PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

EFSANE ADAM-BOZAHMEDİN OSMAN-16
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 17 Şubat 2016 - 16:52:30

OSMAN HAPİSHANEDEN KAÇAR

Malatya Hapishanesi’nin koğuşlarında sayım olmuştu. Akşam koğuşta bulunan mahkûmların kimi çay içiyor, kimi yatıyor, kimi arkadaşları ile sohbet ediyordu. Dışarıdan parası gelmeyenler, evinden, eşinden haber alamayanlar; hâsılı, hapishanede gün sayanlar çoktu… Bunlardan birisi de ayakçılık yapan Hergele Selim’di.  Koğuş Ağası Osman’a çay getirip tahta masasına koydu.

“Başka emrin var mı Osman Ağam?” dedi. Osman bunu duymadı bile. Osman’ın kafasında günlerce düşünüp kurduğu bir plân vardı…

Okumuş-yazmışlığı olmayan Develi’nin Kulpak Köyü’nden hemşerisi Jandarma İbrahim’i de kullanarak hapishaneden kaçma plânıydı bu. Kaçmak için Develili Jandarma İbrahim’e yalan söyleyecekti. Plânı tutarsa hapishaneden kurutulurdu. Yürümezse de af çıkana kadar hapishanede kalmaya da katlanmaktan başka çıkar yolu yoktu. Osman Ayakçı Selim’e:

-Bana bir kâğıt bir de kalem, zarf bul, getir, dedi. Selim koğuş içinde arkadaşlarından aldığı kâğıdı, zarfı, kalemi getirdi. Osman kâğıda bir şeyler yazıp sarı zarfın ağızını kapattı, cebine koydu. Sabah kalkınca havalandırma bahçesine çıktı. Kendisine yakın gördüğü Mazlum isimli gardiyanın yanına vardı. Akşam, yazdığı mektup zarfını verdi. Ardından para uzattı:

-Mazlum, yiğidim dışarı çıkınca şu mektubu postaya ver!

Mazlum mektuba baktıktan sonra:

-Osman Ağa, mektup yine buraya gelecek, hayırdır?

Osman:

-Mazlum Efendi! Seni severim, sağlamcı, dürüst bir adamsın, her insana güvenilmez. Jandarma İbrahim’in köyden mektubu gelmiyormuş, canı sıkılıyor çocuğun, moral bulsun diye selâm-kelâm edip mektup yazdım. Çok soru sorma da zarfı postaneden postala!

Mazlum gardiyan boynunu büktü:

-Tamam, Osman Ağa askerde evli olmak da zor. İyi düşünmüşün.

Nüfusu az olan Malatya şehrinin çıkışında, eski taş yapı binadan ibaret yüksek duvarlı, tel örgülü küçük cezaevinde azılı mahkûmlar kalıyordu. Hapishanede askerliğini jandarma olarak yapan Develili İbrahim’in okumuş-yazmışlığı yoktu. Malatya Cezaevi’ne ilk geldiği günden beri “hemşerim” diye Osman’a sahip çıkmıştı. Köyünden gelen mektupları Osman’a okutur, memleketten konuşurlardı. İbrahim Osman’ı bahçede görüp yanına vardı.

Osman:

-İbrahim, hemşerim hayırdır?

İbrahim:

-Osman Ağa, memleketten mektup geldi. Hele bir oku bakıyım. Ne diyorlarsa anlatırsın.

Osman:

-İbrahim, hemşerim, gel hele şöyle bir köşeye gidelim. Baş başa olalım, okuyup anlatırım.

Zarfı açtı Osman. İçinden çıkan mektubu okur gibi yapıp mırıldandı, durdu… İbrahim’in gözüne baktı:

-Bak, İbrahim! Her zaman sana gelen mektubu ben okurdum. Selâm-kelam, nasılsın, iyi misin gibi şeyler yazarlardı. Bu mektubu eşin yazmış!

İbrahim:

-Osman Ağa, eşim Nazlı’nın okumuşluğu var. Babası Mollaoğlu öğretmişti. Ne yazmış hemşerim, merak ettim?

Osman:

-Bak İbrahim, söyleyeceğim habere moralin bozulmasın. İsim vermiyor,  köyünüzün gençlerinden birisi eşin Nazlı nereye gitse it gibi peşini bırakmıyormuş! Eşin de usanmış, ne yapacağını şaşırmış, biran evvel çık gel, bu adamdan beni kurtar, diyor!

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz