GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

EFSANE ADAM-BOZAHMEDİN OSMAN-3
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 2 Şubat 2016 - 17:27:17

OSMAN KAYADAN ŞEHRİ SEYREDİYOR
Yıl 1944, günlerden Pazar… Yılanlı Dağı’nda bağlardan göç zamanı. Gökyüzü yırtılmış… Akşam, karanlık nöbetini gündüze devretmiş; sabah, soğuk hava kendini iyiden iyiye beli ediyor. Gökyüzünde alacalı yağmur bulutları yan yana akıp giderken, Kartal kanatlarını germiş, yerdeki avının peşinde. Havanın serinliği insanın yüzüne çarpıyor; kış, geliyorum, diyordu.
Bağcılar bağlarından göçtükten sonra yine Yılanlı Dağ’ın vadisinde ürkütücü, kara bir sessizlik hüküm sürecekti. Evlerinin önünde ateş yakanlar, âdeta: “Komşular, biz göçüyoruz ” un işaretini veriyorlardı.
“Efsane Adam- Bozahmedin Osman” yorgun, hasta vücuduyla şehre hâkim Çukur Kuyu Mevkiinde Çatal Kaya’nın üzerinde ayaktaydı. Hastalığından dolayı zayıflamış, sarı bıyıkları düşmüş, yüz derisi kemiğine yapışmıştı. Yorgun, boş bakışlarla sağa-sola, önündeki vadiye ve şehre doğru uzun uzun baktı… Soğuk esen rüzgârdan korunmak için yüksek Çatal Kaya’nın sağ tarafındaki dulda yere geçti. Diz kırıp kuş tüneyişiyle yere çöktü. Önündeki manzarayı daha iyi görebilmek için boynunda asılı dürbününü eline aldı. Önce şehre doğru uzakları seyretti. Sonra dürbününü aşağılara doğru çevirdi. Bağlarda manzara hiç de hoş değildi: Cennet yeşilliğindeki üzüm asmalarıyla kaplı bağlar, hozan olmuş, sarı bir örtüye bürünmüştü. Bu manzara, bağ göçümü manzarasıydı. Bağcılar, yaz boyunca hazırladıkları kışlık pekmezlerini, kuru üzüm ve kuru kayısılarını, dut kurularını, bağ evlerinin göç yüklerini at arabalarına, kamyonlara -ailece elleşerek- yükletiyorlardı. Bazı bağcıların eşyalarını arabaya yükledikleri, göçe hazırlanan bağ komşularıyla vedalaşıp el sallayarak, çoluk-çocuk aile bireyleriyle birlikte yavaş yavaş Yılanlı Dağı’nı terk ettikleri artık sık sık görülen manzaralardan olmuştu.
Bu hüzünlü sahneler, yaz aylarında gelinen bağ evlerinden güz mevsimi gelip de ağaçlar yapraklarını dökünce, şehir evlerine göçme sahnesiydi. Yılanlı Dağı, bu göçlerden sonra yine sessizliğe bürünecek, yine orada insansızlığın hâkim olduğu ürkütücü bir sükûtun rüzgârları esmeye başlayacaktı.
Osman, Çatal Kaya’dan dürbünle bu göç manzarasını uzun uzadıya seyretti: “Dağlarda yaşamanın da bir bedeli var. Bu bedel yalnızlık olsa gerektir.” dedi kendi kendine. Evet, o bedel, kimsesizlikti, yalnızlıktı, buz gibi esen dondurucu ruha yapışmış kara pençeli bir eldi. Gördüğü manzara karşısında ruhu durgunlaştı, yüreği mahzunlaştı, bedeni ağırlaştı. Her ne kadar bu veda göçü manzarasını yıllarca görmüş olsa da bu kez bir çocuk gibi kendi kendine nazlanıp küsmüş: “Her halde yaşlanıyorum, senelerdir dağlarda kalsam da yalnızlık çekilmez oldu, artık zoruma gidiyor…” diye içten içe bir ah çekti Osman.
Karşısında duran ağaçların sararan yaprakları yerlere serpilmiş, dalları üzerinde kalan üç beş yaprakla sanki soğuk mermer sütunlar gibi çırılçıplak kalmıştı. Yerdeki sararmış yapraklara baktı:
“İnsanın ömrü de ağaç yaprakları gibi, tek tek sessizce dökülüp gidiyor.”
Kırk yedi yıllık geçmiş yaşamı gözlerinin önüne geldi on yılını dağlarda geçiren Osman’ın. “Yılanlı Dağ’ın Son Efsane Eşkıyası” neden yalnız adam olmuş, bugünlere nasıl gelmişti? Kendi kendine konuşuyor, geçmişinde yaşadığı fırtınalı hayatını içindeki görülmeyen Osman’a anlatıyordu…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz