KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

EFSANE ADAM-BOZAHMEDİN OSMAN-5
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 4 Şubat 2016 - 17:28:39

Vaktin gece yarısına yaklaştığı anlardı. Osman ve arkadaşları nargile fokurdatıp çay içip sohbet ederken, içeriye genç bir Fransız subayı girdi. Gelen bu subaya dikkat kesilen Osman, “Kaçakçılara bir baskın mı var?” diye düşündü. Sağa-sola bakındı, subayın geldiğine aldıran yoktu. “Sıkıntı olmadan şuradan gitseydik…” diye içinden geçirdiği düşüncesini anlatırcasına göz ucuyla baktı Gidik Ahmet’e. Gidik Ahmet, Arapça konuşulanları duyuyor ve söylenenleri anlıyordu. Kendilerine göre sıkıntı olmadığını söylemek için o da, yanındaki Osman’ı göz ucuyla: “Bir şey yok” anlamına gelen bir bakışla cevaplayıp rahatlattı.
Fransız subay, içerideki masada tek başına oturan Arap’ın yanına vardı, adamın masadan kalkması için: “Yallah ya hacı, yallah yallah!” diyerek kaldırdı ve kirli tahta masaya tek başına oturdu. Karşı duvarda Osmanlı-Türk Bayrağı’nı gören Fransız asker masadan kalkarak kızgın bir tavırla: “Burası Türk yurdu değil, Fransız işgali altında!” dedi ve duvardaki küçük Osmanlı armalı Türk Bayrağı’nı indirip masaya attı. Bu çirkin hareket Osman’ın çok zoruna gitmişti. Bayrak bir milletin namusu, şerefi değil miydi? Yanındaki Avşar Gidik Ahmet’in gözüne baktı. Gidik Ahmet: “Tamam, gerekeni yap!” dercesine kafasını salladı. Osman hızlı adımlarla Fransız’ın yanına varır varmaz: “İşgalci şerefsizler, kimin bayrağını yere atıyorsunuz?” deyip kuvvetli bir tokat attı. Subay kesilmiş bir ağaç kütüğü gibi yere düştü. Subayın yaşadığı bu büyük şaşkınlıktan faydalanarak subayın belindeki tabancayı aldığı gibi üzerine oturdu. Kendi tabancasıyla da neresi gelirse ağzına, yüzüne can acıtıcı darbeler indirdi. Subayın eli, yüzü akan kandan tanınamaz hale gelmişti. Osman, Fransız subayın silâhını kendi beline soktu, koltuk altından keskin ağızlı kamasını çıkardı. Altında debelenen Fransız subayın boynuna keskin kamayı tuttu. Subay yerinde duramıyor, bağırıyor, çağırıyor, kurtulmak için sağa-sola çırpınıp duruyordu. Kafasını sağa-sola sallarken keskin kama bıçağı subayın boynunu kesti. O sırada ses çıkarmasın diye eliyle Fransız askerin ağzını kapattı. Boyun ve yüz kısmından yara alan subay, ağzı da kapanınca sesi kesilip bayıldı. Fransız subayının Osmanlı Türk bayrağını indirdiğine gülen Araplar, subayın yerde yattığını görünce altlarına kaçırıp uyuz it gibi sindiler. Osman’ın arkadaşları da boş durmamış, ellerinde silâhlarıyla onu korumak için etrafını sarmışlardı.
Olayı izleyen Türk kahveci, koşarcasına gelerek elindeki kirli bezle yaralı askerin boynunu sardı. Osman ve arkadaşlarına da, “Yaralıyı doktora götüreyim. Siz biran evvel buradan kaybolun gidin!” uyarısında bulundu.
Osman, Fransız subaydan aldığı silâhı yukarı kaldırarak orada bulananlara: “İki saat dışarı çıkmayacaksınız! İçeri gelenleri dışarı çıkarmayın! Bizim atlar gelene kadar kapının karşısında olacağız. Kapıya çıkanın bu elimdeki Fransız’ın silâhı ile boynunu uçururum!” diye gürledi. Osman’ın sözlerini kahvede bulunanlara Gidik Ahmet Arapça açıkladı.
Osman önde Gidik Ahmet ve arkadaşları arkada kahveden hanın avlusuna geçtiler… Türk arkadaşından emanet ettikleri atları, katırları aldıkları gibi, karanlıkta hızlı bir şekilde bölgeyi terk ettiler. Durmaksızın at sürüp kısa sürede Türk sınır köylerine ulaştılar.
Gidik Ahmet: “Hey, Osman Ağa! Belindeki kama bıçağın da çok keskinmiş! b.klu Fransız şimdiye kadar kan kaybından gebermiştir bile…” Bunları söylerken bu olaydan duyduğu sevinç yüzüne yansımıştı. Sessiz sohbet sınıra kadar sürdü. Bildikleri yollardan Türkiye’ye geçtiler. Osman ve arkadaşları sınırı geçip de Türk köylerini görünce rahatladılar. Getirdikleri kaçak malları köylerde sattılar…
Gidik Ahmet, uzun zaman köyünden çıkmadı. Alış veriş için şehre gitmesi gerekiyordu. Köyden bir arkadaşıyla şehir merkezine geldi. Şehirde alış veriş işlerini bitiren Gidik Ahmet köylüsüyle şehirde tanıdığı esnaftan Menziloğlu’na uğradı. Sohbet sırasında Halep’te Osman’ının Fransız’a yaptığını anlattı. Şehir eşrafından Torun Ağa hafta sonu katrancılar çarşısından geçerken Menziloğlu’na uğramıştı. Menziloğlu da, Ağa’ya hem kahve ısmarlamış hem de Osman’ın Fransız’a yaptığını keyifle anlatmıştı. Olayı duyan Torun Ağa durur mu? “Osman mahalleden arkadaşım, birlikte büyüdük. Onun cesaretinden yararlanıp sınırdan yüklü bir mal getirmeliyiz. Belki bir daha gidemeyiz.” Dedi ve Osman’ı bulup Hatay tarafına gidip kaçak mal getirmeye razı etmek için bir hayli uğraştı. Söylemedik söz, dökmedik dil bırakmadı, sonunda ikna etmeyi de başardı.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz