Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ALİ RIZA NAVRUZ

BİR BEKLEME ZAMANI…

Bu haber 07 Şubat 2019 - 11:33 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.
BİR BEKLEME ZAMANI…

1995 yılında yayınlanan “Renksiz Dünya” ve 1999 yılında yayınlanan “Dağlar Ses Vermiyor” isimli hikâye kitaplarından sonra avuçlarıma düşen 3.hikâye kitabıdır Nurkal KUMSUZ’un BİR BEKLEME ZAMANI isimli bu kitabı. Eserin kapak tasarımı Ahmet Ersagun Çelebi tarafından hazırlanmış. 136 sayfadan oluşan kitap, Lâçin Yayınları’nın 219 numaralısını oluşturuyor. Yayına hazırlayansa Mehmet Çelebi… Nisan 2010 tarihi ise bu çocuğun doğum günü… Kitapta; “Bir Bekleme Zamanı” isimli hikâye ile başlayan ve “Kitapları Nereye Koymalı” isimli hikâye ile biten tamı tamına 23 adet hikâye mevcut…

“Beynimin kıvrımlarında hep dolu bir şeyler vardı..” dediği gibi yazarımızın, kitap hakkında benim yüreğimin kıvrımlarında olanları siz okuyucularıyla paylaşmayı bir borç bildim… Tabii ki bir şairin, bir nesirden anlayabildiği kadarıyla!..

Edebiyatın bir yazım türü olan hikâyenin geçmişine şöyle bir göz atarsak, onun kaynağına tâ Hind coğrafyasında ulaşırız. Bin bir Gece Masallarının hikâyelere kaynaklık ettiği zaten söylenmektedir. Hikâyelerin yazılı olarak ortaya çıkışları ise çok daha sonraki dönemlere rastlar.

Bu girişten sonra yazarımız Kumsuz’un ‘Bir Bekleme Zamanı’ isimli kitabının geneline şöyle bir göz atalım. Hikâyelerin hemen hepsinde akla aykırı diyebileceğimiz bir olay göremiyoruz. İyi ki de göremiyoruz! Eğer ki; bu tür olaylar yazılmaya çalışılsaydı ikinci bir iş olarak akla uygunluğunun yazar tarafından sağlanması çabası güdülecekti sanırım… “Yine O Palto” isimli hikâyenin konusunda aykırılık gözükse de, yazarı tarafından kabul görülmediği adeta vurgulanıyor. Hikâyelerin büyük bir kısmı “durum” ağırlıklı olmasına rağmen, yer yer de “olay” içerikli olanlar göze çarpmaktadır. Gereksiz çevre tasvirleriyle okuyucuyu sıkmama kaygısı sanırım ki yaşanmıştır. Hikâye kahramanlarının karakterlerinin gölgede bırakılmaması çabası da herhalde iyi bir hikâyecinin özelliğidir. Bu konuda yazarımız olması gerekeni, olması gerekli noktaya oturtmuş…

Özellikle Durum ağırlıklı hikâyelerin tuvaline yansıyan dil rengi, derinliği olan tam bir mensur şiir tadında yansıyor ruhlarımıza. Nasıl mı? “Gözlerinin önünde mavi elbisesiyle Elvan/İçini dolduran çığ/ Çığ ile Elvan arasında daralan yol/Boşluk/Gürültü/Çığ düştü/Ve geride sıcak geceyi dolduran sessiz bir ayaz kaldı…/ “ (İçime Bir Çığ düştü S:90) 

Hikâyelerin anlatımına bakacak olursak; Nurkal Kumsuz, durum içerikli olanlarda birinci ağız, olay ağırlıklı olanlarda da, daha çok üçüncü ağız (ilahi ağız) kullanmış gözüküyor gözüme, gönlüme… Ayrıca yazarımızın belirgin üslubu olan kip kaymalarını bu kitaptaki hikâyelerinde görememenin nedeni hala zihnimi kurcalamakta… Mutlaka bilmediğim bir nedeni vardır diye düşünüyorum.

Hikâyelerde; bilinen coğrafya (köy-kasaba) ve tanıdık yüzler ele alınmış. Yazar tarafından en iyi bilinen mekânların ve kahramanların seçilmiş olması yazarımızın işini de bir hayli kolaylaştırmış. Ayrıca da hikâyelerin, yaşanmışlık ürünü oluşunun bir belgesi olmuş bu durum. -Çoğu hikâyenin kısa oluşu nedeniyle belki de- olayların geçtiği çevreye beklediğim ayrıntılar yeterince katılmamış. Katılsa idi inanıyorum ki hikâyeye konu olan yerler daha canlı bir hale gelirdi okuyucu zihninde. Kipling’in “Tepelerin Basit Hikâyeleri”ndeki hikâyelerin önemli sırrı sanırım ki buradan geliyordur. Edgar Poe’nin hikâyeleri belki de bu yüzden en çok okunanlar arasında yer almaktadır.

Sayın Kumsuz’un kitabındaki hikâyelerin pek çoğunda serim bölümü yok gibidir bana göre. Çünkü olayın geçtiği yer, yani dekor belli başlı nitelikleriyle bu bölümde neredeyse tanıtılmıyor. Ayrıca olayın kahramanlarını da bu bölümde hem fiziki hem ruhi yapı olarak tanımamız gerekirken tanıyamıyoruz gibiyiz yeterince ve daha sonraki bölümleri taramak zorunda kalıyoruz hep. Bu uygulamayı eksiklik olarak görmüyorum tabii ki. Bu da bir yazım tarzı olmalı ki; hikâyelerin giriş bölümleri yazar tarafından özellikle bilerek ve isteyerek makaslanmış… Ayrıca Çehov’un şu sözü de yazarımızı etkilemiş olabilir; “Güzel hikâye yazmak için yazdıklarınızın başını ve sonunu atınız.”

“Bir Bekleme Zamanı” kitabındaki hikâyelerin düğüm bölümü’ne bakacak olursak; olayların başlayıp açılması, merakı artıracak durum alması, kişilerin diyalogları bu bölümü oluşturuyor. Hatta fazlasıyla… Bu bölümde yazarımız fiil cümleleri yanında isim cümlelerini de yeterince kullanmış ve böylece bir çeşitlilik sağlarken okuyucuya yansıyabilecek sıkıcılığı da önlemiş neredeyse. Yine bu bölüm çok ustaca kullanılmış olarak göze batıyor. Öyle ki hikâyenin bu bölümünde yazarın değil kahramanların karakteri daha çok ön planda gözüküyor. Olması gereken de budur şahsi düşünceme göre.

“Bir Bekleme Zamanı” isimli hikâyedeki uzunluk (26 sayfa) nedense, lüzumundan öte uzun gibi geldi bana. Hikâyeler genel özelliği ile üç ya da beş sayfa gibi kısa olmalıdır diye düşünüyorum. Bu durum diğer hikâyelerin hepsinde uygulama alanı bulmuştur…

Hikâye planında üçüncü nokta çözüm bölümü’dür. Bu bölüm bazen bir paragrafla bazen de bir cümleyle bitmeli ve asıl üzerinde durulan fikir burada sunulmalıdır okuyucuya. Öyle de olmuş hani!.. Ateşi Dondurmak ya da Buzu Eritmek hikâyesinin bu bölümüne bir göz atalım; “ateşi donduran bir atmosferden buzları eriten bir iklime taşıdığın hayatın, kör zamana ışık saçıyor. Bu akşam iyi ki kaybolmuşum. Bundan sonraki yol ayrımlarında buzu eriten sevgin bana da kılavuzluk edecek…” Umudun Gökkuşağı hikâyesinde; “İyilik umudun gökkuşağıdır. Ben gökkuşağını sayende gördüm..”

Yazarımızın şiire olan yakınlığı hikâyelerine iyice sinen bir naftalin kokusu gibidir. Yazarımız Nurkal Kumsuz’a sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA