Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

ESKİ SOFRALARIMIZ…

Bu haber 06 Eylül 2018 - 11:33 'de eklendi ve 61 kez görüntülendi.
ESKİ SOFRALARIMIZ…

Ablam ile oturduk, eskileri anmaya başladık…

İleri yaş guruplarının (Ablam bu tanımlamayı bağışlasın) en çok yaptıkları şey, geçmiş günleri anmak, onları hayalleri ile kısa süreli de olsa yaşamaktır.

Bizde anı çok…

Rahmetli babamızın memuriyeti, rahmetli anamızın aileyi bir arada tutma çabası nedeniyle, doğduğumuzdan itibaren, teker teker evden uçuncaya kadar hep beraber olduk, ayrılmadık, aynı mekanda oturduk, aynı mekanda yiyip içtik…

Rahmetli anamız, oldukça güzel yemek yapardı…

Hatta TRT arşivlerinde kaydı da var, bir kaşığa (Normal yemek kaşığı) 197 adet etli Kayseri mantısı sığdırmıştı. Gündelik yaptığı ise zaten 80-90 adet sığardı…

Bazen de kendi “Uydurduğu” yemekleri olurdu. Örneğin adını “Bozuk kabak dolması” olarak verdiği yemek…

Yok, yemek veya kabak bozuk değil, dolmanın şekli bozuk.

Hikayesi de şöyle…

Kabak dolması yapacak, malzemeleri hazırlamış, kabakların içi oyulacak ve doldurulup pişirilecek. Tam bu sırada  amca kızı (Rahmetli) Ganime Ablası (Sabaz) gelmiş, “Hadi çabuk, gezmeye gidiyoruz” demiş.

Demiş ki “Abla, kabak dolması yapacağım, bitirsek de gitsek…”

Demiş demesine ama Ganime Ablası “Dursun… Çabuk…” demiş.

Anam “Peki” demiş ama, iki taşın arasında, billasede kabakları doğramış, malzemeyi de üzerine koymuş, mangal ateşinin de üzerine koyup sokağa çıkmış…

Akşam yemekte tencereyi ortaya koyup da kapağını açınca “Vooo… Gadanızı alıyım, dolmalar dağılmış” demişti…

Babam da şöyle bir baktı; “Ne güzel dağılmış… Kabaklar bıçakla doğranmış gibi…” diyerek gülmüştü…

Sonra o yemeğin adı işte “Bozuk kabak dolması” kaldı ve isterdik de yine yapardı…

Bir gün yine rahmetli anamıza “Bu gün ana farklı yemekler yapsan da şöyle çeşidi bol, görüntüsü güzel, uzunca oturarak keyif ile yiyeceğimiz bir sofra hazırlasan” demiştik…

Üşenir mi, kimin kızı ki, kafasına koydu mu, rahmetli babası, dedemiz Arabacı Mustafa Ağa gibi, mutlaka yapardı.

Hemen mutfağa geçti, akşama biz güzel sofra donattı.

Önce, elden kesilmiş un çorbası (Chia tohumu eşliğinde), ardından tepsi mantısı (Liçi meyvesi eşliğinde), Aside (Starex meyvesi eşliğinde), çoban salata (eşliğinde bir şey yok bunun), kuru naneli limonata, taze sıkılmış gilaburu suyu (eşine bir şey koymaya gerek yok), meyve olarak da Adana Karpuzu…

Yemekten sonra da üzerine, mezekeli (Damla sakızlı) lokum eşliğinde Türk kahvesi…

Aradan yıllar geçti, o günkü sofra lezzetini bir daha alamadık…

Babam rahmetli, rahmetle andığımız anama, “Hatun… Bu ne israf böyle, ‘eşliğinde’ bir şeyler koymasan olmaz mı” dedi, anam da küstü, bir daha yapmadı…

XXX

Tam da bu duygular içindeyken, bir anda sarsıldım…

Hanım, “Hayırdı, daldın gittin” demez mi!…

Ne ablam var ortalıkta, ne de anlatan…

Haa…

Gerçekten yaşanmış bir hikaye mi derseniz, “Donatılan sofra” bölümü hariç hepsi yaşanmış anılar. Geri kalanı ise çok da gerçekleşebilecek şeyler değildi.

Babam memur idi, aldığı maaş belli, ay zaten zor geçiyordu…

Öyle sofralarda 3-5 kap yemek, bir de “Eşinde” bir şeyler…

Hayal…

XXX

Dip not: “Eşliğinde”kilerin ne olduğunu bilmiyorum, anam uydurmuş işte…

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA