VATANDAŞI 1 MİLYON TL DOLANDIRAN ŞAHISLAR ÖZEL EKİPLER TARAFINDAN YAKALANDI

VATANDAŞI 1 MİLYON TL DOLANDIRAN ŞAHISLAR ÖZEL EKİPLER TARAFINDAN YAKALANDI

AGÜ SPOR, BOTAŞ DEPLASMANINDA KAZANDI:54-56

AGÜ SPOR, BOTAŞ DEPLASMANINDA KAZANDI:54-56

ANADOLU BAĞCILAR SPOR-KAYSERİ ERCİYESSPOR:3-0

ANADOLU BAĞCILAR SPOR-KAYSERİ ERCİYESSPOR:3-0

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

ÇÖL KAPLANI FAHRETTİN PAŞANIN ŞANLI MEDİNE MÜDAAFASI
  • OSMANEFEKERE
    • OSMAN EFEKERE
    • OSMANEFKERE@kayserihakimiyet2000.com
    • 29 Aralık 2014 - 17:15:35

1299 yılının Ocak ayında Selçukludan bayrağı devralan Osmanlı; mazlumlara sevinç, zalimler korkuydu. Üç kıta ve yedi denizde hükümran ve bir cihan devleti Osmanlı son zamanlarında çok trajik olaylara sahip oldu. Kaderin bir cilvesi olarak yine bir ocak ayında Osmanlı askeri, Fahrettin Paşa komutasında Medine’yi Terk etmeye zorlamış, ancak o kahraman şanlı bir direniş göstermiştir. Sizlerle bu kahramanın şan ve şeref dolu Medine müdafaasını paylaşmak istiyorum.

Çöl kaplanı Fahrettin paşa 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imzalanmış olduğu halde kendisine gelen elçileri reddetmiş ve “sözümüz var. Peygamberimizi asla yalnız bırakmayacağız. Al bayrağımız Medine semalarında dalgalanacak” demişti. Sözünü de tuttu, 10 Ocak 1919 tarihine kadar da 324 kahramanıyla birlikte bekledi peygamberin kabrini. İngiliz oyunlarına, Bedevilerin isyanlarına, açlığa, susuzluğa, 50 dereceyi aşan kavurucu sıcağa, başta İspanyol nezlesi olmak üzere türlü hastalıklara karşı direnen ve ağır çöl şartlarına direnen canla başla mücadele ederek savundular. Medine-i Münevvereyi çekirge yediler, aç kaldılar, çamurlu su içtiler, can verdiler ama cananı vermediler. Hz. Peygamberin kabrini son ana kadar savundular. Medine müdafaası, göz yaşartan destansı bir kahramanlıktır, Fahrettin paşa ve Mehmetçiğin unutulmaz mücadelesidir. Salgın hastalık nedeniyle asker kırılmasın diye istemeyerek, zorla olsa da Fahrettin paşa ayrılmak istemedi. Ancak zorla alıp götürdüler. Hele giderken bir veda edişi var ki ne kalemle anlatmak ne de filmle canlandırmak mümkün. Fahrettin paşa hastalığına rağmen kefenine bürünüyor, peygamber efendimizin kabrine gidiyor ve saatlerce orada kalıyordu, orada kaldığı müddetçe seviniyor, içini bilinmez bir huzur kaplıyordu. Günden güne paşayı yıpratan hastalık kendi dertlerini unutmaya çalışan ve hep aklının bir köşesinde şu düşünce tap taze duruyordu; “burayı teslim etmemek! Ne olursa olsun buradan ayrılmamak”. Ve devamında şöyle diyordu: “evlatlarım! Bir söz verdik. Kutsal şehri isyancılara vermeyeceğiz, elimizden ne gelirse yapmalıyız; ta ki son mermi, son er ve son kana dek… Bu azim, bu kararlılık dayanma gücü verecektir. Bunu hiç unutmayın! Ümitsiz olmayınız. Bakın, bayrağımıza iyi bakın, o her hangi bir bayrak değildir. Şu an devletimizin düşen birçok kalesi var, ele geçirilen birçok şehri var, ama burası son kaledir. Devletimizin son direnme noktasıdır. Belki bizim bu gayretimiz diğerlerine de örnek olursa, her yerde ittifak etmiş düşmanlara, yedi düvele karşı koyarız!”

“ELVEDA PEYGAMBERİM… BEN SENİ BIRAKIP                                                          GİTMİYORUM… VALLAHİ BENİ ZORLA GÖTÜRÜYOLAR…”

Fahrettin paşa, Hz. Peygamberin huzuruna çıktı, bir köşeye çöktü, yüzünde mahcubiyet vardı, peygamber efendimizin kabrini çevreleyen gümüş parmaklıkları eliyle sildi, heyecanlandı, zayıf düşen bedeni sarsıldı ve dilinden şu sözcükler dökülmeye başladı: – efendimiz… Bu kulunuz size karşı mahcuptur. Huzurunuzda söz vermişti. Askeriyle de söz vermişti. Bilmenizi isterim ki, efendimiz ben, sizi asla bırakmayacağım. Ben burada türbenize vuran geceye dahi kızmaktayım. Ben ki, titreyen bir mum gibi ışık olur, kabrinizin üstüne düşme cüretkârlığını gösteren karanlığı dağıtırım. Ben ki, bir çınar gibi ayakucunuzda, gözümü kırpmadan beklerim efendim. Ben ki, gökyüzündeki yıldızları bir bir toplar, ayakucunuza sererim efendim… Fahrettin paşanın teslim olmaya hiç niyeti yoktu, çaresiz ve zorla Medine terk edilirken paşa kılıcını eline aldı, sesi titriyordu, sararıp solmuştu: “efendim kılıcımı size emanet ediyorum sözümde duramadım. Ben gitmiyorum ama götürüyorlar. Buna şahit olun efendim ancak ben gitsem de ruhum sizinledir.  Bayrağım! Al bayrağım! Kızgın kumlarda yatan şehitlerim! Gazilerim! Elveda! Efendimiz elveda! Ben gitmiyorum.. Götürüyolar! Beni zorla götürüyolar!! Vallahi götürüyolar!… Fahrettin paşa hançeresini yırtarcasına bağırıyor, gitmemek için ayak diriyordu, ancak bir zamanlar kumanda ettiği emir verdiği subaylara karşı koyuyordu. Medine’den uzaklaşırken o dayanılmaz feryadına devam ediyordu.

Fahrettin paşa, Medine’den sonra İngilizlerin Mısır, Kasr el Nil kışlasında altı ay esir kaldı. Esirken bile şerefle taşıdığı üniformasını bir gün olsun sırtından çıkarmadı. Malta’ya sürüldü ve iki yıl esir hayatı yaşadı. Aynı zamanda İstanbul’da da idam cezasına çarptırıldı. Mustafa Kemal paşanın teşebbüsleriyle Malta’dan diğer tutuklananlarla birlikte serbest bırakıldı. İtalya, Almanya ve Rusya üzerinden gelerek 2 Ağustos 1921’de Türkiye’ye ayakbastı. Fahrettin paşanın cesaretine çölde hayran olan binlerce insan çocuklarına “Fahri” ismini verdi. Hatta bedevilerin bazıları çölde ürken develerine, “ne o, Fahri paşayı mı gördün?” dedikleri rivayet edilmektedir. Fahrettin paşa 22 Kasım 1948 tarihinde 80 yaşındayken vefat etti. Kabri Rumelihisarı mezarlığındadır, kendisine Allah’tan rahmet diler şükranlarımı arz eder, ruhu şad olsun mekânı cennet olsun, Allah ondan razı olsun. Ruhuna el Fatiha…

Selam ve saygılarımla…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz