KOCASİNAN AKADEMİ, KADEM’E EV SAHİPLİĞİ YAPTI

KOCASİNAN AKADEMİ, KADEM’E EV SAHİPLİĞİ YAPTI

ÜLKÜ OCAKLARI 23 NİSAN BAYRAMI’NI KUTLADI

ÜLKÜ OCAKLARI 23 NİSAN BAYRAMI’NI KUTLADI

TEMA’DAN OKULLARDA BİLGİLENDİRME

TEMA’DAN OKULLARDA BİLGİLENDİRME

KALDER’İN YÖNETİCİ GELİŞTİRME PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI

KALDER’İN YÖNETİCİ GELİŞTİRME PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI

BİSİKLET TAKIMLARININ KAMP TERCİHİ ‘ERCİYES’

BİSİKLET TAKIMLARININ KAMP TERCİHİ ‘ERCİYES’

EDEBİYAT VE FELSEFE İLİŞKİSİ-I
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 12 Aralık 2016 - 12:51:23

Felsefe ve edebiyat arasındaki ilişkileri değerlendirebilmek için, öncelikle, felsefi olan ile edebi olanın niteliklerini belirlemek gerekir. Bu ise çok kolay değildir. Ancak yine de felsefe ile edebiyat arasında hiçbir ayrım yapılamayacağını söylemek doğru değildir. Bir eserin felsefe mi yoksa edebiyat alanına mı ait olduğu, bu eserlerin söylemine, tarzına, dili kullanma biçimine, felsefe ve edebiyat eserlerinin olmazsa olmaz özelliklerine dayanarak belirlenebilir. Ancak yine de bu konuda elimizde mutlak/kesin ölçütler bulunmamaktadır.
Bu durumun en önemli nedeni ise, felsefe tarihinde yer alan pek çok filozofun felsefe yaparken aynı zamanda edebi bir tarza sahip olmalarıdır. Bu ise aynı zamanda felsefe-edebiyat ilişkilerinin çok eski tarihlerden bu yana sürüp gittiğinin de göstergesidir. Pek çok filozofun aynı zamanda önemli birer edebiyatçı olduğunu görebiliriz. Bunlar arasında Platon, Agustinus, Schopenhauer, Nietzche gibi isimler ilk akla gelenlerdir.
Ancak felsefe tarihinin pek çok önemli filozofu ise eserlerinde edebi bir tarzı kullanmamıştır. Bu, onların filozofluklarından herhangi bir şey eksiltmiş değildir. “Bu örnekler bize şunu göstermektedir: iyi bir filozof olmak için iyi bir edebiyatçı olmak şart değildir. Yine aynı şekilde, iyi bir edebiyatçı olmak için de filozof olmak şart değildir.”) Burada belirleyici olan şey, filozofun felsefesini kurarken, dili kullanma biçimi ve bu konudaki seçimi ve kullandığı yaklaşımdır. Felsefenin konu bakımından sınırlanmasının mümkün olmadığını, insanı ilgilendiren hemen her şeyin felsefenin konuları arasına girebileceğini söyleyebiliriz. Burada yapılabilecek ayrım, daha çok yöntem bakımından olabilir. Felsefi tutumları, ele aldıkları konuyu ve problemi inceleme yöntemi ve konuya yaklaşımı bakımından ayırmak söz konusudur.
Bu konuda Betül Çotuksöken şunları söyler: “Kimi filozoflar, söylemlerini bilimle beslerken kimileri de sanat ürünleriyle, özellikle doğal dile dayalı sanatlarla, kısaca yazınla, edebiyatla beslerler. Hatta zaman zaman felsefi sunuşla, sanatsal sunuş iç içe girebilir ya da bir arakesit sunabilir. Bununla birlikte, durum ne olursa olsun, yine de felsefe kendisi olmaktan çıkmaz; salt sanat haline gelmez. Burada da belirleyici olanın büyük ölçüde bakış açısı olduğu anlaşılmaktadır.”
Felsefe ve edebiyat ilişkilerinden söz edildiğinde, burada konunun iki önemli boyutu vardır: felsefenin edebi bir tarzda yapılması ve edebiyatta felsefi unsurların yer alması. Başka bir deyişle filozoflar düşüncelerinin anlatımında edebiyattan yararlandıkları gibi, aynı şekilde edebiyatçılar da eserlerinde felsefe yapabilmektedirler. Farklı yaklaşımları ve bakış açıları olsa da, felsefe ve edebiyat insana yönelmekte ve onun yaşama dünyasındaki problemlerini ve yaşantılarını anlamaya ve ifade etmeye çalışmaktadır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz