googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

DOKSANCIK KUŞLARI-3

Bu haber 05 Mart 2019 - 11:20 'de eklendi ve kez görüntülendi.
DOKSANCIK KUŞLARI-3

“Verirler yavrum verirler. Haziran ayına doğru yavrularını yuvalarında besleyip büyüten anne baba serçeler, onlara uçmayı öğretmek amacıyla evlerine yakın mesafelere götürüp getirirler. Gidilip gelinen yer ise genellikle en yakınlarındaki ağaç dalları olur. Annelerin buraya kondurdukları yavru serçeler acemi, tecrübesiz ve güçsüz olduklarından tehlikeleri fark ederek uçup kaçamazlar. Böylece toy yavruların ağaç dallarına konduğunu takip eden çocuklar sapanlarının ön kısımlarındaki bölüme küçük çakıltaşlarını yerleştirip gerdikten sonra aniden bırakıp içindeki taşın, kurşun hızıyla hedeflerine doğru yol almasını sağlarlar. Taş hedefe isabet ederse minik serçe anında can verip ağacın altına düşüverir.”

“Ay! Ne kadar korkunç, ne kadar kötü!… Acımasız çocuklar.”

“Yaa… Fazla üzülme kızım. Şimdilerde sapan kullanan fazla çocuk kalmadı. Zaten yeteri kadar kuş da kalmadı.”

“Serçe yaz kış yaşadığı yeri terk etmez, zorluklara göğüs gerer. Kış aylarında donma, açlık tehlikesini göze alır. Minnacık bedenini canını tehlikeye atar. Zira barındığı toprakları çok sever. Öteki bazı kuşlar gibi sırtım dönüp arkasına bakmadan muhitini terk etmez. Vefalı vatan bekçisidir. Ben onları sınırlarımızı bekleyip güvenliğimizi sağlayan Mehmetçiklerimize benzetirim.

Bu yüzden diğer kuşlardan daha çok severim.”

“Kuşları biz de seviyoruz. Serçeleri daha çok seviyoruz.”

“Aslında bu gece size başka bir kuş hikâyesi anlatacaktım ama vakit çok geç oldu. Uykunuz da geldi. O hikâyeyi de uygun bir zamanda anlatırım artık.”

“Ne olur anlat!.. Henüz uykumuz gelmedi.”

“Yarın nasıl olsa tatil, okul yok. Anlatır mısın dede?”

“Çocukları kırma baba,” dedi Ahmet.

“Pekâlâ, şimdi sizlere gerçekten yaşanmış hüzünlü bir kuş hikâyesi anlatacağım. Umarım dinleyen herkes bu olaydan bir ders çıkarır. “Doksancık Kuşlarını anlatacağım.”

“Doksancık Kuşları mı?”

“Evet Doksancık Kuşları.”

Halim Dede, bahsettiği hüzünlü hikâyeyi umumi istek üzerine yavaş yavaş anlatmaya başladı.

“O memleketin görmüş geçirmiş bilge kişilerine güvenilirdi. Tahminleri yorumları doğru çıkardı. Tecrübeleri ve bilgi birikimleri sayesinde, yaşanabilecek doğa olaylarını “sezerlerdi. Bu yüzden önemli zamanlarda onlara danışılarak görüşleri doğrultusunda tedbirler alınır; kara, tipiye, yağmura, sele hazırlıksız yakalanılmaz, zor durumlar kolay atlatılırdı. Onlar söyledikten sonra gerçekleşen her olay, kendilerine duyulan saygı ve itibarı daha da artırırdı. Kavak ağacının yapraklarının sonbaharda üst kısmında veya alt dallardan dökülmesine göre o kışın şiddetli veya hafif geçeceği, havanın baskı ve bunaltısına göre yağmurun yağıp yağmayacağı, yağacaksa ne zaman başlayıp, nasıl biteceği, doluya fırtınaya çevirip çevirmeyeceği. Havanın ayaz durumuna bakılarak sis ve don olaylarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, çevredeki ağaç dallarının sallantısına bakılarak fırtına çıkıp çıkmayacağı önceden tahmin edilerek bilinirdi.

Bilge kişilerinin yanı sıra, o yörede aynı zamanda akıllı kuşlar da yaşarlardı. Bu kuşlara halk arasında “DOKSANClK KUŞU” denilirdi. Doksancık kuşları yuvalarını çevredeki sarp dağlar ve derelerdeki kayalıkların ulaşılamayacak kısımlarına yaparlar, böylece kendilerini hem güvende hissederler, hem de başka canlılar tarafından rahatsız edilmekten kurtulmuş olurlardı. Yiyeceklerini yabani ağaçların meyveleri, bitkilerin tohumları, yabandaki böceklerden, küçük canlılardan karşılarlar, yerleşim alanlarına fazla uğramazlardı. (Devam Edecek)

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER