MÜKREMİN  ÇUHADAR, EĞİTİM SİSTEMİNİ DEĞERLENDİRDİ

MÜKREMİN ÇUHADAR, EĞİTİM SİSTEMİNİ DEĞERLENDİRDİ

CHP İL BAŞKANLIĞI’NDA İLÇE BAŞKANLARI TOPLANTISI YAPILDI

CHP İL BAŞKANLIĞI’NDA İLÇE BAŞKANLARI TOPLANTISI YAPILDI

TOMARZA DA COŞKULU İLKÖĞRETİM HAFTASI

TOMARZA DA COŞKULU İLKÖĞRETİM HAFTASI

TDP EKİPLERİ OKULLARI ZİYARET ETTİ, ÖĞRENCİLERİ BİLGİLENDİRDİ

TDP EKİPLERİ OKULLARI ZİYARET ETTİ, ÖĞRENCİLERİ BİLGİLENDİRDİ

SÜMERBANK KAYSERİ BEZ FABRİKASI ÇALIŞANLARI BULUŞTU

SÜMERBANK KAYSERİ BEZ FABRİKASI ÇALIŞANLARI BULUŞTU

DOSTOYEVSKY’NİN “SUÇ VE CEZA” SI ÜZERİNE –V
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 17 Eylül 2017 - 14:45:31

Karakterlerde her zaman uyumdan fazla çelişki ve farklılıkların çatışması hakimdir. Bu anlamda dünya romanının iki devinin; Tolstoy ve Dostoyevski’nin iki karşıt kutbu oluşturduğunu söyleyebiliriz. Tolstoy romanlarında, gözümüzde canlandırabileceğimiz karakterler, doğa tasvirleri falan varken, Dostoyevski ise bu tür tasvirlere neredeyse hiç girmez. Daha çok ruha ve içe odaklanır. Anna Karenina’yı okuyan herkesin aklında bir Anna imgesi uyanırken, Dostoyevski karakterleri ruhsal varlıklar olarak değer kazanır, fiziksel varlıkları neredeyse önemsiz gibidir. Kimi eleştirmenler, Dostoyevski romanlarını “Romantik” romanın bir devamı olarak görseler de, Dostoyevski romanlarının kişileri Romantik dönem romanlarının kişilerinden ziyade Sheakespeare’nin kişilerine benzerler. Rasyonelizmin roman sanatına yaptığı “sınırlandırıcı” etki, Dostoyevski’de hemen hemen hiç görülmez. Ama Hamlet, Macbeth ya da Othello’nun çektiği acılar ve derin çelişkileri Dostoyevski’nin roman kişiliklerine de hâkimdir. Dimitri Karamazov ile Othello arasındaki benzerlik ikisinin de trajedi kahramanları gibi olmasıdır bence.Dostoyevski romanlarının izleklerinin özgürlük, sorumluluk kavramlarıyla, imanın ve insanın kaderinin ilişkisi üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Bu izlekler de genelde dönemin hâkim felsefi görüşleri ile ilişkilidir. Raskolnikov, Nietzsche’nin, sonradan ortaya koyacağı üst-insan fikrine inanan bir karakterdir, kahramanı bir “büyük” kişinin yaşaması için binlerce “basit” insanı öldürmekten çekinmeyecek derecede “güçlü” figürlerdir (Napolyon gibi). Raskolnikov, sonraki romanlarında da ortaya çeşitli biçimlerde çıkacak olan bir nihilist-entelektüel figürdür. Sıradan insanların ahlakının üst-insanlar için geçerli olmadığını iddia eden bir figür! Dostoyevski, neredeyse tüm romanlarında bu tür bir “liberal ahlakın”, insan varlığının “Tanrısal” özü karşısında iflasını ilân eder gibidir.Raskolnikov ve  Svidrigailov “Suç ve Ceza”’da; İvan, Rakitin ve Smerdyakov, Karamazov Kardeşler’de aynı tip entelektüelliğin versiyonlarıdır. Üst-insan için bağlanması gerektiği bir ahlakın olmadığı ve “her şeyin hoşgörülebileceği” bu tip bir “ahlak” hem Suç ve Ceza’da, hem de “Karamazov Kardeşler”’de yıkımla sonuçlanır. Dostoyevski’nin “günahkâr” karakterleri, toplum ve insanlık için mesela bir İvan, Rakitiç ya da Raskolnikov kadar “kötü” değildirler. Hatta onlar günahları karşısında hissettikleri vicdan azabıyla ve acı çekerek kurtuluşa ererler. Bu anlamda günah ile kefaret ilişkisi, vicdan ekseninde Dostoyevski’de arındırıcı bir işlev görür. Hâlbuki, “her şey mübahtır, her şey hoşgörülebilir” diyerek, her türlü ahlakî kriterden üst-insan olarak kendilerini azade görenlerin tutumu, arınma ve kurtuluşla değil, kesin bir ruhsal yıkımla biter. İvan çıldırır, Smerdyakov kendini asar. Dostoyevski’nin büyük romanlarından “Suç ve Ceza” ile Budala, ahlâk sorunsalı üzerine odaklanırken, Ecinniler’de bu sorunsal politik bir kavrayışla birlikte ele alınır. “Delikanlı” ve “Yeraltından Notlar” psikolog olarak Dostoyevski’nin dışa vurumları ise, “Karamazov Kardeşler”, tüm bu unsurların bir  potada eridiği roman sanatının Everesti mahiyetindedir.Romanlarında tekinsiz bir cangıl içindeymişiz gibi hisseder, tuhafın , fantastiğin ve rüya-kabus benzeri bir ortamın içinde çırpınır gibi oluruz. Ancak bu, Dostoyevski romanları için, bu karmaşıklığın içinde ezelî olarak kalma gereğini değil, bundan kurtuluş yolunu imâ eder mahiyettedir (özellikle “Budala” ve sonraki romanlarında). Dünyayı ve hayatı akıldışı gören Dostoyevski’nin, psikologlarca sahiplenilmesi de bu düşüncesi yüzündendir. Ancak Dostoyevski, bu akıl dışılıktan kurtuluşu Tanrı fikrinde ve O’ndan sirayet etmiş vicdan temelli bir ahlâkta bulur. Bu Batı’da anlaşılmaya çalışıldığı gibi ahlâki bir anarşizm değil, bence çok daha saf bir imanın zaferi gibidir. Mişkin, Zosima Dede, Alyoşa…

  • Etiketler

You must be logged in to post a comment.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz