ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

EFSANE ADAM-BOZAHMEDİN OSMAN-2
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 1 Şubat 2016 - 16:31:08

Osman’ın namlı bir eşkıya olması kaderin bir neticesiydi. Köy yolunda bir kişiyi vurmasıyla genç yaşta hayatın sonu gelmeyen azap yeleğini giymek kaderi olmuştu. Katil damgasını yemesinin ardından dağlarda, ovalarda, bozkırlarda son nefesine kadar devlet tarafından aranan bir eşkıya oldu…
Eşkıyanın meskeni dağlardı…
O da öyle yaptı, dağlara çıktı. Devlet güçlerine yakalanmamak için yüksekleri mesken tuttu. Mağaralarda gizlendi. Akla, hayale gelmeyen türlü türlü olayları gördü, yaşadı. Sarı sıcakta göllerde yıkandı, soğuk pınarlardan su içti. Kurdun kuzuyu, alaca kartalın yılanı, atmacanın kuşu kaptığını seyretti. Kuru ekmeğini çobanlarla paylaştı…
Osman 48 yıllık kısa hayatı boyunca yaşamının değişmesini, kaderin kara pençesinin yakasından düşmesini çok istedi fakat olmadı. O kaçıp kurtulmak istedikçe kaderi peşine düştü, bırakmadı…
Çaresiz kaderine boyun eğip karlı dağlarda, kıratıyla bozkırlarda rüzgârlarla yarış etti. Mağaralarda yabanî hayvanların velveleli sesleriyle yaşadı.
Allah, Osman’a iyi gören bir çift göz vermişti. Keskin nişancılığıyla mavzerinin önünden ‘gez-göz-arpacık’ dedi, avını kaçırmadı. Sözüne kanun, silâhına yasa, dedi. Hakkını korkusuzca her yerde arayıp durdu… Erciyes ve Yılanlı Dağı’nın eteklerinde yaşamını yalnız bir kurt gibi sürdürdü. Kanadı kırık bir kuş gibi uçup giden çile yılları içinde tabiatla dertleşti. Sararan yaprak misali deli hoyrat rüzgârların önünde sürüklenip gitti.
İkinci Dünya Savaşında dağdaki eşkıyaya af çıkmıştı; ama dağdan inip hükümete teslim olmadı. Soğuk aylarda, ayazlı günlerde kayaların üstünde kartal misali tüneyip, diz kırıp, çakır gözleriyle şehre garip, kimsesiz bir çocuk gibi bakıp durdu. Zaman zaman Çatalkaya’dan şehri seyrederken ağalara kızdı. Ağalara, beylere, hükümete kızsa da, birilerine el açıp dilenmek zilletine düşmedi. Kepekli ekmeğini torbadan çıkardı, meşe közünde ısıtıp açlığını giderdi. Mağarasında yalnızlığın soğukluğunu, ateşi sönmeyen meşe odunuyla ısıtmayı başardı…
Osman’ın mekânı Yılanlı Dağı, meskeni mağaralardı. Şehirli yazın bağa göçüyor, güz mevsiminde şehirdeki evlerine dönüyorlardı. Yazın cıvıl cıvıl insan kaynayan bu dağlar; kışın kurda, kuşa teslim oluyordu. Koskoca Yılanlı vadisine ürkütücü kara bir sessizlik çöküyordu.
Osman da kış ayları gelince Yılanlı Dağı’nı terk edip sıcak yerlere, köylere, dostlarının yanına gidiyordu. Köylüler, namusa bozulmayan, çalıp çırpmayan “Efsane Adam Son Eşkıya”yı yiğit, kahraman bir insan olarak efsaneleştiriyor, sevip sayıyorlardı.
İnsanlar, şehirde, köylerde, akşam oturmalarında, sohbet toplantılarında gönül kahramanları Bolu Beyi’ne karşı gelen Köroğlu, isyankâr ruh Dadaloğlu, Küffâra korku salan Battal Gazi gibi “Son Eşkıya Osman”ı da efsaneleştirip anlatmaktan haz duyuyorlardı. Osman’ın kendisi gibi atı da, bu yiğit kahramanların adları ve atları gibi halkın dilindeydi. Osman atının adını “Rüzgâr” koymuştu. Son Eşkıya, Rüzgâr’ının üzerine yatıp onunla bir olur, jandarma çemberinin içinden dörtnala rüzgâr gibi geçerdi. Böyle bir yiğitti “Son Eşkıya Osman”. Ne var ki genç yaşında hastalanmıştı.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz