Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

CUMALİ-3

Bu haber 19 Şubat 2019 - 12:04 'de eklendi ve 12 kez görüntülendi.
CUMALİ-3

Düğün süresince çalgıcıları rahat bırakmaz. Sanatlarını iyi icra etmeleri konusunda sık sık uyarılarda bulunurdu. Üç gün süren düğünün son gecesinin şafak vaktinde, köy meydanında yakılan bir ateşin etrafında halaya durulur, “seher davulu”

denilen eğlencede ayakta yan yana dizilen gençlerin oluşturduğu sıranın son halkasını tamamlar, müzik eşliğinde yapılan ritmik hareketlere uymaya çalışırdı. Öndeki grubun söylediği, “Yüksek odalarda mangal kömürü, ellerimi yaktı martin demiri” benzeri türküler, halay bitiş grubu tarafından nakarat edilir, duygulanan Cumali kendinden geçerek, yorulmadan yılmadan gün doğana dek eğlenirdi.

Diğer köylerden gelin almaya gidildiğinde veya başkalarının kendi köylerine gelin götürmeye gelişlerinde düğün alayının en önünde bayraktarlık yapan Cumali’nin, “Hazırlardan mı geliyorsunuz, Hızırlardan mı, bayrak alemini yıldızını nerden aldı, peygamber çeşmesinden su içenle, evliya çeşmesinden su içen arasında ne fark vardır?…” benzeri karşılama sorularımn cevaplandırılmasında çok zorluk çekilirdi. Kendi köy seymenlerini cezadan kurtarma görevi de elbette onun işiydi.

Düğün bitene dek, hanımı Nimet de boş durmaz, kadınlara yönelik geleneksel törenlerde görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışırdı. Yollukları4 dağıtmak, küçük paketler halinde hazırlanmış kınaları evlere ulaştırmak, kına gecesinde kullanılacak malzemeleri temin etmek, davetlilerin düğün çerezini eşit ve bol miktarda alabilmelerini sağlamak, özellikle çocukları sevindirmek de onun görevleri arasındaydı. Bu hizmetleri karşılığında Cumali Nimet çiftine, düğün bitiminde yüklüce bir bahşiş verilir, ayrıca erkek evi tarafından, ilaveten gömlek, eşarp, kazak, çorap türünden hediyeler de gönderilirdi…

Ramazan ayı merakla beklenir, sevinçle karşılanırdı Melik köyünde. Oruç başlamadan bir hafta kadar önce ilçede kurulan pazara giden köyün yaşlı erkekleri, kadınları ramazan ayı süresince kullanılacak tahin, kayısı, hurma, üzüm kurusu benzeri maddeleri bolca alarak köylerine dönerlerdi. Bu işe “ramazan kayıdı” denilirdi. Yeme içme, yardımlaşma ve misafir

4 Düğün öncesi yakın akraba ve arkadaşlara gönderilen giysi, kumaş cinsinden hediye.

ağırlamanın daha çok ağırlık kazandığı bu kutsal günler elbette hazırlıksız geçirilemezdi. Oruç başlamadan birkaç gün önce varlıklı ailelerden birinin reisi veya köy muhtarı, maddi durumu iyi olan evlerden birer temsilci çağırıp “cumacelik”5 verilen evler için yardım talebinde bulunurdu. Toplanan paralar işin ehli birine verilerek pazara gönderilir, onun alıp getirdiği gıda maddeleri ev sayısına göre eşit şekilde paylaştırılarak ramazanın başlamasından evvelki ilk perşembeyi cumaya bağlayan gece tespit edilen evlere dağıtılırdı. Böylece fakir fukara da oruca hazırlıksız başlamamış olurdu.

İftar vaktini, köyün Harman Mahallesindeki yüksek tepeye çıkarak bekleyen çocuklar, imamın cami minaresinde görünmesini sabırsızlıkla beklerler, ezan okunmaya başlar başlamaz, “Ezan okundu!… Ezan okundu!…” naraları ile evlerine doğru koşarlardı. İftar yemeği genellikle toplu olarak yenir, kadın çocuk ayrımı yapılmazdı. Sekiz dokuz yaşındaki çocuklar arada bir tuttukları oruçları, babalarının ellerini öperek, “Orucumu sana veriyorum,” deyip o günkü tuttukları oruçlarım büyüklerinden birine devretmiş olurlar, karşılık olarak kendilerine koyun, kuzu veya bir miktar para verilirdi. Bu durum çocukları oruç tutmaya alıştırmak için yapılan bir teşvikti.

Teravih namazında köy camisi dolar taşardı. Namaz öncesi kadınlar, çocuklar camiinin “tahtalı” denilen üst balkon bölümünde, büyük erkekler ise alt kısmında namazlarını eda ederlerdi. Eğer imam genç birisi ise köyün hayta gençleri teravih namazım hızlı kıldırması için imama gizli gizli yalvarırlar, bazen de bu istekleri yerine getirilirdi. Bu defa da duruma yaşlılar itiraz ederlerdi. Teravih namazı sonrası kadınlar belirli evlerde toplanarak dini sohbetler ederler, özellikle namaz kılmada, dua okumada yaptıkları hataları düzeltmeye çalışırlar, erkekler ise köy kahvehanesini doldurup dini, tarihi sohbetlerini masalara toplanarak koyulaştırırlardı. Ramazan gecelerinde

5 Her hafta cuma geceleri, varlıklı ailelerin fakir komşularına yiyecek, içecek, gıda türünden kimseye görünmeden, gizlice gece karanlığında götürdükleri sadaka.

kahvehanelerde kâğıt oyunları oynanmaz, bazı günler imam efendi de aralarına davet edilerek konuşması dinlenirdi. Kutsal kandil gecelerinde çay vs. içeceklerden para alınmaz, kahvehane sahibi tarafından ikram edilirdi. Arada bir seyyar köy satıcılarının konuk olduğu bu mekânlarda uzun pazarlıklar sonunda halı, tava, tencere, kazak benzeri eşyalar satın alınır, bu satıcıları misafir edip erlik6 yemeğini onlarla birlikte yiyebilmek için yarışılırdı. Kahvehane sohbetleri çoğu günler erlik vaktine kadar sürerdi.

Cumali köyün değişmez sahur davulcusuydu. Ramazan gelmeden önce nöbete hazırlanan asker gibi, sakladığı davulunu yerinden çıkarır, itina ile elden geçirdikten sonra,görevine hazır hale getirirdi. Onun erlik davulu çalışı bir âlemdi. Genellikle geç vakitlere kadar köy kahvehanesinde oturduktan sonra ikide bir kolundaki saatine bakar, böylece işini ciddiye aldığı havasını verirdi. Sonunda omzuna davulunu takarak, “Bismillah… Haydin ağalar ben gidiyorum, siz de artık yavaş yavaş evinizin yolunu tutun,” diyerek sokaklara düşerdi. Kapı kapı dolaşıp davulunu çalar, hiç kimseyi uyandırmadan geçmezdi. Işığı yanan her ev, onun için erliğe kalkmış, uyanmış demekti. Huyunu bildiklerinden şakalaşmak, Cumali’yi kızdırmak isteyen bazı köy sakinleri kasıtlı olarak evlerinin ışıklarını yakmazlar, uyanmamış, uyuyor numarasına yatarlardı.

Cumali ise, ışığı yanmayan evin kapısında davuluna vur babam vur… Taa ki evde bir canlılık belirtisi olup ışıklar yanarak, “Sağ ol Cumali uyandık,” denilene kadar. Geç kalkan bazı tiplere de öfkelenip, “Heeey!… Mısır da sağır sultan bile uyandı. Yoksa dünya mı değiştirdiniz, kalkın artık!…” şeklinde bağırırdı.

Kendi yaşında olan arkadaşları ve yaşça daha büyük olan bazı köylüleri Cumali’ye bol bol şaka yaparak onu kızdırırlar, Öfkelendiği zaman saydığı sözlere, küfürlere aldırış etmezler gülerlerdi. Kimseye lafı, sözü batmaz, daha sonra bir şekilde gönlü alınırdı.(Devam Edecek)

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA