VATANDAŞI 1 MİLYON TL DOLANDIRAN ŞAHISLAR ÖZEL EKİPLER TARAFINDAN YAKALANDI

VATANDAŞI 1 MİLYON TL DOLANDIRAN ŞAHISLAR ÖZEL EKİPLER TARAFINDAN YAKALANDI

AGÜ SPOR, BOTAŞ DEPLASMANINDA KAZANDI:54-56

AGÜ SPOR, BOTAŞ DEPLASMANINDA KAZANDI:54-56

ANADOLU BAĞCILAR SPOR-KAYSERİ ERCİYESSPOR:3-0

ANADOLU BAĞCILAR SPOR-KAYSERİ ERCİYESSPOR:3-0

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

HASAN ÇİFTÇİ’NİN KALEMİNDEN İNCESU’DA BİR MAHALLE ÇEŞMEDEN DERBENTE

HASAN ÇİFTÇİ’NİN KALEMİNDEN İNCESU’DA BİR MAHALLE ÇEŞMEDEN DERBENTE

İncesu Karakoyunlu mahallesinde bir Sokak Derbent Çıkmazı Ben Bu sokakta büyüdüm Karakoyunlu çeşmesinden su içtim evimize bağımıza tarlamıza harmanımıza elimde ve eşeklerle su taşıdım atımızı eşeğimizi öküzümüzü ineklerimizi koyunlarımızı suladım küçükken taştan oyma hayvan suladığımız oluk(hafta) düştüm. Su aftının yanında Cotlu’nun (Mehmet YEŞİLLİ)’NİN kavak ağacının muhacir Haşim ağanının Cotlu’nun kavağını kestiğini seyrettim o ulu kavak çok uzundu halen hayallerimde yemini belleklerimde kaldı arkadaşlar arasında yemin(yalan söylemediğini Cotlu’nun kavağı ananın nesine) derdik Muammer KAHRAMAN bir dörtlüğünde bu yeminden de şöyle bahseder.

 

Yapık basanın şükrü lahçının Osman

Ali hocanın Salih matracı Osman

Cotlu’nun Mehmet otuzlunun Osman

Kavağına yemin edesim geldi.

Bizim kuşak bu gençler çeşmenin hemen yanında dört yol kavşağında meydanda toplanırdık. Bizim kuşaktaki arkadaşlar Fikret ÜNAL Bekir KÖK Tahir YILBANT Muammer DURDU Mustafa MESTAV Ali Osman SANDAL Mehmet BEKİR GÖK kardeşler İsmail ATÇI Bekir KARABUDAK Ömer ERKULU Bekir DAL Durmuş KUŞAK Hasan CESUR Mevlit YOGURTCU Mehmet ÜLKER Süleyman KALEM Mehmet AYDIN Ahmet ELDİVEN Hasan PARKAN Mustafa LÜTFÜ İhsan TURHASAN KARDEŞLER ve ben Hasan ÇİFTÇİ biz mahalle gençleri bu kavşakta toplanır şamata yapardık. Her evde radyo olmadığından akşamüzeri balak dayının kahvehanesine akşam yedi haberlerinden sonra Kemal DENİZİN Sunduğu spor haberlerini sabırsızlıkla beklerdik. Biz o yıllar ortaokul öğrencisiydik. Spor haberlerini beklerken mahallenin deli kanlı kızlarını sevdiklerimizi sabırsızlıkla beklerdik delikanlılar evlenecekleri kızları ancak çeşme başında suya gelince görürlerdi( al testini suya gel) Karakoyunlu çeşmesinin suyundan hoşlanan nüfus memuru Hacı İbrahim Ulusoy nüfus memurluğunu işi düşen köylü vatandaşlara testiyi verir Karakoyunlu çeşmesinde su getirmesini ister bazı uyanık vatandaşlar testiyi çaydan doldur. Testinin Karakoyunlu çeşmesinden dolması için köylüye testi ile birlikte boş bir kâğıt verir köylünün okuması yazması yoktur. Köylüye söyler testimizi Karakoyunlu çeşmesinden doldur bu kâğıdı çeşmenin yanındaki bakkal Musa Şık’a(Hacı Musa) bu kâğıda yazı yazacak bana getir der köylü kâğıdı doldurur Musa Şık’a kâğıdı verir Musa Şık bakar boş kâğıt konuyu anlar İbrahim efendi Muradın hâsıl oldu, Senin testi bizim çeşmeden doldu diye yazar. Çeşmenin dili olsa 300 yıllık tarihi bize anlatsa Faruk Nafiz Çamlıbel’in Çoban Çeşmesi gibi.

 

Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda.

Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda.

Ateşten kızaran bir gül ararda.

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

Çeşmenin doğu kısmında Osman DEMİRAL’ın bakkal dükkânı. Çeşmenin karşısında Sabit DURGU’un bakkal dükkânı vardı her ikiside rekabet çalışırdı Osman DEMİRAL CHP’li idi Sabip DURDU DP(Demokrat Parti) li idi sokak 1950 seçimlerinden sonra çoğunluk DP’li olmuş. Parmakla sayılacak kadar CHP’li kalmış. Osman DEMİRAL Kayseri Devlet malzeme ofisine memur atandı emeklilikten sonra belediye iş hanında halıcılık mağazası açtı yıllar sonra Sabit DURDU’un babası ölünce sabit Durdu’da bakkalı kapattı çeşme meydanı Dörtyol çatında olup çarşıdan gelen cadde sülüklü mahallesine devam eder derebağ tarafından Karakoyunlu ilköğretim okulundan gelen cadde derbent çıkmazı sokağına devam eder. Hemen cadde sülüklüye giden yolun doğusunda Osman Demiral’ın evi vardı Osman DEMİRAL güzel giyinir yakışıklı bir ağabeydi hanımı Feriha abla Kayserili Osmanlı kadını güzel bir hanımdı güzelliği kadarda cesaretliydi beni de bir gün dövecekti muammer durdu Ömer Erkulu Mehmet Ülker Bekir gök Cevad’ın Yılmaz Demiral ile kavga ederler yılmazı hırpalarlar o gün pazardı bende çift sürmeden geldim öküzleri çeşmeden suluyordum Feriha abla dış kapının sürgü sopasını almış bana sinirli küfürlü geliyor benimde bir şeyden haberim yok sınıf arkadaşımın olan kızı Güngör yetişti (anne hasan dövüşte yok dedi) böylece kurtuldum Feriha ablanın sopasından. Derbent çıkmazının köşe başında Mahmut korkak amcanın (Ölüyan’ın Mahmut) iki katlı taş yontudan altı dükkân üstü odalar güzel bir evdi tam biz bu gençler bu dükkânları önünde toplanır şamataya devam ederdik Mahmut amca gürültü oluyor diye dükkânları kiraya vermezdi. Biz gençlere de çok kızardı bizlerde hiç aldırmazdık bir bu gürültümüze kızmış olacak ki geldi ayakkabıları ayağından çıkardı camları tuz buz kırdı üç dükkânında camları tuz buz kırılmış oldu Mahmut korkak özel idare vergi tahakkuk memuru görevinde olduğu için Karakoyunlu Mahallesi halkı ondan çekinirdi çünkü o vergisiz arazilere vergi taahhuku yapar fakir halk vergiden korkardı. Mahmut amcanın kariyer mevkisinde tekke dağının dibinde bizim bağ komşumuzdu babam bize bize hep tembih ederdi (Mahmut efendini bağanı bekleyin zara görürse bizden bulur) derdi Pazar günleri bağa gelirdi at gibi bir eşeği vardı eşek onbaççanın tepeyi aşınca anırır Mahmut efendinin geldiğini anlardık. Çeşmenin karşısında Zabir Durdu’nun evi ve dükkânı vardı biz ilkokul üçüncü sınıfta muammer durdu ile beraber aynı sırada otururduk Zabit Durdu’nun hanımı Muammerin annesi Gökşen Hanım vefat etti zabit durdu ikinci evliliğini Cemal Süllü (Sağar Cemal) kızı hava ile evlendi arkadaşım Muammer çok üzüldü okul sırasında ağladığını hiç unutmam. Ben ilkokula dokuz yaşında Karamustafa Paşa İlkokulunda başladım sene 1952 İncesu’da tek bir ilkokul vardı Ali Baran Numanoğlu maarif memuru ve okul müdürü idi bir gün Karakoyunlu ilkokulunun yapıldığı yer Mehmet Akbuğa’nın (Anıyan’ın) tarlası idi o tarlanın kenarında maarif memuru Ali Baran Numanoğlu yanında belediye başkanı Hasan Mestav öğretmen Cevat Demiral banka müdürü İnanoğlu ve tanımadığım kişiler aralarında bir şeyler anlatıyorlardı buranın okul olacağı söyleniyordu. Birden okul inşaatı başladı 1953 yılının ocak ayında okulun açılışı yapıldı biz Karakoyunlu öğrenciler beşinci sınıf hariç bu okula geldik sıralar var oturak yok her öğrenci velisi çocuğuna bir sandalye aldı bazı aileler alamadı o gün sandalyenin fiyatı 250 kuruştu iyi sandalye 500 kuruştu benim hasan cesurun İsmail atçının sandalyeleri Kayseri’den alındı kırmızı çok sağlamdı her öğrenci sandalyesini ismini yazar bazıları o ismi siler kendi ismini yazar her gün sınıflarda sandalye kavgası devam ederdi. İlkokul ikinci sınıfa gidiyordum Cevat hoca öğretmenimizdi hem de başöğretmenlik görevi 2 yıl esef ışık başöğretmen atandı Ömer Develi oğlu Aydemir kör oğlu Kâmil Bey hatırladığım kadar öğretmenlerimizdi 1962 – 1963 der yılında Karahöyük köyünde vekil öğretmen idim köy okulları 15 gün önce yaz tatiline girdiğinden ilköğretim müdürü Mustafa Değirmenci beni Karakoyunlu okuluna vekil öğretmen olarak atadı. Okul müdürü Halil evlacı öğretmen hasan Hüseyin aydın Mehmet Gülbar Mustafa Çopur Ayşe Yazgan idi Ayşe Yazgan mahallemizin ilk bayan öğretmeni Karakoyunlu ilkokulunda ilk bayan öğretmeni şerefine nail olmuştur. Ayşe ortaokulu İncesu’da kayseri kız öğretmen okulundan mezun çalışkan öğrenciliği boyunca her yıl takdir almıştır. Öğretmenliği de çok iyi idi. Şadi Kök babası Hacı amca annesi Muhlise hala ile birlikte yaşardı Şadi kök yirmi kişilik dolmuş arabası vardı her gün kayseri müşteri götürür acil hastaları taşır başka araba olmadığından 15 kişilik arabaya 25 kişi bile biner dolmuşun damına yük üzüm pekmez gibi Kayseri de satılacak mataklar yüklenir sabahın erken saati ezanla birlikte kayseri yolcuları arabanın etrafını doldurur Şadi ağa kendisine eda bir hal kırışır. Yine Kayseri’den araba akşamüzeri yüklü aynı mimbar döner annesi Muhlise hala ilk evliliğini Zilenin ileri gelen ailelerinden Tevfik Zileli ile evlenmiş akıllı tonton yüzlü hayır sözlü bir teyze idi. Annemin adında kendi adını(muhlise) ismini vermiş annemi anneannem bir yumuş için muhlise halaya göndermiş saçları taranmış güzel bir çocuk Hacı amca ne güzel olmuş geberesice diyor (annem bana göz oldu gözlerim akamaya başladı) yıllar sonra annemin gözleri kapandı. Çok insanlar Hacı amcanın gözlerinden çekinirdi mavi mavi gözleri vardı nazar değerdi durmuş gök amca varlıklı bir aile kadın hala Fadime hala büyük ağanın Bekir ağanın hanımları Bekir ağa öldüğünden tanımıyorum tam bir ağaymış Atatürk kurtuluş savaşında görüşmüş Atatürk Kayseriden giden askerlerin Ulukışla tren istasyonuna gidene kadar masları karşılayacağını beyan etmiş ve davar sürüsü olduğu söylenir bir kış günü koyunlarının tamamı sultan sazlığı çölünde bataklıkta boğulduğu türküler yakıldı büyüklerimden dinlemişimdir Bekir ağanın oğlu durmuş amca hanımı Şaziye çocukları Mustafa Bekir hizmetçileri Hacer Haydar ile yaşardı. Geniş evleri konak gibi gösterişli bir evdi kapının önünde büyük dört köşe binek taşı vardı bu taşın ağaların kapısında olurmuş ata binmek için imiş durmuş amca akşam vakti yaz ayları bu taş üzerine otururdu çeşmeye giderken saygı ile yanından geçtiğimi hatırlarım durmuş amca iyi Huylu herkese yardım etmeyi sever kapısı her zaman herkese açıktı demokrat parti ilçe başkanlığı görevinde bulundu saz ve keman çalar kitap okur ben ona gıpta ile bakardım ilk arabayı 1948 yılında Ford kamyonu ilçemize getirmiştir traktörü vardı çiftçilikte yapardı 1970 ağustos ayında kalp krizi geçirdi acı haberi oğlu Mustafa Gökke Ürgüp şarap fabrikasında hanımının ailesinde gezide olduğundan zor bir haberi vermekte bana düşmüştü. Durmuş gök evinin karşısında Bekir kara budak hanımı Firziye hala çocukları Bekir kızları ile yaşardı büyük bir çiftçiydi traktörü vardı toprakla uğraşırdı ben yaylaya gezmeye gittiğimde firziye hala bana üç gün boyunca kahve ikram etti hiç unutamam hemen yanında Bekir hasta doğu Bekir hanımı Ayşe oğlu Mehmet kızları ile yaşardı Bekir ağa çobanlıklar hayatını idame ederdi kardeşi Salih hanımı Ümmügülsüm Hanım oğulları Mahmut babadan kalma bölüşük evlerde otururlardı firiğin Ayşe dudu torunu Mehmet düzgün ile yaşardı. Koca Fatma’nın çocukları Mehmet ve Halil yüksel kardeşler Mehmet amcanın Hüseyin Ahmet ve kızları Halil amcanın hanımı şerife oğlu Mehmet kızları yaşamlarını sürdürürlerdi. Karşılarında Mustafa gökün evi iki katlı taş bina geniş avlu bol ahırlı bir ev varlıklı aile Mustafa amca maliye tahsil memuru aydın bir kişi idi İsmail Necati Mehmet Bekir kızları muhlise abla çocukları okutmuş aydın bir kişiydi hem de 150 tane koyunları vardı Mustafa amca asabi olduğu kadar yumuşak huylu hayır öğütlü hanımı elmas hala Mustafa beyde sofraları açıktı bildiklerinden şaşmazlardı açık ve doğru sözlü insanlardı eli açık bir kadındı elmas halaoğulları İsmail ağabey Kayseri’de gıda kontrol müdürlüğünü yıllarca yürüttü o riskli görevde hiçbir olay ve şaibeye adı karışmadı görevini dürüstlükle yürüttü elmas hala Mustafa Orçan’ın bacısı idi muammer kahraman bunu bir şiirinde söylediği gibi

Orçan oğlu kızı elmas halamı. Ağzında bulunsun güzel ayranı. Devret teki dayıoğlunun bayramı. Unutmuşum hemen yazasım geldi. Yine durmuş gök ün evinin karşısında Zekeriya efendinin evinin olduğu Zekeriya Efendi devrin ağalarındanmış ben kendisini bilmiyorum ziya paşanın ilk eşi Zekeriya efendinin kız kardeşiymiş yine özel idare memuru şükrü andacın hanımı da baldızı olduğu Zekeriya efendini hanımı hava hanım kızı muhlise ile yaşardı hemen karşıda duran çiğdemin evi (viisin duran) hanımı dudu oğlanları yaşar mesut veli Mustafa arif ile yaşarlardı duran amca iri yarı güçlü bir insandı daha çok günleri yavaş mevkiinde arazileri vardı günleri orda geçer koyun ve çiftçilikle meşguldü İncesu tapulama işleri için Ankara ya bir heyet olarak devrin başbakanı Süleyman demir ele gitmişler demir eli odasında bağrına basmış ayaklarını yerden kesmiş senin uğruna ölürüm demiş. Hemen yanlarında Abdi aşırma ( imamın Abdi) Abdi ağa oğlu Mehmet İsmail Mustafa hanımı Fadime hala gelini Ayşe ile yaşardı Abdi ağa bağcılık Türkmen çiftçilikle uğraşırlar Abdi ağa çalışkandı bağ işlerinden iyi anlardı o devirde saat yok denecek kadar kimsede yoktu Abdi ağanın pek düzenli gitmeyen bir cep saati vardı Abdi ağa saat kaç diye sorana saatte bakar kaç olduğunu bazen de tahmini söyler saati kurmayı unutmuştur hazzı zatında saatte düzenli çalışmazdı bazı kişiler kızdırmak için Abdi ağa kutuya bak derler Abdi ağanın tepesi atar sorana (git anayın kutusuna bak) der kimsede bu söze alınmaz bilhassa Hacı Bekir süt (Şabanın Hacı Bekir) çocukları Salih Tahir çok hınzırlardı anneleri Zibide hala Abdi (ağa utanmıyor musun böyle konuşmaya) dediğinde seni hariç tutuyorum derdi. Hava hasta (hastanın hava) hava hasta oğlu kara Bekir in genç yaşta ölümü ile gelini Fadime hala Mustafa ak koyunla evlenmesi neticesi kızı hava oğlu hasan bu yaşlı kadın tarafından büyütüldü. Yahya keskin (kara Yahya) hanımı hava dudu kızı hava Şaziye oğlu Bekir ile çiftçilik ve dere bağda arazileri olduğundan sebzecilikle uğraşırlar iyi arazileri vardı Yahya amca iyi huylu sessiz idi hanımı hava dudu hala zeki atak sözünü çekmeyen bir beş varan dosta dost kızdığına dolu c-varan bir tipti. Aynı avlu kapısından girilen hava dudu keskinin kardeşi Bekir keskin amca hanımı Nadiye hala oğlanları Mehmet Ahmet kızları Ayşe esma Fatma Meliha ile yaşarlar Bekir amca ve Nadiye hala iri yarıydılar Bekir amca daha çok iri kalın cüsseli heybetliydi demir yollarında işçi olarak çalışırdı mahallede çok iyi yaşantısı vardı iyi yer iyi giyer iyi yaşardı evinde ağa radyosu vardı gramofonu vardı yaz günleri evinin önündeki dam döşenir gramofon son ayar açılır yüksek sesle türküler dinlenir bizim eve yakın olduğundan bizde dama otururuz ağabeyim anam babam yorgun işten gelmişler yorgunluk giderirler babam biraz türkülere kızar türkülere değil Bekir amcaya kızar anam sokranır söze karışır sende demir yolları işçiliğinde çıkmasaydın der babam bir müddet demir yoluna gitmiş fakat ayrılmış bunun için anamla babam arasında bir çekişme başlar. Türkleri ağabeyimle bölüşürdük annem ve babam içinde bir plak şetçik ağabeyimin bir türküsü benim bir türküm vardı senin türkün çıkacak benim türküm çıkacak beklerdik. Yine bir ramazan günü ağustos ayıydı uzun günleriydi ekin işlemeden geldik top atılacak sabırsızlıkla topun atılmasını bekliyorduk yine Bekir amcanın gramofonun türkü çalıyordu biz avluya sofranın başına dizildik Mehmet keskin mantar tabancasını sokakta patlattı anam çok susamış olacak ki hop suyu tepesine dikti orucunun bozulduğuna sinirlenen babam yemeği tepsiyi tutuğu gibi anneme fırlattı ortalık tencere tava oldu ağabeyim Mehmet koştu mantar tabancasını patlatan Mehmet keskine sopa attı komşuluk ilişkilerimiz bir müddet askıya alındı Bekir amca birkaç gün gramofon çalmadı sonradan işler düzeldi. Bizim evde annem babam ağabeyim Mehmet ben hava Ahmet doğmamıştı biraz koyunumuz çiftimiz bağımız vardı daha çok ağırlığı bağa verirdik babam inşaat ustasıydı bağ işinden çok iyi anlar becerikli bir insandı evimizde her türlü tamir aleti vardı kendi işlerimizin çoğunu babam kendi yapardı kendi halinde kimsenin işine karışmaz komşularla iyi geçinmeyi iyilik yapmayı seven bir insandı hemen bizim evde miras bölüşme babamın emmi kızı hava dudu aşırma oğlu Mustafa gelini dudu Mustafa’nın oğlu Bekir kızı Hava Sare haşardı yine bölüşme babamın amcası Salih çiftçi eşi şerife kızı Ayşe yaşardı Salih amca hoca idi iyi çiftçi idi 12 yıl askerlik yapmış bir gazi idi onbaşılık rütbesini nasıl aldığını askerlik hatıralarını bizlere zaman zaman anlatırdı bu vatanın zor kazanıldığını ağlayarak sakallarından yaşlar dökülerek anlatırdı. Hava dudu aşırmanın ilk eşi şehit olmuş dul yetim maaşı alır bu paraları araziye yatırır akıllı ileri görüşlü bir kadındı 100 yaşına yakın yaşadı bizim evin karşısında İsmail uncu (Habilik) hanımı feride kızı dudu ile yaşar fakir yaşlı sessiz bir kimselerdi dudu iki kez evlendi kadınlık organı yokmuş geri geldi ikinci evliliğini aile zorla yaptırdı o gün kadın doğum organları bilgisini kim bilirdi zavallı kadını doktora bile götüren olmadı bizim evin yine bitişiğinde uzun oğlunun Mahmut Kodak yaşar ikinci hanımı şeyh Şabanlı Fadime hanımın kızı cemile içli dışlı evlilik yapmışlar Mahmut oğlu hasan analığının kızı cemile ile evliydi kendi hallerinde bir yaşamları vardı Mahmut ağanın önceki hanımından şerife Sare kızları vardı. Hacı dik saça ait ev(Şayahan Hacı) Hacı amca devlet demir yollarında çavuş idi hanımı Fadime hala kızları Şerife Ayşe Naciye oğulları durmuş ile yaşar Hacı amca işine gider gelir kimseyle muhatap olmaz konuşmaz iş yorgunluğu yol üzerindeki evinin penceresinin önüne oturur sokağı seyrederdi yanında şoför Osman’ın Osman çil salın taş bina evinde Fatma hala oğlanları yaşar kızları Atike ile yaşar Osman amca askerlikte şoförlük öğrenmiş ileri görüşlü akıllı bir insan ehliyetinin kayseri de ikinci sırada olduğu otobüslerinin olduğu hac turizmle uğraştığı hayır sever bir insan ilçemizdeki cami okullarda hep onun izleri var sonradan İstanbul göçtü çocuklarının da hayli zengin olduğu Osman amca ilçemizin yetiştirdiği değerli bir iş adamı olduğunu söylemekten geçemeyeceğim. Halil Çilsal (Halillin havanın oğlu) Halil annesi hava hala hanımı hikmetle yaşar çocukları yaşar kızları hava Halil çil sal babasını küçük yaşta kaybetmiş marangoz ustası idi muta itlik yaptı yurtdışına çalışmaya gitti Halil çil sal ileri görüşlü bir insan hemen yolun sonunda Hacı Memik hanımı Elmas oğulları Hacı Mehmet diğer çocukları küçüktü bitişiğinde Hacı Hüseyin Memik döne hala oğulları kemal kızları Zeliha yaşardı. Çiftçilikle meşguldüler aynı hizada Obuşlar Obuş un Mehmet amca hanımı Fadime halaoğulları hacı, Salih kızları pembe Bekir cemal şerife yaşarlardı Mehmet Obuş iyi bir çiftçiydi Mehmet amca sessiz çalışkan işinde gücünde olan birisiydi uzun boylu zayıf yapılı idi onun için İncesu da bir tekerleme söylenir üç arkadaş İsmail uncu Mehmet amca öküz otlatırken iki jandarma gelir telefon direği rüzgârdan yıkılmış direği siz yıktınız diye jandarma üçü nüde güzel bir döver. İsmail uncu dayanamaz çok feryat eder Obuş hiç azgını açmaz diğer arkadaş İsmail uncuya Allah hayrını versin (Obuş kadar hayrın yokmuş jandarma vurdukça bağırdın der) ilçemizde bu söz Obuş kadar hayrın yokmuş sözü devam eder gider Obuşların bitişiğin de şık Mehmet er kılıç amca oturur şık Mehmet amca karayollarında çalışır uzun iri yapılı idi hanımı Fatma hanım kızları Aysel kayın validesi Zibide hala ile yaşardı Zibide hala iri şişman parlak yüzlü yaşlı bir teyzeydi oğlu Mevlit gürseli okutmuş Mevlit Gürsel milli eğitim müdürlüğü görevinde çeşitli illerde bulunmuş iyi bir bürokrattı İncesu ya pek gelmezdi yolun sağında sadık kadı Felinin evi vardı sadık amca kısa etine dolgun hanımı kızı zülfü ile yaşardı at arabası vardı ara sıra içki içer kendiliğinden geçerdi içkiyi bıraktı hacca gitti ve orada da vefat etti. Sadık amcanın yanında Ümmüsün Halil Çilsal evi vardı Halil amca ilk hanımı ölmüş Raşit Zeynep bek taş ile yaşar arası çok olan bir çiftçi idi. Hacı Salih çil sal amcaoğlu Bekir gelini Zeynep Salih amcanın hanımı ölmüş kendini namaza niyaza vermiş bir ihtiyardı oğlu Bekir amca koyun ve çiftçilikle geçinirdi hacı amca zeki bir insandı 1950 yılından önce Yeşilhisar İncesu ya bağlı kasaba idi ilçe olmak için Yeşilhisar halkı çaba sarf ediyor bir kış günü o günkü adı kareserin ileri gelen halkından 7-8 kişilik bir heyet kayseri valisine ilçe olmak için müracaata gitmek üzere yola çıkıyorlar ağır kış günü vasıta at bu günkü taksan fabrikasının önünde tren yolu geçidinde Yeşilhisar heyeti Salih amcayla karşılaşıyorlar Salih amca ata binmiş sırtında kürk başı sarsılı çanak pınara koyun çobanına azık götürüyor Yeşilhisar halkının ilçe heyeti olduğunu anlıyor heyete soruyor Yeşilhisar uzak mı (Yeşilhisar) heyetten biri Hasan İpek soruyor (Karahisar’da ne yapacaksın) hacı Salih çil sal cevap veriyor (ben oraya kaymakam tayin oldum) Yeşilhisar heyeti öyle bir seviniyorlar ki Salih amca atı hızlıca sürüyor oradan uzaklaşıyor heyet duraklıyor gerimi dönelim kayseri valisi nemi gidelim acaba doğrumu düşüncesine varıyorlar Salih amca atı çanak pınar mevki ne koyun ağalına dönünce Yeşilhisar heyeti anlıyor ki İncesu bizi ilçe yapmaz çobanları bile bizimle alay etti diyorlar halen Yeşilhisar İncesu’nun çobanlarının bile akıllı olduğunu söylerler. Hemen yanlarında babadan bölüşük evde İbrahim Katar Mustafa Katar kardeşleri hanımları Fatma Zeliha oğulları Salih yaşarlardı. Hacı Obuş hanımı Dudu oğulları Mehmet ve kızları ile yaşardı. Koyun ve çiftçilik ile yaşarlardı. Tam devredin dik bayırının başladığı bölgede Haroş’un Veysel’in evi vardı Veysel amca iyi bir çiftçiydi oğlu Mustafa kızları hanımı Feride yaşarlardı. Veysel Durukan’ın karşısında Hamza Tosunun evi Hamzalar oğlu Osman gelini Fatma oğlu Derviş ile yaşardı ev hemen küçük deliğin bitişiğinde derbendin ortasında ada gibiydi. Hamza tosun amca çok renkli bir adamdı geçimini bağcılık ve amelelik fırına çalı taşımakla geçimini sağlardı. Bir gün fırına çalı getirirken oğlu Derviş’i yanında çalı getirirken tesadüfü kara Mustafa paşa okulu penceresinden gören ilçe Maarif memuru (ilçe Milli Eğitim müdürü) hemen Hamza Tosun’a sorar bu çocuğu okula niçin göndermiyorsun Hamza amcada çalı getiriyoruz her gün bu çocuk iki yüz elli kuruş para kazanıyor benim başka bir gelirim yok onun için okula göndermem öğretmen Ali Baran Numanoğlu ben size her gün iki yüz elli kuruş para vereceğim der 11 yaşındaki Derviş Tosun’u okula başlatır Derviş Tosun Ali Baran Numanoğlun’u her zaman şükranla anar. İncesu Kara Mustafa Paşa kervansarayında pehlivanlar geldi yağlı güreşler yapılmaktaydı. Hamza amca soyundu pehlivanlara meydan okudu. Pehlivanlar sonunda bunun şaka olduğunu anladılar. Yine bir ramazan günü teravih namazı öncesi kadınların camide konuşmasına sinirlenip sesinizi kesin orusbular! Diye bağırdığını unutmam. Ben ortaokul öğrencisiydim bir Cumhuriyet bayramında yine Hamza Amca meydanda merasim yapılırken nutuk atmak için kürsüye koştu jandarmalarca engel olduğuna şahit olduk. Hamza Tosunların bitişiğinde Nuh Mehmet Arat hanımı oğlu Hüseyin Durmuş ile yaşardı Mehmet amca eski yazı okur ve yazardı. Oğlu Hüseyin Kayseri Devlet Hastanesinde çalışırdı. Küçük deliğin yanında Nuh Arat Kızı Keziban, Havva oğlu Bekir ile yaşardı. Nuh amca ama(kör) idi. Hanımı Şerife Kayseri yolunda Boğaz köprü mevkiinde İncesu’ya ait otobüsün devrilmesi neticesi vefat etmiştir. Nuh Aratın bitişiğinde Bayram hacılı Ali Bayram hanımı Zeynep oğulları ÖMER Mevlit yaşarlardı. Yine komşularından Mevlit Ülger(Lövmen’in Mevlit.) hanımı Ayşe kızları oğlu Ali ile yaşarlardı. Bu derbent çıkmazı öyle bir işlek caddeydi kış günleri damlardan atılan karlar yolları kapatır. Yol damlarla bir olur evlerden tünel yarma ile çıkılırdı. Yaz ayları gelince harman zamanı günlük 500 e yakın kağnı çeten inerçıkardı hasat sonu kağnılara çeten yapılır. Kağnın dört başına ağaçlar dikilir etrafı beyaz bezlerle kapatılır. Bu çetenlere saman basılır. Harmanlarda Karakoyunlu mahallesine samanlıklara saman taşınırdı. Derbent dik kayadan oyma 3 metre derinliğinde 500 metre dik yokuşlu uzunluğunda 20 metresi çok tehlikeli tek bir kanın geçebileceği bir cehennem azabıydı derbendin başında kağnı bekletilir yola aşağı çağırılır gelme gelme hoo gelme aşağıdan gelen kağnı bekler yukarıdan yolculuk başlar. Bir ihmal ölüme sebep olur öküzlerin bile hayatı tehlikeliydi kağnın önüne adamlar geçer. Boyundurukla oka yapışır ayaklarını direr bir nevi kızak vazifesi görür öküzlere de hafif alınlarına vurulur koşmasın diye ama yenilir mi son sürat macera başlar on dakikada maraton tamamlanır. Derbentte vatandaş aşağı inince bir of bir şükür çeker. Şimdi ne kanı kaldı ne o çeten yollar asfaltlandı parke döşendi eşeğin zor geçtiği derbentten kamyonlar taksiler geçmeye başladı hey gidi günler. Derbent çıkmazını başında Mehmet Ali Çavuş’un(Mehmet Ali Gürel) Rumlardan kalma şato gibi bir ev Mehmet Ali Çavuş Selanik göçmeni eşi Nimet hanım kızları Resmiye, Necla, Ayten, Şükran, Gülten, Hanife ile yaşardı. Mehmet Ali Gürel karayollarında görev yapardı. Çok efendi kişilikli bir adamdı. Hemen Tekke dağına giden yolun sonunda Ali Eskici(Şık’ın Ali) hanımı Esma’nın ölümünden sonra Zeliha Eskici ile oğlu Mustafa kızı Havva ile Zeliha dan olan Mehmet,Selahattin ile yaşarlardı.Ali amca çobanlıkla hayatını devam ettirirdi. Çok iyi bir hayvancı idi. Hayvanların dilinden anlardı. Dervetin sol başında Taşçı Mehmet ustanın(Mehmet Taş’ın) evi vardı. Mehmet amca taş ustasıydı hanımı Dilber Hala kızları Hava Oğulları Ahmet ile yaşarlardı. Ahmet Taş Berberdi çok renkli bir kişiliği vardı. Tekke dağında gölün başında Türkmen olarak göçülü idi. Ahmet Taş ablası Şerife Çalış gile misafir olarak gezmeye geldi biz obanın biz çocuklarına her gün saz çalardı. Yine bir gün ablasının çadırının önünde bizlere saz çalıyordu belinden tabancasını çıkardı abla seni vuracağım dedi birden tabanca patladı. Ablası kanlar içinde oraya yığıldı Ahmet Taş üzüntüsünden saçlarını yoldu bir tutam saçı yere attığını gördüm. Suratına kurşun isabet eden ablası ölmedi. Hayatı boyunca ablası o kurşunla yaşadı Ahmet Taşın misafirliği gibi eşi Atiye genç bir kız oda Durmuş Gök gilde misafirdi evlenmeleri de bu sebeple olsa gerek Ahmet Taş Hollanda’ya Gitti orada Merhaba Restoran’ı açmış. Açılışında Hollanda Kraliçesi yapmış. Merhaba kasetleri vardı. İncesu Belediye Kültür Evinin altını restaurant olarak çalıştırdı. Deniz adında bir sanatçı hanım akşamları restorantın bahçesin de şarkı türkü okurdu. Bu olay ilçemiz halkınca kimine göre iyi bir eğlence idi kimine göre felaketti ilçemize büyük bir sel felaketi geldi. Ekili alanlar sel altında kaldı birçok ev zarar gördü Kadir Korkut’un hanımını sel götürdü. Bu selin faturası Ahmet Taş’a kesildi Dansöz oynattı başımıza felaket geldi diyenler oldu. Ahmet Taş ben para kazanmak için değil ilçeme sosyal bir yaşantıya alıştırmak için yaptığını söyledi.

 

 

 

KARAKOYUNLU İLKOKULU

Benim küçüğüm olan Kadir kardeşim kuşpalazı hastalığına tutuldu ilçede doktor yoktu annem eniştesi Arif Hoca(Çelimli) çocuğu kasap Hilmi’ye götürmüş kasap Hilmi amca çocuğun boğazına kaşıkla bastırmış siyah bir kan çıkmış kutulamayacağını söylemiş annem ağlayarak eve geldi. Birgün sonra vefat etti 4 yaşında idi odanın önünde ahırdan çıkan eşeklere kıkır kıkır güldüğünü bir türlü aklımdan çıkaramam.

Karayerde ekin işliyorduk tarla faresi(Gelengi) ekine hayli zarar vermiş babam kızdı kuyudan kova ile su getirip farenin deliğine su döküp fare dışarı çıkınca imha ediliyordu. Deliğe suyu döktük irice bir fare çıktı ve kaçmaya başladı. Annem değneği yapıştırdı fare o anda öldü. Akşam eve dönüş yaparken yol kenarında duvar başına hayırlı kuş(Baykuş) tünemiş gürültümüze birden havalandı. Ortalık hafif karanlıktı annem eşekten taşların üzerine düştü başından kan geliyordu. Eve gelince teyzeme gittim durumu söyledim teyzem geldi. Anamın başını sardı babam bize pilav pişirdi anam sessiz yattı yemedi babam düşünceli düşünceli düşünceli anamı seyrettiğini gördüm oda yemek yemedi. Anamı bazı döverdi kızardı o gün anladım ki ya anamı seviyor yâda bizleri düşünerek üzülüyordu. Teyzem anneannem bir şeyler konuştular ikiside ağlıyordu. Anam hamile imiş eşekten düşünce çocuk düşürmüş. Annemin gittikçe hastalığı arttı Kayseri Devlet Hastanesine götürdüler. Orada uzun bir zaman yattı okullar açıldı o yıl okula benide yazmışlar ben gidemiyordum. Okullar açılalı epey zaman geçti ceza kâğıdı geldi o zaman cezayı ödememek için babam( anneanneme götür okula yazdır dedi sinirlendi okula gitmemi istemiyordu.)Bir güz sabahı anneannemle Kara Mustafa Paşa İlkokuluna vardık öğrenciler sıraya dizilmişti İstiklal Marşı söylendi. İstiklal Marşını o gün duydum. Marştan sonra mahallemizde Alevin Mehmet (Kurt) yanımıza geldi.(Hala şu odaya gidin dedi) Merdivenlerden çıktık okul müdürü Ali Baran Numanoğlun’u Ogün öğrendim. Müdür anneanneme kızdı( kadın dedi niçin bugüne kadar göndermediniz sizi hapise atarım dedi.)Şehit eşi olan anam( yatarım dedi annesi için 3 gün hapis yattım bunun içinde yatarım ama isterim ki okusun 5.sınıfta bir oğlum öldü onun adını buna verdik dedi) (Başın sağ olsun teyze dedi) Müdür elimden sıkıca sanki kaçacakmışım gibi tutuyordu ben çırpındım bana hafif bir tokat attı anamın elin kırılsın dediğini duydum herhalde müdür duymadı.

Hoca sınıfın kapısını açtı.(Hoca hanım o çocukta geldi)söyledi şişman güzel tombul Mükerrem Göçmengil öğretmen bana en arkada bir sıra gösterdi isteksiz davrandı hiç ilgilenmedi perişan bir haldeydim. Okul dönüşü annemin hastaneden gelmiş odamızın sedirinde hasta yatıyor teyzem anneannem komşular oturuyor. Bana sarıldı okula gittiğime sevindi kendi sininde ilkokul 3 e kadar okumuş okuryazardı.

(Ekmek al kuzularımızı yaymaya git kuzular acıktı.) dedi. Annemin hastaneden geldiğine sevindim hemen Mehmet Keskine gittim bana harfleri göster dedim o ikinci sınıfta idi kardeşi Ayşe’nin alfabesini bana verdi adımı bir kâğıda yazdı.

Kuzuları aldım kayabaşına harmanlara yaymaya gittim. Yola sel kum getirmiş. Kumun üzerine adımı birkaç kere yazdım harfleri yazdım. Yine komşularımızdan İbrahim Berk eşekler tarladan geliyordu biliyordum o okuryazardı benden büyüktü ona yazdıklarımın doğru olup olmadığını sordum. Adımın doğru olduğunu söyledi birde harfleri okuttu.

Akşam evde hasta anamın yatağının üzerine oturdum anam harfleri bana ezberletti. Sabah sınıfta ilk derste öğretmen herkes ismini yazsın dedi. Defterleri kontrol ediyordu bana bakmadı üzüldüm bakması için kendisine götürdüm tahtaya ismimi yazmamı söyledi. Bazı harfleri yazmamı söyledi aferin dedi bazı öğrenci arkadaşlara kızdı Hasan bir günde öğrendi dedi.

Benim kıyafetime üzüldü ki önlüğün ayakkabın yok mu? Dedi annemin hastalığını söyledim hastalığın nedenini sordu anlattım üzüldüğünü gördüm.(Önlüğün kumaşını getir ben dikerim dedi) Hemen okul dönüşü anama anlattım babam nerden geldi Ogün olacak ki eve erken geldi annem önlük kumaşı almamızı söyledi babam itiraz etmedi almaya gidiyordu. Annem koş birde ayakkabı alsın dedi. Şuayip amcanın dükkânına vardık önlüklük kumaş aldık birde ayakkabı istedim ayakkabının fiyatı 5 TL olunca babamın pek gönlü olmadı kıvrak kızın Mehmet amca al Bekir dedi Hasan benim oğlum olursa ben alırım dedi. Onun çocuğu yoktu akrabamızdı babamda senin olsun.

(vermen ki dedi bende verilmemi istiyordum çünkü Mehmet amca varlıklı bir kişi idi.)Neydeki babam gönülsüzde olsa ayakkabıyı da aldı önlüklük kumaşı doğruca öğretmenimin yolunu tuttum sınıf arkadaşım olan Servet Moruk’un annesi öğretmenin hizmetçisiydi. Servetle birlikte öğretmenin kapısını çaldık öğretmenimin beyi Refik Göçmengil kapıyı açtı. Ortaokul müdürü imiş Servet söyledi. Hanımına söyledi öğrencilerin geldi dedi. Öğretmenim kumaşı aldı ölçümü aldı sabunla kumaşa bir şeyler çizdi. Bana bakarak eşine bir şeyler anlattı. Sabah sınıfta öğretmen geldi ayağa kalktık günaydın diye karşılık verdik öğretmen masaya oturup beni çağırdı önlüğü giydirdi. Önlüğe döş cebi dikmiş hiçbir öğrencinin önlüğünde döş cebi yoktu. Beni okşadı sırama gidiyordum. Geri çağırıp beni ön sırada Hüma kardeşi Hülya Aydın Serpil tüylü oğlu ve Yavuz Özkan’ların yanına oturttu bu arkadaşlar memur çocuğu idi öyle mutlu oldum ki öğretmenim her gün annemi sorardı. Tahtaya kim kalkacak hemen parmak kaldırırdım. Bürgün öğretmenim okul çıkışı annene gidelim dedi. Akıldım sıkıldım gelmesini istemiyordum diyemedim. Okul çıkışı bizim eve anneme geldik. Annem iyileşmese de ev işi yapıyordu hele ki annemi yatakta bulduk. Yalan çıkacağımdan korkuyordum. Hoş beşten sonra beni anneme övdü zeki olduğumu söyledi.

Ben evimizin halinden sıkıldım öğretmenimi Karakoyunlu çeşmesine kadar uğurladım. İlkokul 2.sınıfta Karakoyunlu Okulu yapıldığından öğretmenimden ayrıldım öğretmenimin tayinide Kayseri Cumhuriyet okuluna çıkmış bir daha görmedim onuda hiç unutmam.

Koyunumuz ineğimiz eşeğimiz atımız vardı. At çok önemliydi. Ağabeyimle boş zamanlarda onları otlatmaya giderdik. Atımızın katır doğurmasını hayal ederdik. Babam çift koşalım dedi 2 tosun aldık 2 yıl onları otlattık öküz yaptık ekin ektik ağabeyim taş yolmayı öğrendi inşaatlara başladı ekonomik durumumuz düzeldi. Annem babam misafirleri çok severdi Cuma günleri pazara matak satmak için gelen baş dere Akköy demir taş gibi köylerden akraba tanıdık köylüler gelirler eşek et gibi hayvanlarda olurdu ahırda hayvanları sıkıntı olurdu kışlar çetin geçtiği için yolların kapandığı zamanlar olurdu günlerce kalan misafirler olurdu hele ki tandır iskemlesinde yatarlardı. Develi senderemekeden her yıl gelir 3 devesi vardı hasır yayma(zebil için) satışını yapar İncesu’dan da pekmez alır köyüne dönerdi.

Birkaç gün bizde misafir kalırdı. Çok şiddetli bi kış günü öğleden sonra kar tipisi başladı. Develer Beştaşın Avlusunda kalıyordu annem Durmuş Gök gile gitti develerin onların develiğinde kalmasını söylemiş yakacak ve koyunlarının kaldığını söyleyerek Durmuş Gök’ün hanımı Şaziye Hala kabul etmemiş develere saman vermeye deve sahibi Veli Ağa babam ben gittik. Bizim eve develerin kaldığı açık avlu 150 metre uzakta idi. Keşişin Konağı çok muhteşem bir konaktı sonradan sahibi tarafından üst tarafları yıkıldı bu tarihi konak yıkıldı heder oldu. Konakta askerlik şube başkanı rütbesini bilmiyorum ama albay olsa gerek. Duran Selçuk’a albay develerin sahibinin nerede kaldığını sormuş emir eri ile Duran amca bize geldi develerin sahibin komutanın istediğini söyledi babamın yüzü ağardı heyecanlandı. Şube başanının konağına gittiklerinde komutan(bu develer kış günü oraya bıraktığını hayvanların üşüyeceğini söyleyerek askerle birlikte o develiğe develeri götürün benim emrimi söyleyin) demiş. Babamda(komutanım bizim kadın gitmiş kabul etmemişler şikâyetçi konumuna düşeriz

Veli amcada develer pek üşümez diyor komutanda elinin tersi ile gidin yapıyor. Askerlik şube başkanının iri yarı otoriter sert bir kadındı oğulları Turgut arkadaşımdı daha okula gitmiyordu. Küçük kardeşi Nazire idi bir gün şubeye gittik emir eride bizi takip etti. Emir eri asker gitmeyin dedi ise de arkadaşım Turgut dinlemedi. Askerlik dairesi şube başkanının odasına girdik komutan(sertce niçin geldiğimizi sordu emir askere kızdı Turgut baba bize topaç al anneme söyledim diyede yalan söyledi. Şube başkanı emir erine para verdi. Bize birer topaç aldı akşam evde şube başkanı hanımına çocukları şubeye neden gönderdiğini sormuş hanımıda ben göndermedim diyince Turgut’a bir hafta evden çıkmama cezası verildi. Mahalle komşularımız akşamları bizim eve gelirlerdi kuru üzüm iğde köfter meşe palamudu yer elması ikram edilirdi erkeklerden gelen olursa pekmez turşu yoğurt sofrası hevenk üzümü ikram edilirdi masal anlatırdı fazla misafir olursa biz çocuklar örtme denilen kapısı açık ekmek yapılan yerdi. Tandırı vardı birde şömine tipi ocağı vardı hasır serilen yerdi oraya otururduk.

Bir gün şube başkanının hanımı Ayşe hala ile bize geldi babam hemen ahıra gitti komşular bizim eve toplandı annem Osman oldu babamın kasketini giydi Hava Dudu Keskin hala gelin oldu ailesi osmanı zorla evlilik yaptırıyor bir nevi gelenek tiyatro canlandırıldı. Şube başkanının hanımı gülmekten kendini alamadı giderken çok eğlendiğini söyledi yarın akşam hepiniz bana geleceksiniz gelmeseniz zorla askerle getitiririm geliniz çok sevinirim.

Biraz tereddüt etselerde gittik. Bir gün sonra gittik kadın çay ikram etti ilk çayı orada içtim. Bir gün Turgut gittiğimde şube başkanıda evde idi. Başkanın hanımı Osman ne yapıyor diye sorduğunda komutan ne Osman’ gibi baktı hanımıda geçen tiyatro oynadılar Hasan’ın annesi Osman rolünde idi bir sinema idi. O zaman anladım ki demek ki sinema böyle oynuyor. Tiyatro sözüne üzüldüm çünkü ilçemize gelen bir tiyatro kızı bıçaklanmış ve öldürülmüş korku ile baktım.

İlkokulda 4.sınıfta Harput’ta Bir Amerikalı piyesini oynadık ben Bell Boy rolünde oynuyordum Bell boy İngilizce garsonmuş Harput’tan Amerika’ya giden orada zengin olan Abran Mandoros Türkiye’de kardeşlerini aramaya gelmiş lüks bir otelde kalıyor. İlk sahnede perde açıldı Amerikalıya gazeteleri getirdim oku dedi haberleri okumaya başladım salona yan gözle bakıyordum ön sıralarda kravatlı güzel giyinmiş efendi beyler ve hanımlar gördüm. Hanımın biri beyine çocuk gazeteyi ters tutuyor dediğini duydum zaten gazeteyi okumuyor rolümü okuyordum yinede gazeteyi hemen düzelttim öğretmenimiz kültürlü çok iyi bir öğretmendi. Bizim yetişmemizde büyük emek sarf ederdi.5.sınıfta kurtuluş savaşını tefsir eden bir piyes oynadık ben orada Türk komutan rolünde idim. Ali Osman Sandal yunan generali pembe bahar bir köylü kadını rolündeydi sınıftaki arkadaşların hemen hemen hepsinin rolü vardı. Okulun yaz tatiline az bir zaman kala oyunu sergiledik annem tekkede göçülü idi babam abim bir inşaat için İncesu’da idiler. Baba akşam piyes yapacaz okula gel dedim hiç bir şey söylemedi şubeden temin ettiğimiz asker elbiseleri tüfekleri kuşandık subay rolündeki arkadaşlar beline mantar tabancası kılıç kuşandı akşam saat sekizde piyes başlayacak salona bir baktım babam gelmemiş hemen eve koştum kıyafetim subay elbisesi babam evin penceresinin önünde oturuyor ev hafif karanlık lambayı da yakmamış sinirli acele bir şekilde kalk gidiyoruz diyince babam öyle korktu beni tanıyamadı komutanım beni nereye götüreceksin bir suçum yok diye hazır ola geçti baba piyese dedim hasan eşşoleşşek senmisin beni korkuttun yüzü sapsarı kesildi okulun yolunu tuttuk balağın kahvesinde ağabeyime babanı jandarma götürüyor demişler ağabeyimde koşarak geldi beni görünce çok şaşırdı ağabey sende gel dedim onları salonun arka tarafına oturturdum. Seyircilerin arasından hızla rol odasına geçmeye çalışıyordum salon hafif karanlık seyirciler beni subay sandı. Rol odasına girince öğretmenim Eshef Bey nerden geldiğimi sordu. Bende babamı getirdim piyes başladı bir harp havası barut kokusu mantar tabancaları patlıyor. Çığlıklar at nal sesleri derken Atatürk sesi yükseliyor Ordular İlk hedefiniz Akdeniz canlanıyor Yunan generali köyleri yakıp yıkıyor köy kadınını süngülüyor Askerlerimle yunan generalini rehin alıyorum vatandaş bizi ayakta alkışlıyor seyreden bir kadın heycendan bağırıyor kız öldü hasan diye piyes bitti seyirciler dağılıyordu Eshef hoca protokolü uğurluyor bir ara belediye başkanı hasan Mestav babamla sohbet ediyor Eshef hoca belediye başkanına Türk paşası Bekir ağanın oğlu dedi. Belediye başkanı hasan Mestav ve bazı tanımadığım insanlar öğretmenimizi kutluyordu. Seyirciler dağıldı Eshef hoca beni müdür odasına çağırdı babana söyle belediyeden kahve vesikası al dedi. Kahve vesika ile satılıyormuş çünkü ihtiyacı karşılamıyormuş. Eve geldim yüzü gülmeyen babam bana aferin dedi. İhtiyacım olup olmadığını sordu bana 250 kuruş para verdi bende baba dedim öğretmen kahve vesikası istedi morali biraz bozuldu oğlum vermez dedi bende iste dedim Ogün bir söz yaygındı kahve vesikası isteyenlere belediye başkanı soruyormuş (evinde kahve fincanın var mı?) yıllar sonra hasan Mestav bu sözü sordum gariban insanlara vesika vermediğini evinde fincanının olup olmadığını sorduğunu. Bu uydurma bir söz olduğunu beni istemeyenlerin böyle bir söz uydurduklarını söyledi babam ertesi gün babam kahve vesikasını istemiş başkanda Bekir ağa kendine mi istiyorsun. Hayır, çocuktan öğretmeni istemiş tam iki vesika birden vermiş babamda beni kırmadı verdi der zaman zaman övünürdü. Pazar günleri bağa çalışmaya koyun sığır otlatmaya giderdim. Baba dersim var desemde dinlemez okul masraflarını ödemek zoruna giderdi piyesten sonra beni işe götürmedi sık sıdka harçlığım olup olmadığını sorar oldu. Subay olmamı çok istedi kuleli askeri lisesine müracaat ettim yaşım büyük geldi. Yaz ramazanları çok renkli geçerdi kahvede tombala çekilir biz çocuklar içeriyi ziledik. Mahalle bekçisi Mehmet Kaçan jandarmalar bizleri kovalar Karakoyunlu camiine biz çocukları pek sokmazlar Tıngır Hüseyin ihsan Altan bizleri dışarı koyardı. Ortaokula başladım Hasan Cesur ben aynı sırada otururduk bir kış günü İstiklal Marşı okulun salonunda söyleniyordu bazı arkadaşlar güldü. Arif Aslan bizi tören sonrası okul müdürüne götürdü. Bunlar güldüler dedi. Müdür beyde ( bunlar Türk değil demek ki) söyledi biz gülmedik dedik ama müdür bizi kovdu biz öyle üzüldük ki keşke dövse diye düşündük okuldan atılma pahasına arif aslana küfür etti oda bizi şikâyet etmiş müdür bizi karşısına alıp yaptığımızın iyi olmadığını söyledik bizde Türk olduğumuzu söyledik. Müdürümüzün elini öptük okulun duvar gazetesi vardı son sınıfların yazısına önem verilirdi. Hasan cesur ile bir gece bir gazete çıkardık saat 11 de elektrik kesilirdi okuldan gelince dersimizi hazırladık. Bir karton temin edip kalınca Şıp Sevdi yazdık yine kamışla sütunlara ayırdık edebiyat tarih fıkra şiir diye yazdık sütunlara yazdığımız yazıları yapıştırdık. Sabah doğruca okula gittiğimizde Türkçe öğretmenimize gazeteyi götürdük. Sarı bıyıklarının altında gazeteyi gülerek okudu. İyi olmuş ama bu gazeteyi salonu asmayacağını çünkü herkes gazete çıkarmaya başlar salonda yer kalmaz söyledi. Üzgün bir vaziyette sınıfa döndük gazeteyi hasan cesur gilin odaya astık birkaç ay kendimiz yazdık kendimiz ok.

 

Karakoyunlu İlkokulu 5. Sınıf Öğrencileri

 

Hasan Çiftçi Emine Zeren
Hasan Cesur Hanife Meyve
Mustafa Turasan Nadire Meyve
İhsan Turasan Pembe Bahar
Muammer Durdu Hatice Yakışır
Mustafa Bahar Fevziye Atay
Musa Kasap Ayşegül Akgül
Eyüp Kasap Hava Dörttepe
Kazım Ugal Atike yapışık
Ali Osman sandal Fatma Üner
Bekir akboğa Ayşe Diksaç
Yener ışık Münevver genel
Ali Zeren Zeliha Genel
Bekir Kök Ayşe Süllü
Ahmet Karabıyık Hayriye Korkak
Musa Karabıyık Kevser Yüksel
Güngördü Emiral Hikmet Kurducu
  Ayşe Keskin
  Fevziye Günay

 

 

 

 

  • Etiketler
  • Açıklama
  • HASAN ÇİFTÇİ’NİN KALEMİNDEN İNCESU’DA BİR MAHALLE ÇEŞMEDEN DERBENTE İncesu Karakoyunlu mahallesinde bir Sokak Derbent Çıkmazı Ben Bu sokakta büyüdüm Karakoyunlu çeşmesinden su içtim evimize bağımıza tarlamıza harmanımıza elimde ve eşeklerle su taşıdım atımızı eşeğimizi öküzümüzü ineklerimizi koyunlarımızı suladım küçükken taştan oyma hayvan suladığımız oluk(hafta) düştüm. Su aftının yanında Cotlu’nun (Mehmet YEŞİLLİ)’NİN kavak ağacının muhacir Haşim ağanının […]
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz