BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

EDEBİYAT VE FELSEFE İLİŞKİSİ- II
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 13 Aralık 2016 - 13:40:50

Edebiyatın felsefe tadı verebileceği gibi, çoğu yerde de felsefenin edebiyata yaklaştığını belirten Afşar Timuçin’e göre, “Edebiyatta felsefeyi felsefede edebiyatı bulduğumuzda uygar insanın gerekli bütünlüğüne kavuştuğunu, bütünsel insana yaklaştığımızı duyarız. Bu ikisi zaman zaman birbirlerine uzak dursalar da, hatta zaman zaman birbirlerinin can düşmanı gibi görünseler de, birbirlerine sen karışma der gibi baksalar da birbirlerinin az çok bağımlısı gibidirler. Felsefesiz edebiyat kim ne derse desin kabasaba bir yönelimin ürünüdür, edebiyatsız felsefe de bir çokbilmişlik bildirisinden başka bir şey değildir. Bir edebiyatın da iyi bir felsefenin de “gelişmiş bir dil bilinci” üzerinde kurulabileceğini vurgulayan Timuçin’e göre, “Anlatım olanaklarını sonsuza doğru zorlayan gelişmiş bir dil edebiyata ne kadar gerekliyse felsefeye de o kadar gereklidir.
Felsefenin dili de edebiyatın dili kadar incelikli olmak zorundadır. Yaşamın o gündelik akışında bile bu ikisi yani edebiyatla felsefe sık sık buluşurlar, bir buluşur bir ayrılırlar: felsefe yapanı edebiyat yapıyor diye, edebiyat yapanı da felsefe yapıyor diye algıladığımız hatta eleştirdiğimiz çok olur.
Edebiyattaki felsefe ya da genel olarak sanattaki felsefe çok özel bir felsefedir, sanatlaşmış felsefedir. Edebiyata olduğu gibi konulmuş felsefe çok zaman sırıtır, iğreti kalır. Felsefedeki edebiyat da çok zaman yapmacık tadı verir. Neden? Felsefe yapan kişi özel olarak edebiyat yapmaya heveslenmiştir de ondan. Batı medeniyetinin gelişmesinde felsefi düşüncenin önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.
Skolastik düşüncenin yerini rasyonel anlayışın almasıyla birlikte Batı toplumunda zihniyet değişimi görülür. Bunun sonucu olarak entelektüel bakış açısı gelişir, farklı ve aykırı fikirler de özgürce dile getirilir. Fransız İhtilâli ile birlikte millî devletlerin doğuşu hızlanır ve modern demokrasinin temelleri atılır. Böylece bireyin etkinliği artmaya başlar. Descartes ile başlayan yeni felsefi hareket insanların ufkunu genişletir. Batı‟da, özellikle Fransa‟da edebî anlayışla felsefi anlayış birbirine paralel olarak ilerler. Diyebiliriz ki, Fransız medeniyetinin oluşmasında edebiyatın büyük bir rolü vardır. Victor Hugo Edebiyat medeniyetin kendisidir, der. Özellikle “Aydınlanma” devri ile birlikte edebî eserler toplumun gelişiminde etkin güç olur.
XIX. yüzyılda Fransız edebiyatının etkisinde kalan Türk aydınları, Batı‟da gelişen felsefi eğilimler konusunda gerekli bilgiden mahrumdu. Entelektüel birikime sahip olan her insan gibi onlar da felsefeye ilgi duydular. Türk toplumundaki değişim süreci XIX. yüzyılda zihniyet değişimi ile ortaya çıkar. Bu değişim, siyasî ve askerî alanda yapılan yeniliklere paralel olarak sosyal ve kültürel alana da yansır. Değişim, Tanzimat devri ile başlar. Tanzimat, bir geçiş ve buhran devridir. Devlet, kendi yaptığı reformların tabii sonuçlarından ilk önce kendisi rahatsız olur ve bu sonuçları durduramamanın sıkıntısı içinde kendi kendisiyle çelişik bir duruma düşer.
Köklü yapısal değişmeyi gerçekleştiremeyen devlet, eski kurumlarla yeni kurumların çatışma alanında bocalayıp durur. Yeni fikirlerle yetişen genç kuşaklar devlet adamlarını zorlar. Eskilerin gözünde genç kuşaklar devleti tehlikeye atan unsurlar olarak görülür. Tanzimat devrinin yeni kurumlarında yetişen gençler, Batı medeniyeti içinde yer almak ve modernleşmek isterler. Türk modernleşmesi diyeceğimiz olgu XIX. yüzyılda aydınların öncülüğünde başlatılan elitist bir proje idi. Bu o kadar kolay değildi. Batı toplumu Rönesans‟tan itibaren “Aydınlanma” devrine kadar önemli bir felsefi değişimden geçer.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz