googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

DOKSANCIK KUŞLARI-5

Bu haber 07 Mart 2019 - 11:49 'de eklendi ve kez görüntülendi.
DOKSANCIK KUŞLARI-5

İçleri kıpır kıpırdı. Bir an önce bir araya gelip hasret gidermek için sabırsızlanıyorlardı. Bu yüzden yuvasının önünü açıp içerisini havalandırıp ferahlatan her kuş ailesi hiç beklemeden uçarak Gelin Kayasının üzerine kondu. Kısa zamanda hepsi aynı yerde toplandılar. Sarılıp kucaklaştılar, hal hatır sordular. Sonra kontrol yapıp gelmeyen olup olmadığını araştırdılar. Herkes tamamdı. “Eksiksiz bahara eriştik şükür,” dediler. İçlerinde hasta ve sakat olan da yoktu. Bu durum da çok sevindiriciydi. O gün yiyecek aramak için uçmaya çıkmadılar. Sohbet ettiler. Ertesi günden itibaren o işlere bakacaklardı.

Gece yuvalarında üşüdüler. Birbirlerine sarılıp titreyerek sabahı etmeye çalıştılar. Evlerinin kışlık koruma bölümünü yıktıklarına pişman olmuşlardı.

Sabah olunca havalanıp yakın mesafelere uçuşlar yaptılar. Hava soğuk olduğundan uzaklara gidemediler. Üşüyerek tekrar yuvalarına dönmek zorunda kaldılar. Üstelik tek bir yiyecek kırıntısı dahi bulamamışlardı. Ortalık hâlâ kış gibiydi sanki. Bir hafta süreyle bu şekilde, eskiden bol yiyecek bulup beslendikleri muhitleri dolaştılar. Ortalıkta ne bir böcek, ne bir yiyecek, ne bir tohum, ne de meyve bulabildiler. Oysa ağaçların yaprak açmış, her tarafta tırtırların, böceklerin hareket etmiş olması gerekiyordu. Zor durumda kalmışlar yiyecekleri de tükenmişti.

Bu duruma bir çözüm yolu bulabilmek amacıyla haberleşerek Gelin Kayasında tekrar toplandılar. Böyle, birkaç gün daha sürerse açlıktan ve soğuktan ölmeleri işten değildi. Tecrübeli, yaşlı kuşlardan birkaçı, ‘Yarın toplu olarak Üzüm Vadisi’ne uçalım, orası bereketlidir. Yiyeceği boldur. Yükseltisi az olduğundan bahar erken gelir. Otlar bitkiler başka yerlere göre daha erken yaprak açar, gelişirler orada. Biraz uzak ama ne yapalım. Kendimizi zorlayıp gidip gelebiliriz…’ teklifinde bulundu. Anaç kuşların önerisi kabul edildi. Zaten başka çareleri de yoktu.

Ertesi gün tekrar bir araya geldiler. Yaşlı bir kuşun rehberliğinde Üzüm Vadisi’ne doğru uçmaya başladılar. Bir saati geçen yorucu bir yolculuktan sonra vadiye varabildiler. Bir müddet konaklayıp dinlendiler. Soluklandıktan sonra yiyecek aramaya koyuldular. Akşama kadar dolaştılar. Bir şey bulamamış, iyice yorulmuşlardı. Oraya da henüz bahar mevsimi gelmemişti. Ağaçların, kayaların kuytu yerlerine tüneyerek birbirlerine sokuldular. Zor bir gece geçirdiler.

Orada da umduklarını bulamamışlardı. Tekrar yuvalarına, muhitlerine dönmekten başka çareleri yoktu. Bir arkadaşlarının ceviz ağacında bulduğu birkaç cevizi kırarak aralarında bölüşüp tadımlık da olsa lezzetli gıda tatmanın keyfine vardılar.

Çaresiz ve umutsuz bir şekilde havalanarak tekrar geldikleri yöne, yuvalarına doğru uçmaya başladılar. Ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hepsi düşünceli, hepsi yorgun, hepsi karamsar… Aniden kar atıştırmaya başladı. Şaşırıp telaşlandılar. Daha yolları uzundu. Bir an önce yuvalarına ulaşabilmek için kanat çırpışlarını hızlandırdılar. Güçleri, takatleri azalmıştı. Enerjileri tükenmek üzereydi. Kar şiddetini artırdı. Lapa lapa yağmaya başladı. Kısa zamanda her taraf bembeyaz oldu. Kuşların görüş mesafeleri azalmış, önlerini göremez, yönlerini seçemez olmuşlardı. Sırtlarına, kanatlarına düşüp eriyen kar bedenlerini iyice ağırlaştırdı. Uçmakta, havada durmakta zorlanıyorlardı. Sonunda umutlarıyla birlikte dirençleri de tükendi. Teker teker yere düşmeye başladılar.

Düştükleri yerlerde karlar içine gömülmeye başladı minnacık güçsüz bedenleri. Fazla geçmeden üstlerini kar taneleri kapattı. Oldukları yerde solukları kesilip canları çıkıverdi. Varlıkları kayboldu yeryüzünden.

Bu defa yanılmışlardı. Yanılgılarının bedelini de en ağır şekilde canlarını vererek ödemişlerdi. Aslına bakılırsa zavallı doksancık kuşlarınm hesaplarında yanlışlık yoktu. Onlar her şeyi zamanında, doğru yapmışlardı. İnsanoğlunun tüm canlılarla birlikte paylaşmak durumunda olduğu dünyayı sadece kendi özel mülkiyeti gibi kullanarak doğayı tahrip edip, umulmadık zamanlarda beklenmedik afetlere sebep olması insanların suçuydu. Kuşların bu işte ne günahı vardı? Yeryüzünün altında üstünde yapılan nükleer denemeler, ormanların yok edilişi, çevrenin kirletilip doğanın dengesinin bozularak mevsimlerin birbirine karışmasını, yazın kışın belirsizliğini kuşlar elbette düşünemezlerdi.

Artık o memleketin müdavimi, dağlarının doğasının sembolü doksancık kuşları yok. Nesilleri tükendi. Bilge kişileri de tabiat olayları hakkında yorum yapamıyorlar. Tahminleri de tutmuyor zaten. Eski saygı ve alakayı da görmüyorlar.” (SON)

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER