KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE  DEVAM EDİYOR

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE DEVAM EDİYOR

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR  KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

EDEBİYAT’IN DİĞER BİLİM DALLARI İLE MÜŞTEREKLİĞİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 25 Şubat 2015 - 17:14:37

Edebiyat eğitimi, çağdaş eğitimin önemli merkez noktalarından biridir.

Çünkü edebiyat eğitimi, bireyin kendisini geliştirme, başkalarıyla iyi ilişkiler kurabilme, kendisini başkalarına ifade edebilme, kendisiyle ve çevresiyle barışık bir şekilde yaşamasını sağlama gibi özellikler bakımından bireysel gelişime katkıda bulunan önemli bir eğitim alanıdır.

Edebiyat, derin hisler uyandıran duygu, düşünce ve hayallerin dil aracılığıyla güzel, etkili ve belli bir şekil içerisinde anlatımıdır. Edebiyat, insanlara, hayvanlara ve etrafımızda gördüğümüz ve anladığımız maddî, manevî şeylerle alakalı hususlarda bir fikir, bir felsefe bulmak ve her türlü vaziyet ve hareketler arasında münasebet aramak, sınırlı gibi görülen halleri alakalarıyla genişletmek, takdir hissi verebilecek derecede izah etmektir. E

debiyat, bütün malzemesi ve şekli, kelimelerden kurulan bir sanat abidesidir. Üzerindeki nakış ve renkler, ilmin, dehanın nakış ve renkleridir. Edebiyat, sosyal ilimlerin tercih edilmesidir. Ancak onun sahnesinde her hakikat tecessüm eder. Edebiyat, bütün ilimlerin neticesi ve özüdür. Bunun içindir ki edebiyat, ilim ve felsefenin ilerlemesinden sonra parlaklığını göstermiş ve medeniyet âleminde hâkimiyeti temin etmiştir.

Edebiyat, bazen top, tüfeklerin, bombaların yapamadığı tesiri yapar, onun sihirli parıltıları, bir toplumun karanlıklarını daima aydınlatmağa kâfi gelebilir. Edebiyat, şekli ve yapılışı itibariyle her zaman semaların derinlerine uçabilen bir balondan farksızdır. İlim ve fenden kuvvet aldıkça yok olması mümkün değildir. Edebiyat ne çocuk oyuncağına benzer, ne de “Arşimet” kanunları gibi ciddiyet ve sebat gösterir. Asırdan asıra, halden hale değişen bir hakikattir ki aksini ispat, hiçbir vakit mümkün olamaz. Edebiyat, güzelliğin olduğu kadar çirkinliğin de ifadesidir. Hiç bir ilim ve sanat bu derece etkiye sahip değildir. Edebiyat, musiki gibi yalnız seslerin bestesi değil, kendine mahsus fikir ve duyguların da bestesidir. Edebiyat olmasaydı musiki öksüz kalırdı.

Edebiyat, ilkbaharlarda açan çiçekli ağaçlara benzer. Esen fırtınalardan her ne kadar çiçeklerini dökerse de yine düştüğü yerleri süslemekten geri kalmaz. Edebiyat; muhteva itibariyle de, anlatım tarzı, nazım şekilleri, edebî türler, amaçlar, ilkeler ve hedeflerden oluşmaktadır. Bütün bunlar sanatkârların şahsî üslubuyla zenginleşerek esere yansır.

Böylece okuyucu; bir eser içerisinde sanatkârın ideallerini, hayat dünyasını, değer yargılarını, diline getirdiği zenginlikleri ve duygularını ahenkli bir bütün hâlinde görür. İşte eserin içyapısını oluşturan bu unsurların hepsine birden tür, yani muhteva deriz.

Edebiyatın metodu, güzel olanı, hoşgörüyü, sevmeyi ve sevilmeyi dil aracılığıyla ifade etmesidir. Edebiyat, tarih, ilahiyat, sosyoloji, felsefe, psikoloji, ekonomi vb. bilim dallarından ve onların kullandığı her türlü metottan yararlanmayı hedefler.

Edebiyat araştırmalarında; özellikle tarih, dinî bilimler, sosyoloji, felsefe, psikoloji vb. bazı bilim dallarının metotlarından faydalanılmaktadır. Zira edebiyat araştırmacısı, eserin yazıldığı dönemin sosyal ve siyasî şartlarını, kültürel değişimlerini, toplumun bazı değer yargılarını tarih, dinî bilimler ve sosyoloji yardımıyla ortaya çıkarır.

Bu bilgiler ışığında eserin, edebî akımların, şahsiyetlerin birçok yönden incelenmesi sağlanabilir. Bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bilgiler de özellikle, tarih, ilâhiyat, sosyoloji ve felsefe bilim dallarına malzeme hazırlama niteliği taşımaktadır. Bu durumda tarihçiler, teologlar, sosyologlar ve felsefeciler, edebî araştırmaların sonuçlarından yararlanarak toplumun tarihî, dinî, sosyal ve kültürel yapısıyla ilgili tespitlerde bulunabilirler.

Demek oluyor ki Türk edebiyatının hangi bilim dalında olursa olsun yapılacak olan araştırmalarda onun faydalandığı bilim dallarına bakmak gerekecektir. Çünkü bu edebiyat; kendini besleyebilmek, geliştirebilmek için de diğer bilim dallarının kaynaklarından, kadrolarından ve kullandığı metodundan faydalanmasını bilecektir.

Bunlar da: – “Tarih; Genel tarih, İslâm tarihi, Türk tarihi ve millî kültür unsurları, dinler tarihi; – Mitoloji; Türk mitolojisi, İran mitolojisi, dünya mitolojisi; – Dil Malzemesi; Anonim Türk halk edebiyatı mahsulleri, atasözleri ve deyimler, halk söyleyişleri; – Dinî Bilimler; Dinî inançlar, İslâmî ilimler (Kur’an ilmi, Hadis ilmi, Tasavvuf ilmi) – Sosyoloji; Genel sosyoloji, Toplum sosyolojisi, Edebiyat sosyolojisi” vb.leridir.

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz