AMATÖR SPOR HAFTASI HENTBOL MÜSABAKALARI SONA ERDİ

AMATÖR SPOR HAFTASI HENTBOL MÜSABAKALARI SONA ERDİ

KOCASİNAN’DA ULUSLARARASI FUTBOL TURNUVASI

KOCASİNAN’DA ULUSLARARASI FUTBOL TURNUVASI

KAYSERİSPOR, KONYA MAÇI İLE YARALARINI SARACAK

KAYSERİSPOR, KONYA MAÇI İLE YARALARINI SARACAK

KAYMAKAM DURU, ÖĞRENCİLERE BAŞARININ SIRRINI ANLATTI

KAYMAKAM DURU, ÖĞRENCİLERE BAŞARININ SIRRINI ANLATTI

UYUŞTURUCU OPERASYONU: 5 GÖZALTI

UYUŞTURUCU OPERASYONU: 5 GÖZALTI

EFSANE ADAM-BOZAHMEDİN OSMAN-11
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 11 Şubat 2016 - 16:59:50

ŞEHİR AĞASI

Torun Ağa şehirde itibar kaybetse de bir fırsatını bulup hükümetin partisinde görev almış, siyasî hayatı başlamıştı. Yeniden güç sahibi olmuş, güçsüzler, “Ağam sensin” dedikçe o da Kurtoğlu Cafer Ağa gibi, “Benden korkuyorlar…” deyip etrafındaki insanlara zulmediyordu. Şehirde kendisine karşı gelenleri, kapı tutmaları ile dağa kaldırtıyor, uyuşuk kedi gibi pusturuyordu. Parti, vekiller, vali, kaymakam derken Albay Ali’yle davetlerde gününü gün ediyordu…

Kasabada yakalanan Osman, şehrin merkezinde Cinlioğlu Konak Hapishanesi’nde yatıyordu. Son yaptıkları işten dolayı vefasızlığını görmüş olsa da, Torun Ağa partinin ileri gelen adamıydı. İsterse nüfuzunu kullanır, kendisini kurtarırdı. Şehir eşrafından Varinlioğlu, Cinlioğlu Konak Hapishanesi’ne Osman’ın ziyaretine gitti. Hâl-hatır sormalar ve sohbetin ardından, “denize düşen yılana sarılır kabilinden Varinlioğluna: “Varinliğlu, Torun Ağa’ya söyle, hükümet ellerinde, beni buradan kurtarsınlar!” ricasında bulundu.

Şöhretinin düşmesinden korkan Torun Ağa, Osman hapisten kurtulur. Benim yaptığım silâh kaçakçılığı ve soygun işlerimi hükümet adamları duyar. Partide siyasi kariyerim on paralık olur endişesiyle Osman’dan haber getiren Varinloğlu’na:

“Benim Osman’la bir daha işim olmaz. Ben hükümette yetki sahibi değilim.” dedi. Diğer ağalar da Osman’ın sözüne kulak asmayıp sessiz kaldılar.

Hapishane müdürü Kopuk Celâl namında bir zattı. Hapishane müdüründen çok, uzun boylu kaytan bıyıklı kır saçlı görüntüsüyle tam bir kabadayı görünümündeydi. İşinden, hayattan kopuk birisiydi. Mahkûmlarla yer, içer, sohbet eder, yakası açık gömlek, yelek giyinir. Vali, kaymakam, başkan gibi amirlerinden de tınmazdı. Ucu gümüşlü tespih; boyalı, parlak, sivri burun ayakkabı; eli arkasında ağır ağır, kaykıla kaykıla meydana doğru yürürdü. Celâl Müdür’ün geldiğini gören esnaf ayağa kalkar, hürmet gösterirdi. Meydan çarşısındaki çocukluk arkadaşının iş yerine uğrar, kahvesini içer, sonra yine ağır ağır sağa-sola selâm vererek evine giderdi. Sabahları ağır abi tavırları takınarak mesaisine gelirdi. Hapishaneden kaçmayacağından emin olduğu ağır mahkûmların üç ay günü dolunca, “terbiyeli gezin, dolaşın, söz getirmeyin” diyerek gündüzleri bırakır, geceleri sayım yaptırırdı…Bu huyundan dolayı halk arasında müdürün adı Korkusuz Kopuk Celal’e çıkmıştı…

TORUN AĞA KAVGA EDER

Şehrin yerli ve köklü ailelerinden Süleyman Efendi Kapalı Çarşı girişindeki dükkânında sayacılık yapmakta, çocuklarının nafakasını böyle çıkarmaktadır. Süleyman Efendi, her yıl olduğu gibi, bu yılda Yılanlı Dağı’ndaki bağına göçmüştü. Sabah erkenden oğlu Mehmet’le bağından şehir evine gelmiş, binek atını evin avlusuna bağlayıp kapının sürgüsünü de çektikten sonra, baba-oğul Kapalı Çarşı girişindeki deri dükkânının yolunu tutmuşlardı. Çarşının girişinde her zaman olduğu gibi komşu esnaflara selâmlar verip, “Allah rast getirsin, hayırlı işler ağalar!” dilekleriyle dükkânın saç kepengini yukarı kaldırıp  ”Bismillah” deyip ekmek ve rızık kapısı dükkânlarını açtılar. Oğlu Mehmet dükkânın içini sulayıp temizliğini yaparken, Süleyman Efendi de iş üstlüğünü giydi. Derilerini kesmek için tezgâhının başına geçti. Biraz sonra dükkâna kardeşi Metin gelince tezgâhı kardeşine bıraktı ve oğluna seslendi:

-Mehmet bana bir sade kahve söyle!

-Tamam, Baba!

Süleyman Efendi, keyifle bir yandan sabah kahvesini içerken, diğer yandan gazeteleri gözden geçiriyordu… Okuduğu haberlere canı sıkılmış, biraz da kızgın:

-Bugünlerde iyi bir haber okuyamadık, dünya devletleri ateş içinde yanıyor…”

Gazeteyi büküp köşeye attı.

Tayip Ağa, şehirde bilinen Torun Ağa’nın küçük kardeşiydi. Hükümetin adamı olan Torun Ağa, Tayib’i çok sever, bir dediğini iki etmezdi. İşte bu ağa kardeşi Tayip, Süleyman Efendi’nin iş yerine geldi. İçeridekilere selâm verip bıçak kılıfı için ufak, yumuşak bir deri istediğini söyledi. Süleyman Efendi’nin küçük kardeşi,           Metin:

-Tamam, keseyim Ağa.

Tayip Ağa eliyle duvara dayalı duran deri topunu göstererek:

-Şu büyük deri daha yumuşak, ondan kes!

Süleyman Efendi:

-Tayip Ağa, O deri büyük, heder olur! Keseceğimiz deri de yumuşak.

Bu söze alınan Tayip Ağa:

Benim dediğim deriden niye kesmiyorsunuz? Ben kimim ulan!

Tayip Ağa’nın “ulan” sözüne kızan Süleyman Efendi kardeşi Metin’in yüzüne manalı bir şekilde bakarak:

-Kim olursan ol, sana satılacak derimiz yok! Çık dışarı, git deriyi başka yerden al!

-Kovulduğunu anlayan Tayip Ağa, kafası yerde iş yerinden çıkıp gitti… Tayip, aynı gün ağabeyi Torun Ağa’ ya öylesine bir uğrayıp sohbet ettiler… Söz döndü, dolaştı deri konusuna geldi:

-Süleyman Efendi’nin yanına gittim. İstediğim küçük deriyi kesmedi Ağam. Kardeşi Metin Efendi de beni dükkândan kovdu. Sen ne kadar hükümetin adamı olursan ol! Mebuslarla, Vali Bey’le ye, iç, yat! Bizim bu şehirde itibarımız kalmamış, el kadar deri için kapıdan kovulduk, haberin olsun!  ‘Torun Ağa geliyor’ dendi mi ırgatlar, imamın boncuğu gibi kapının önüne dizilirlerdi…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz