Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

GÖKMEMET-2

Bu haber 21 Ocak 2019 - 11:30 'de eklendi ve 25 kez görüntülendi.
GÖKMEMET-2

Gök Memet’in samimi iki arkadaşından Âdem, öteki akranlarının yaptığı gibi sıvacılık mesleğini seçti. Diğer köylüleriyle birlikte yaz aylarında buldukları işlerde çalışmak amacıyla Konya, Antalya, Ankara gibi vilayetlere mevsimlik işçi olarak gidip gelmeye başladı. Yazları gurbette, kışları memlekette geçirir oldu. Bekir ise Jet Abdullah’ın yanında kamyon şoförü muavini oldu. Jet Abdullah’ın yanında muavinlik yapmak, vali konağında bekçi olmak kadar  kıymetli, bir o kadar da zor işti. Çok titiz ve asabi olan adamın yanında çalışmak her babayiğidin harcı değildi. Kızar,  öfkelenir, bağırır çağırır küçük bir hatayı affetmezdi. Bu sebepten yanına besmele ile varılırdı. Bekir’in de birkaç gün sonra muavinlikten kovulacağı tahmin edilirken, işin tam tersi oldu. Patronuyla iyi anlaşan Bekir, kısa zamanda onun yanında usta bir şoför oldu. Zamanın en kıymetli mesleklerinden birini elde ederek nafakasnı kazanmaya başladı.

Yalnız, tek eksiği ehliyetinin olmayışıydı.

Uzun süre de ehliyet alamadı. Sebebi ise çok komikti. Sürücü belgelerinin Emniyet Müdürlüğü tarafından verildiği dönemlerdi. Rüşvet vermeden ehliyet alabilmek pek mümkün olmadığı gibi, gerekli olan sağlık raporunu almak da aynı  ölçüde zordu. Bekir, bir gün ehliyet sınavlarına girebilmek amacıyla sağlık raporu işlemlerine başladı. Raporun tam teşekküllü bir hastaneden alınması gerekiyordu. Kayseri Devlet Hastanesi’nin birkaç bölümünde muayene olduktan sonra göz kliniğine geldi. Elindeki evrakları yetkili doktora uzattı. Bekir’den rüşvet uman doktor, “Senin gözlerin iyi görmüyor galiba…” deyince, Bekir, “Yok yaaa… Elimden tutup sen mi getirdin beni buraya?” sözlerini sarf etti.

Öfkesinden küplere binen doktor, “Defol!… Yabanın öküzü!… Herifte ne izan var ne anlayış… Gözüm görmesin bir daha seni buralarda!… Sen davar bile güdemezsin!… Rapor, mapor yok çık dışarı!” diyerek adamı kovmuş. Bekir, boynu bükük çaresiz bir vaziyette dışarı çıkmıştı. Aynı doktor, aynı hastanenin aynı bölümünde on dört sene gibi uzun bir süre kalınca Bekir, bir türlü rapor alamadı. Ehliyet sınavına da giremedi. Sonraki yıllarda her ne kadar araya hatırlı insanlar konulup rica edildiyse de inat etmiş olan doktor, Nuh deyip peygamber demedi. Bekir, böylece hep kaçak şoför olarak çalışmak zorunda kaldı.

Gerçi, ehliyetsiz olarak araba kullandığı zamanlar sürekli gidip geldiği Niğde Adana yolundaki polislerin çoğunluğu kendisini tanıyarak eksikliğine göz yumdular. Ceza yazmadılar, ekmeğini kazanması fırsatı verdiler. Nihayet, sonunda başının belası olan doktor emekli oldu. Ehliyet de sürücü kurslarından verilmeye başlandı. Bunu fırsat bilen Bekir hiç zaman geçirmeden sürücü belgesini aldı. İyice yaşlanan Jet Abdullah, büyüklük gösterip kullanmakta olduğu kamyonu kazandıkça ödemesi şartıyla Bekir’e sattı. Birdenbire hem ehliyet hem de kamyon sahibi olan Bekir’in keyfine diyecek yoktu. Ne yazık ki Bekir’in sevinci uzun sürmedi. Bir gece Mersin’de arabasının şoför mahallinde uyurken kapatmayı unuttuğu küçük tüpten sızan gazdan zehirlenerek öldü. Fazla zaman geçmeden Adem’in de Konya’da çalışırken iskeleden düşerek öldüğü haberi geldi.

İki samimi arkadaşının art arda ölümleri Gök Memet’in hayatını derinden etkilemiş, aşırı üzüntüyle hastalanıp yatağa düşmesine sebep olmuştu. On beş gün kadar kendine gelemedi. Daha sonraki günlerde iyileşti iyileşmesine ama çakmak çakmak mavi gözlerinin feri söndü. Soğuk vurgunu yemiş menekşe yaprağı halini aldı. Yalan dünyanın geçici heveslerinin sonu olmadığını iyice anlayıp kabuğuna çekilmeyi yeğledi. Hiçbir şeyden zevk almıyor, hiçbir nimetin tadına varamıyordu. O eski yaygaracı, sevecen, şamatacı koca adamın yerini sinmiş, küçülmüş, asık suratlı birisi almıştı…

Bir gün, Ankara’dan köyünü ziyarete gelen ağabeyi Ali, durumunu görünce çok şaşırdı, inanamadı. Çevre değiştirip,  gezip dolaşınca açılır, belki eski haline döner umuduyla geri dönerken yanında kardeşini de Ankara’ya götürdü. Kardeş evinde sevinç ve saygıyla karşılanan Gök Memet’in önce kılığına kıyafetine çekidüzen verildi. Altı köşeli şapkası, dört düğmeli yeleği, uzun  yakalı gömleği, ütüsüz pantolonu bir tarafa çıkarılarak yerine yeni giysiler giydirildi. Tıraş ettirilip saçları tarandı.

Birkaç gün yeğeni Suat ile gezip dolaştı. Daha sonra taksicilik yapan ağabeyi Ali, arabasıyla Ankara’nın önemli yerlerini gezdirmeye başladı. Hacı Bayram Camii, Anıtkabir, Gençlik Parkı, Kızılay, Ulus… Lakin Memet’in durumunda bir değişiklik olmamıştı. Hâlâ karamsar, hâlâ neşesizdi.

Bir akşamüzeri, yine arabalarıyla evlerine dönerlerken Samanpazarı civarında bir yokuştan aşağı doğru inerlerken kırmızı ışıkta durdular. Peşlerinden gelen arabanın freni tutmayarak arkadan bizimkilerin arabasına şiddetle çarptı. Çıkan gürültüyle birlikte dışarı çıktılar. Kazaya sebep olan şahısla, başka birkaç sürücü de arabalarından inerek olay mahalline geldiler. Kısa zamanda trafik durarak, olay yerinde kalabalık bir insan grubu oluştu. Duruma Gök Memet çok sinirlenmişti.

“Kim ulan, abimin arabasına çarpıp lambasını kıran?”

Kalabalık içinden iyi giyimli, genç, efendi tipli birisi karşılık verdi.

“Ben çarptım beyefendi, özür dilerim. İsteyerek olmadı.”

“Hele ala tazıya hele!… Sen gel, gâvur malına vurur gibi o gözelim taksiye tosla, cıncık gibi arabayı aynet beynet et!…

Özür dile işi kapat… Ne gadar gözel… Oh!…”

“Lütfen kardeşim uzatma… Zararınızı öderim.”

“Şuna bak!… Daha karşımda gonuşuyo!”

“Tekrar özür dilerim kardeşim.”

“Halim’in zağarı gibi çenileyip durma! Ben şimdi sana gösteririm!”

Kazayı yapan genç adama saldırmak istedi. Telaşlı gözlerle yerlere bakındı. Asfalt yolda adama vurabileceği ne bir taş parçası vardı ne de ağaç dalı. Aniden gözüne çarpan arabanın kırılıp yere düşen stop lambasının parçasını sağ eliyle kavralayıp saldırıya geçti. Şaşıran insanlar, vücudundan, kollarından yakalayarak engel olmaya çalıştılar. O ise, “Bırakın Allah aşkına!” diyerek bağırıyordu. Onca kalabalık arasında yine de elindeki lamba parçasını adama fırlattı ama isabet ettiremedi. Dengeli bir atış yapamamıştı. Uzun süren uğraş sonunda, zoraki de olsa tekrar arabanın içine bindirebildiler. Seyirciler haline gülüyor, ağabeyi ise durumdan pek memnun görünüyordu…

Şükürler olsun kendine gelebildi. Eski haline döndü. Artık gönül rahatlığı ile köye gönderebilirim. Sağ ol delikanlı, iyi ki arabaya çarptın. Senden zarar, ziyan da istemeyeceğim diye düşünüyordu…

Birkaç gün sonra, “Angara’yı pek sevemedim. Müsaade edin de gayri geri döneyim,” talebinde bulunan Memet’in teklifi  Ali tarafından sevinçle kabul edilerek köylerine yollandı.

Ankara macerasından sonra kendisini derleyip toplamış olarak köye gelen Gök Memet, bir daha dışarılara gitmeme kararı aldı. Çok mecbur kalmadıkça Tomarza’ya, Develi’ye, Kayseri’ye bile gitmedi. Aradan yıllar geçti. Üçü kız, üçü erkek altı çocuğunun hepsi evlenip başka muhitlere yerleştiler. Kimi Kayseri’de, kimi Ankara’da, kimi Almanya’da  yaşamaya başladı. Hiçbiri yanında kalmadı.

Bugünlerde, yaşı yetmişin üzerinde olan Gök Memet, hatunu Gülefer Kadın’la birlikte Edi Büdü misali yaşamakta olup, birbirlerini sürükleyip gitmekteler. Düğün, bayram gibi vesilelerle zaman zaman ziyaretlerine gelen torunlarını sevip hasret gidermekteler. Onlar Göstere’nin örnek ailelerinden birisi. Bedenleri, ruhları ulu dağlar gibi memleket  topraklarına oturmuş, sağlam, köklü… Başka hiçbir yerde yaşamak onları bu kadar mutlu edemez. Dünya güzelliklerinin, manevi doyumun hazzına vardıramaz. Orada doğdular, orada ölecekler…(SON)

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA