BEŞİKTAŞ’TA İLK HEDEF DENİZ TÜRÜÇ VE  GÜRAY VURAL

BEŞİKTAŞ’TA İLK HEDEF DENİZ TÜRÜÇ VE GÜRAY VURAL

BAKAN ÖZHASEKİ MHP İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ

BAKAN ÖZHASEKİ MHP İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ

YILMAZ KARACA: YEREL BASINA “CANSUYU” ZAMMI ONAYLANDI

YILMAZ KARACA: YEREL BASINA “CANSUYU” ZAMMI ONAYLANDI

SGK VE VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NDAN KTO ZİYARETİ

SGK VE VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NDAN KTO ZİYARETİ

DEVELİ’NİN ÖRNEK MUHTARI YİNE İŞ BAŞINDA

DEVELİ’NİN ÖRNEK MUHTARI YİNE İŞ BAŞINDA

BİR HİKÂYEMİ ANLATIYORUM…
  • İBRAHİMPEKBAY
    • İBRAHİM PEKBAY
    • ibrahimpekbay@kayserihakimiyet2000.com
    • 14 Mart 2018 - 12:32:57

Ben doğduğumda, dedemin babasının adını koymuşlar bana…

İbrahim Ağa, Kayseri’deki söylemi ile İpram Ağa…

Yeni doğan nasıl “Ağa” olur, düşünmemişler. Çünkü büyüğün adı koyulunca, saygı olsun diye, O’na nasıl hitap ediliyorsa, yeni doğana da öyle hitap edilirmiş.

Yıl 1950…

Babamın memuriyeti nedeniyle Kayseri’den çıkıp gurbetin yollarına düşüyoruz. Uzun yıllar, yıllık izinler dışında ki o da nadir, Kayseri’ye gelemiyoruz. Doğduğumuz şehirden uzak, doğduğumuz şehre yabancı.

Yıl 1964…

Babamın tayini Maraş’a (O zaman Kahraman değildi) çıkıyor ve bugünkü adı ile Kahramanmaraş’a geliyoruz.

Bu arada askerlik çağımız da yaklaşıyor ama ön yoklama yaptırmam gerekiyor, Kayseri’ye gidemiyorum.

Rahmetli Ramazan Dayıma mektup yazıyorum ki nüfus cüzdanımı göndersem sen yoklamamı yaptırır mısın? Dayım “Elbette, gönder” diyor, gönderiyorum ve ilk yoklamam yapılıyor…

Aradan iki yıl geçiyor, yıl 1966 ve akranlarımıza muhtarlıklardan celp emri geliyor, benim için gelen bir şey yok.

Merakla mahallemiz muhtarına gidiyorum. Beni tanıyor, “Kazım Ağanın oğlusun değil mi” diyor, gelen celp kâğıtlarını karıştırmaya başlıyor. Ne var ki benim celp kâğıdı yok.

Muhtar “Bir de askerlik şubesine git” diyor, gidiyorum Kaleönü Askerlik şubesine. Anlatıyorum derdimi, bakıyorlar kayıt yok…

“Yok” diyorlar, “Sen Nüfus Müdürlüğüne git bir de” diyorlar…

Geliyorum Nüfus Müdürlüğüne, ilgililere derdimi anlatıyorum, “Askerlik celp kâğıdım çıkmamış, şubenden gönderdiler” diyorum, nüfus cüzdanımı da veriyorum.

Memur kütüğü çıkarıyor, sayfayı açıyor, çoğu eski Türkçe yazılar ile yazılmış, hemen her tarafı yırtılmış koca kütükte sayfamızı buluyor…

Bir kütüğe bakıyor, bir bana bakıyor, ben de ona bakıyorum n’oluyor gibisinden.

Memur; “Sen ölmüşsün” diyor!

Bu kez defterin üzerine ben eğiliyorum, benim ismimin üzeri, 1947 de ölmüş olarak kırmızıçizgi ile çizilmiş ama iki satır yukarıda adını aldığım dedem halen sağ görünüyor.

Olay aydınlanıyor, kayıtlar düzeltiliyor, askerlik celp kâğıdım çıkarıyor, gidiyorum şubeye, paldır küldür Askere sevk ediliyorum. Hani iki gün daha geciksem, “Devre Kaybı” denilen duruma düşeceğim.

Diyeceksiniz ki bu hikâyede ne var!

Ben 17 yaşında hastalandığımda, bana 6 aylık ömrün kaldı demişlerdi de, onlara adını aldığım dedem 98 yaşında ölmüştü, 100 yaşından evvel öleni demiş Allahtan böyle bir dilekte bulunmuştum. Kabul olur veya olmaz o başka mesele…

Geçenlerde e-devlet üzerinden soy ağacımızı çıkarttım.

Adını aldığım dedem, 1860 yılında doğmuş ve halen de “Sağ” görünüyor. Yani şu anda 158 yaşında yaşıyor görünüyor…

Ben, 98 yaşını istedim ama 158 yaşına nasıl varayım, olacak iş mi?

XXX

Pazartesiyi Salı’ya bağlayan gün ve gece sabaha kadar meclis çalıştırıldı, kavga-gürültü arasında “İttifak Yasası” diye bilinen seçim kanununda yapılan değişiklik mecliste AKP-MHP oyları ile kabul edildi.

Muhalefetin temel itirazlarında biri de mükerrer oy, yani ölülerin diri olarak gösterildiği bir seçmen listesi ile doğru bir seçim yapılamayacağı…

Benim de kendi soy ağacımdan tespit ettiği bu durum, Türkiye’de birçok ailede yaşandığını biliyoruz.

Takdir milletindir…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz