Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com

GENÇ KALEMLERDEN DİYDEM DENİZ KOÇ, TAM BİR  “ANADOLU MOTİFİ”

Bu haber 10 Aralık 2018 - 11:03 'de eklendi ve 123 kez görüntülendi.
GENÇ KALEMLERDEN DİYDEM DENİZ KOÇ, TAM BİR  “ANADOLU MOTİFİ”

Bugün yine sizlere farklı bir röportaj sunuyoruz.

Genç Kalemlerden Diydem Deniz Koç Ben ona “Anadolu Motifi” diyorum……

1-Diydem Hanım merhabalar. Edebiyat dünyamızın genç kalemlerindensiniz ve sizi tanımak ve tanıtmak amacıyla buradayız. Sizi sizden kısaca anlatabilir misiniz?

İstanbul’da yaşıyorum. Mühendisim. Çerkes ve Türk kökenliyim. Sinop’luyum. Çok küçük yaşlarımdan beri edebiyatla ilgiliyim. Edebi üretimime lise yıllarımda şiir yazarak başladım ama onları hiçbir zaman yayınlatmak gibi bir çaba içerisine girmedim. Sonra üretimimi bir kenara bırakarak çok uzun yıllar okuyucu olarak ilgimle beslenmeye devam ettim. Çok farklı tesadüfler sonrası bambaşka bir amaçla başladığım bir yazım atölyesi beni tekrar yazmaya itti. Sonrasında da hiç kesintiye uğramadan devam etti. Böylelikle 2015 yılında ilk kitabım Hayat Irmağının Kıyısında ortaya çıktı. Şimdi de yeni bitirdiğim bir romanın baskısı ile ilgileniyorum.

2-İnternet sitenizden gördüğüm kadarıyla babanızın işi dolayısıyla pek çok memleket gezmişsiniz. Bu soruda şunu soracağım: Babanızın işi ve gezdiğiniz yerler hakkında bilgi alabilir miyiz?

Babam bir bankada devlet memuruydu. Müdür olduğundan da konumu gereği üç senede bir tayinimiz çıkar bambaşka bir şehre taşınırdık. Doğu Anadoluyu’da, Karadeniz’i de , Marmara’yı da görme şansım oldu. Bu da benim ülkemin iki bölgesinde de (Anadolu’da ve Avrupa’da) yaşayan insan davranışlarını gözlemlememi sağladı. Ayrıca küçük yaşlarda başlayan bu yer değiştirmeler benim insan ilişkilerimi de farklı bir boyuta taşıdı. Hiç yabancılık çekmeden memleket muhabbeti gerektirmeden herkesle iletişim kurabiliyorum. Soranlara kısaca Türkiye’liyim diyorum.

3-Neden yazarlık? Neden sanat ya da sanat illa hayatınızda olacaksa neden diğer sanatlar değil de edebiyat? Ben şahsen bu kadar vilayet gezmiş olsam fotoğrafa küçük yaşta başlardım mesela. Hüzün ya da ayrılık mı sizi edebiyata sürükledi?

Aslında yazarlık benim dışavurumumum birincil kısmı. Hüzün yada ayrılıkla bir ilgisi yok. Biraz çevremin ve olayların fazlasıyla farkındayım ve bunların nedenleri ile ilgili çok fazla kafa yoruyorum. Beni bu konuda da edebiyat, bilim ve felsefe besliyor. Sadece sanat dalı olarak yazarlıkla ilgilenmiyorum. Görsel sanatlarda benim fazlasıyla ilgi alanımda. Beni okuyanlar yazdıklarımda bunların yansımasını da zaten görüyordur. İlk kitabımda her öyküme özel, kendime ait minimalist illüstrasyonlarım vardı. Kitabımın kapağını da kendim tasarlamıştım. Resmin bende yeri fazladır. Soyut, mistik, derin şeyler seviyorum. Hatta bir ön bilgi vereceksem yayınlanmak üzere hazırlanan kitabımın bana ilham noktası da yine bir tablo türüydü. Romanımı yada öykülerimi okuyanlar bunu fazlasıyla hissediyorlardır diye düşünüyorum. Renklerin, simgelerin, ressamların, heykeltraşların, şairlerin, müzisyenlerin isimlerini bol bol geçiriyorum. Bunun dışında sinefilim diyebilirim. Yeni eserlerini beklediğim yönetmenlerim vardır. Fotoğrafta çekerim ama bunlar daha çok hikayesi olan, perspektife önem veren, daha sanatsal fotoğraflar oluyor. Bunun yansıması olarak instagramdan beni takip edenler selfilerimin bile bir tarzı olduğunu göreceklerdir. Kısa post modern videolarım vardır. Zaten performans sanatçılarına ayrı bir hayranlığım var. Tabi bunları edebiyat kadar göz önüne yansıtmıyorum. Bundan dolayı hayatımda sadece edebiyat var gibi görünüyor olabilir. Biraz daha arka planda kalmasını tercih ediyorum herhalde.

4-Lise hayatını birincilikle bitirmek ayrı bir duygu olsa gerek….

Çok özel bir yanı yok benim için, böyle şeyleri ego için değil ilham olmak için dillendirmek gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı bu bilgiyi edindiniz aslında. Okul hayatımda hep başarılı bir öğrenciydim. Disiplinli ve çalışkan bir yapım var. Başlanılan her işin layıkıyla bitirilmesi gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı olabilir. Hayattaki mottom Mikalenjolo’nun 87 yaşında söylediği söz olan “Ancora Imparo” yani “Hala öğreniyorum” sözü. Okul hayatımdaki bu başarımda herhalde öğrenmeye olan açlığımın bir yansıması diye düşünüyorum.

5-İş hayatınızdan bahseder misiniz? Malum günümüzde sadece sanat yapılarak karın doyurulmuyor. Maalesef günümüzde sanat bir savaştır ülkemizde.Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?

Dünya da hiçbir şey hiçbir zaman savaşmadan elde edilemez bence. Bunun için yılmamak ve umudunu kaybetmeden çalışmak önemli. Bende kaybetmeden çalışmaya devam ediyorum. Maalesef yazdıklarınızdan para kazanabilmeniz için üretiminizin çok hızlı olması ve geniş kitlelere ulaşması gerekiyor. Ben ilk kitabım için ücret ödemeden basılabilmesi için elliye yakın yayınevine gönderdim ve sonuç alana kadar bir sene bekledim. Telif kısmını ise şu an hiç açmıyorum. Umarım bir gün sadece yazarak para kazanabilirim. Temennim o yönde. İş konusuna gelirsek mühendislik alanında yandalı olan bir mühendisim. İki kanallı bir mühendisliğim var yani. İkisinde de çalıştım. Hayat beni birinde baskın kıldı. Tasarım ve Teknoloji alanında ilerleyen bir şirkette proje yöneticisi olarak çalışıyorum. Şirketin büyüme aşamasına kadar olan bütün süreçlerde çalıştığım için eğitim almasam da tasarım konusunda da kendimi fazlasıyla geliştirdim. Hem tasarım hem de teknoloji ile besleniyorum yani.

6-Yazmış olduğunuz kitaplar hakkında bilgi alabilir miyiz?

2015 yılında Hayat Irmağının Kıyısında isminde yayınlanmış içerisinde dokuz öykü bulunan bir öykü kitabım var. Yaşadıkları olaylar sonrasında hayatlarında köklü değişiklikler yaşayan, farkındalıkları artan insanların hikâyeleri denilebilir. Bilinmezliğin gölgesinde kalan, mistik bir havanın hâkim olduğu öykülerden oluşmakta. Bir de 2017’de “Sadık Dostlara” isimli köpekler yararına basılan kollektif bir çalışmada yer aldım. Bir çok yazar arkadaşımla birlikte köpekler için öyküler yazdık. Orada da korkuların zararsız bir canlıya haksızca verebileceği zarara değindim. Şimdi de üç yıldır üzerinde çalıştığım romanım bitti. En kısa zamanda yayınlanır diye umuyorum. Bunun yanında tam anlamıyla gönül bağı ile kurduğumuz online bir edebiyat dergimiz var. Onda da öykü editörlüğü yapıyorum. Son zamanlarda benim romana fazla zaman ayırmamdan dolayı çalışmalarımızı durdurmuştuk. 2019 ile birlikte yeniden başlayacağız.

7-Bildiğim kadarıyla yazarlığa dergilerde başladınız, sonra kitaplar geldi. İlk yazınızdan son kitabınıza kadar ki süreçte hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?Yazarlığı okuyucularımız içinde yazar olmak isteyenlere önerir misiniz?

Hayatımda çok şey değişmedi aslında. Kitabıma hiç reklam yapılmamasına rağmen adımın hiç tanımadığım kişilerce duyulması, basıldığı sene öne çıkan kitaplar arasında gösterilmesi, ilk kitabımı hala soranların ve okumak isteyenlerin olmasının beni şaşırtması dışında ben yine aynı kişiyim. Aynı amatörlüğü kaybetmeden daha iyi şeyler ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Gelişmeye ve daha iyi şeyler ortaya çıkarabilmek için kendimle uğraşıyorum. Diğer konuya

dönersem aslında ben dergilerde başlamadım. Gittiğim atölyenin fanzinin de yer aldı birkaç öyküm. Sonra şimdi yakın arkadaşım olan bir editör yazdıklarımı beğenip dergisinde yayınlamak istediğini söyledi. Birkaç sayı üst üste benden öykü istedi. Sosyal medya üzerinden de bazı dergilerden öykü isteyenler oldu. Ben de ilk başlarda birkaç dergiye öykü göndermiştim ama sonra bundan vazgeçtim. Edebiyat camiasında yer almak isteyen herkesin bunu birincil koşul gibi görüp, birbirini ezdiği, farklı yollara saptığı bir sistemin çarkına girmek istemedim. Koşullar sizi bir yere taşır ama sizi orada tutmaz diye düşünüyorum. Siz çalışır, üretir ve iyi şeyler yaparsanız mutlaka suyun kendi yolunu bulacağına inanıyorum, Bu nedenle bu yolda yürüyenlere önerim tek rakibiniz kendinizin olması olacaktır. Yazar olmak isteyenlere önerim; doğru eserler okuyun, tarzınızı ve neden zevk aldığınızı bulun ve asla vazgeçmeden üretin.

8-İstanbul’da yaşıyorsunuz ve İstanbul dışındaki birisine göre “İstanbul’un taşı toprağı altındır.” Türkiye’nin birçok yerini gezip İstanbul’a yerleşen sizin için de bu deyim böyle midir? İstanbul yaşanacak yer midir?

İlk sorunuzda da yanıtladığı gibi ülkemin bir çok bölgesinde yaşadım. İstanbul’a üniversiteyi kazandıktan sonra geldim. Babamın da emekli olup İstanbul’a gelmesiyle birlikte İstanbul en uzun yaşadığım il haline geldi. İstanbul bambaşka bir şehir. Fazla yoğunluk ve kirlenmeye rağmen ayakta kalmayı başaran coğrafyası, kültürü, kokusu, tadı bambaşka bir şehir. Trafiğine, hava kirliliğine, kalabalığına rağmen sizi etkilemeyi başaran fettan bir güzel bence. Ne yaparsa yapsın ona olan aşkınız ve tutkunuz bitmiyor.

9-Sanatınız üzerine düşündüğünüz projeleriniz var mıdır?

Bende proje bitmez aslında. Üç yıldır üzerine yoğunlaştığım romanı bitirmekle birlikte bir boşlukta asılıymış gibi hissetsem de beni yine devinime sokacak, yazacak bir şey bulmam zor olmayacaktır. Notlarımın arasına yazdığım ilhamlarımı okumak beni yine bir konuda heyecanlandıracaktır. Hatta bir arkadaşımla senaryosunu benim yazdığım bir kısa film düşüncemiz var. Dergi ile ilgili planlarımız da var. Daha yapacak çok şey var. Hayat kısa kuşlar uçuyor değil mi?

10-Türkiye’de yapılan edebiyat ile dünya edebiyatını karşılaştırdığınızda ne gibi farklar ortaya çıkıyor? Konu hakkında neler söyleyebilirsiniz medeniyetin doğudan batıya geçtiği gerçeğini göz önünde bulundurursak?

Her şeyin temeli insan aslında. Bunun ülkesi, dini, dili, ırkı yok. Bir çok duygunun temeli insan olmaktan geçiyor. Sadece hepimiz kendi yetiştiğimiz kültürün yansımalarının olduğu şeylerden bahsediyoruz. Bunun medeniyetle bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Globalleştikçe birbirimizin duygularını daha fazla öğreniyoruz. Doğunun daha duygusal bir yapıda olması, duygusal bir toplum olmamız, destanlar, masallar edebiyat olarak bizi biraz daha fazla besliyor sadece.

11-Biraz özel soru olacak belki ama sizce de “bekarlık sultanlık”mıdır?

Yaşadığınız ilişkiye veya evliliğe göre bunun yanıtı değişecektir diye düşünüyorum. Hiç evlenmedim. Kişisel olarak yanıtlayacaksam bana bu lafı ettirtmeyecek bir evlilik tahayyül ediyor ve istiyorum.

12-Edebiyat dışında uğraşında olduğunuz başka sanat dalı var mıdır?

Aslında bunu daha önce yanıtladım. Görsel sanatın dallarıyla ilgileniyorum.

13-Günümüzde birçok kişi Türkiye’de sanatın merkezi olarak İstanbul’u görmektedir.Siz bu teze katılıyor musunuz yoksa sanat Anadolu’nun her köşesinde yapılabilir mi?

Bir yerin merkez olarak görülmesi diğer yerlerde sanat yapılmayacağı anlamına gelmiyor bence. Anadolu’nun her yerinde sanat yapılabilir tabi. Mesela memleketimde Uluslararası bir bianel yapılması (Uluslararası Sinop Bienali) benim gurur kaynağımdır. Geçenlerde bir seyahatimde Çanakkale’deki bianeli de ziyaret ettim. Baksı Müzesi Bayburt’ta ve dünyadan ödüller alıyor. Gümüşlük Akademisinde de güzel şeyler yapılıyor. Hatta Anadolu’da hayat daha yumuşak ilerlediği için katılımın ve verimliliğin daha yüksek olacağını düşünüyorum. Türkiye’deki sanatçıların hepsinin kökeni İstanbul değil. İstanbul’da olan sanatçıların çoğu Anadolu’nun doğurduğu kişiler. Bence teknolojinin ve imkanların kolaylaştığı bu çağda mekân önemini yitir. Bizde farklı iki şehirde olmamıza rağmen bu röportajı bu imkanlar dahilinde gerçekleştirmiyor muyuz?

14-Röportajımızın sonuna gelirken son eklemek istedikleriniz var mıdır diye sormak isterim?

Öncelikle bizim gibi yolun başındaki kişilere verdiğiniz destek, değer ve özveri için teşekkür ederim. İnsanların daha doğru eserleri okuduğu, dünyayı daha iyi algıladığı, anladığı, uyguladığı bir dünya için edebiyat ve sanat her daim olsun. HAYRETTİN DOĞAN

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER