresi Tarihi
İç Anadolu’nun en önemli kentlerinden birisi de Karaman’dır. Karaman kentinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak yapılan arkeolojik kazılar sonucu bulunan belgelerden, önemli bir yerleşim bölgesi, ticaret ve kültür merkezi olduğu anlaşılıyor.

Karaman, M.Ö.6000 yılından beri yerleşim yeri olduğu biliniyor. Önce Hititler yaşamış Karaman’da. Bu dönemde bir askeri ve ticaret merkezi idi. Karadağ ve Kızıldağ’da Hititler’den kalma yazıt ve şekiller var. M.Ö.7’inci yüzyılda Friglerin, 6’inci yüzyılda da Lidyalılar egemen oldu kente. Bu yüzyılın sonlarında da Pers egemenliği altına girdi.
Kent klasik dönemlerde Lykonia bölgesinde Laranda olarak biliniyor. M.Ö.322 yılında Yunan Kralı Perdikkos ve Filippos tarafından işgal edildi. Sonra da Antıgon ve daha sonra da Selevkos’un eline geçti. MÖ.1’inci yüzyıla kadar Anadolu’da bulunan krallıkların elinde kaldı. Roma döneminde, yerel krallardan Derbe hakimi Antipakros’un yönetimine girdi. Daha sonra da Galatlar egemen oldu kente.
Derbe, antik kent olarak bilinir. Bugün Karaman’a bağlı Ekinözü (Aşıran) Köyü yakınlarındadır. Hıristiyanlar Hz. İsa’dan sonra, Michael’i dinsel lider olarak kabul ederler. Michael’in mezarı Derbe’dedir. Karaman ve çevresinde özellikle Karadağ üzerinde birçok manastır ve kilise vardır. Kiliselerin 4.ve 9.yüzyıllar arasında yapıldığı sanılıyor. Binbir kilise olarak tanınan kiliselerin çoğunun kalıntıları ayaktadır.
Karaman ve çevresi, M.S. 1165 yılında Anadolu Devleti’inin yönetimine girdi. Anadolu Selçuklu Devleti Moğol egemenliğine girince, Karamanoğulları bağımsızlıklarını ilan edip Karamanoğulları Devleti’ni kurdular. M.S.1235 yılında Moğol istilası sonucu Türk boyları dağıldı. Nureddin (Nure Sofi), dağılan Türk boylarını yeniden bir bayrak altında topladı.
Anadolu Selçuklu Devleti’nde, Moğol istilasından önce ulusal kültürden uzaklaşma, yozlaşma ve yabancı hayranlığı başladı. Hacı Bektaş Veli, Taptuk Emre, Yunus Emre, Aşık Paşa, Sarı Saltuk ve Karamanoğlu Mehmet Bey başta olmak üzere daha birçok kültür tarihinin önemli şahsiyetleri siyasal ve kültürel çalışmalara önem verdiler. Bu şahsiyetlerden Karamanoğlu Mehmet Bey, topladığı ordu ile Konya civarında Moğollarla savaştı. Konya’yı Moğol işgalinden kurtardı ve Karamanoğulları Devleti’nin başkenti yaptı. Bu dönemde Anadolu Selçuklularının resmi dili Arapça, edebiyat dili ise Farsça idi. Yönetenlerle yönetilenler arasında dil konusunda büyük farklılıklar meydana geldi. Dil farkı yüzünden büyük tepki oldu. Mehmet Bey Türk tarihine altın harflerle yazılması gereken 13 Mayıs 1277 günü yayınladığı bir fermanla Türkçe’nin zaferini sağladı. Bu fermanla “Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanılmayacaktır” diyerek Türkçe’nin öteki dillerden üstün olduğunu ilan etti.
Karamanoğulları Oğuz’ların Afşar ya da Salur boyuna mensuptur. Moğol istilasından önce Ceyhun Irmağı (Amu Derya) ile Balhan Dağı çevresine yerleşmişti. Moğol istilası yüzünden 13’üncü yüzyılın ikinci yarısına doğru yurtlarından ayrılarak Anadolu’ya geldi. Türkiye Selçuklu Sultanı 1’inci Alaeddin Keykubat tarafından 1228 yılında Ermenek çevresine yerleştirildi.
Karamanlı oymağının lideri, Nureddin (Nure) Sofi’dir. Nure Sofi, Anadolu’da geniş alana yayılan Babai tarikatına girdi. Baba İshak, Selçuklu yönetimine karşı ayaklandı. Nure Sofi de her Babai gibi onlarla birlikte savaştı.
Nure Sofi’den sonra yerine oğlu Kerimeddin Karaman geçti. Kerimeddin Karaman, bölgedeki Türkmen beylerini çevresinde topladı. Sonra, Türkiye Selçuklu Devleti’nin Moğol istilası karşısında içine düştüğü zor durumdan yararlanarak, bölgede faaliyette bulundu. Taş-eli ve İç-el (Silifke) bölgelerine arka arkaya akınlar düzenledi. Çukurova Ermeni Kontu’nu iki kez bozguna uğrattı. Türkiye Selçuklu Devleti’nin yönetimi altındaki Ermenek’i ele geçirdi. Bu arada “Ermenek Bey’i” unvanını aldı. Mensup olduğu oymağın adı ile anılacak Karamanoğulları Beyliği’nin temelini attı. Böylece Karaman oymağı, kısa sürede hem Selçukluların hem de Ermenilerin çekindiği bir kuvvet haline geldi.
-12-
Cumhuriyet’in ilanından sonra da Konya İline bağlı olan şehrin Larende adı Karaman olarak değiştirildi. 1989 yılı Haziran ayında T.B.M.M. kararı ile Türkiye’nin 70. ili olma özelliğini kazandı. İlin ilk Valisi Ş. Ergun Özakman, ikinci Valisi ise Aydın Arslan’dır.
Karaman ve çevresine Türk unsurları içinde “Kızıl Oğuzlar” ya da “Kocacık Yörükleri”nin yerleştikleri görülür. Bunlar Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün Anadolu’nun her yerinde görülen “Kızıl” ve “Koca” ile başlayan köy, belde, mezra, dağ, ırmak vb. bütün yer isimleri, Kızıl Oğuz Yörüklerinin anılarını gösterir. Bu anıları bugünden yarına taşımaktadır.
Karaman İlinde bugün Kızıl Oğuz Yörüklerinin yerleşim birimi olarak anılarını yaşatan köylerden birisi “Kızılkuyu Köyü”dür. Yönetsel olarak bakımdan Kazım Karabekir İlçesine (eski adı Gaferyad, Kasaba) bağlıdır. İkincisi ise Kızılkaya Köyü’dür. 1936 yılında bucak merkezi oldu. Merkez ilçeye bağlıdır.
Kızıl Oğuz yerleşimleri arasında en önemli olan köy de Kızıllarağini Köyü’dür. Bir başka köy de Kızıllar olup, bugün Taşkele olarak anılıyor.
Kasabanın tarihi M.S.2-3.yüzyıllara kadar uzanıyor. Yörede bulunan ve harabe halindeki “Manzara”, “Zamzana” ve “Miske” gibi yerleşim yerlerinde yapılan tespitler ve ortaya çıkarılan buluntular Geç Roma, Erken Hıristiyanlık, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşır.
Kızıllar-Taşkale Beldesi, aynı zamanda doğal ve tarihi güzellikleriyle bir turizm beldesidir. İncesu mağaraları, Asarini Mağarası, Taş Ambarları (doğal Tahıl Ambarları), Manazan Mağaraları, Gürlük Pınarı Taş Camisi, Orta Cami, Orta Köprü, Tarihi Evler, Tarihi Misafir Odaları gerçekten görülmeye değer turizm unsurlardır.
Burada üzerinde durmamız gereken bir önemli husus; Atatürk’e ait olan çiftliklerden birinin Kızıllar-Taşkale’ye 41 kilometre uzaklıkta bulunan “Sarıtay Çiftliği” olmasıdır. Adı geçen çiftlik, 1936 yılında düzenlenen Tapu Defteri’nde 1017 sıra numarası ile “Reis-i Cumhur Kemal Atatürk Hazretlerine” şeklinde kayıtlanmıştır. Bugün idari bakımdan Küçük Koraş’ın sınırlarında bulunan Sarıtay Çiftliği, anayola 5100 metre uzaklıkta ve 100 hektarlık bir alana sahiptir.

Türk Dili Fermanı
Anadolu’yu, ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında 13’üncü yüzyılda Türkçe’yi resmi dil olarak ferman eden, Anadolu’da Türk birliğinin koruyucusu Karamanoğlu Mehmet Beyi de saymak gerek…
Malazgirt Zaferi’nden sonra, Anadolu’da yepyeni bir devlet kuran Selçuklu Türkleri, Orta Asya’dan birlikte getirdikleri Oğuz Boylarını, bölge bölge Anadolu’ya yerleştirmişler, Anadolu’nun kısa sürede Türkleşmesini sağlamışlardı. Bunlar arasında, 13’üncü yüzyılın başlarında İçel bölgesinde Uç Beyi olarak yerleştirilen Salur Türk oymağı da vardı. Salur oymağını Nure Sofi oğlu Kerimeddin Karaman idare ediyor, bu yüzden bu oymağa Karamanlılar deniyordu. 5. BÖL. SONU

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz