BEŞİKTAŞ’TA İLK HEDEF DENİZ TÜRÜÇ VE  GÜRAY VURAL

BEŞİKTAŞ’TA İLK HEDEF DENİZ TÜRÜÇ VE GÜRAY VURAL

BAKAN ÖZHASEKİ MHP İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ

BAKAN ÖZHASEKİ MHP İL BAŞKANLIĞINI ZİYARET ETTİ

YILMAZ KARACA: YEREL BASINA “CANSUYU” ZAMMI ONAYLANDI

YILMAZ KARACA: YEREL BASINA “CANSUYU” ZAMMI ONAYLANDI

SGK VE VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NDAN KTO ZİYARETİ

SGK VE VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NDAN KTO ZİYARETİ

DEVELİ’NİN ÖRNEK MUHTARI YİNE İŞ BAŞINDA

DEVELİ’NİN ÖRNEK MUHTARI YİNE İŞ BAŞINDA

HEDEF ÜLKE TÜRKİYE-40
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 14 Mart 2018 - 13:01:54

Putin’in atılımları karşısında ABD –Batı, onun Rusya Federasyonu’nu “yeni bir süper güç” yapacağı endişesiyle yaşamakta ve onun bu hali, ABD’ nin eline NATO’nun yaşatılması için kuvvetli bir koz vermektedir. Nitekim, ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı bir açıklamada, üyelerinin NATO’ya olan aidatlarını ödememelerine sert çıkmış, ”Aidatlarını ödemeyenleri Rusya’ya karşı korumayacağız” demiştir. ( Vatan, 17 Aralık 2017)
Son yıllarda Rusya Federasyonu’nun güçlenmesi karşısında, NATO’nun Rusya’ya müdahale edeceği ve burasını yeniden böleceği söylentileri ortada dolaşmaya başlamış olup, projeksiyon planlarından olarak Rusya Federasyonu’nun Amerika’nın hegemonik emelleri uğrunda 2030’lu yılların başında yeniden bölüneceği tahminlerdi yapılmaktadır.
NATO’nun, kuruluşunun asıl amacı dışına çıkılarak ABD’nin hegemonik emelleri uğrunda BOP dahilinde Afganistan ve Irak’ın işgali sırasında nasıl kullanılmak istenildiği ve kullanıldığını ilgili bahislerde göreceğiz.
NATO Türkiye’yi gözden çıkaracak mı? 1948’de Truman doktrininin açıklanmasıyla birlikte “Türkiye Amerika’nın nüfuzuna girdi” denilmiş, Türkiye’nin Yunanistan’la birlikte 1952’de NATO’ya girmesine ise, “Türkiye NATO’nun örtülü işgaline girdi” değerlendirmesi yapılmıştı. 1950’li yılların başından itibaren Türkiye artık, tarihsel olarak “kaderinde olan Kuzeyden Gelen tehdit” sebebiyle 19. yüzyılda süper güç İngiltere’nin nüfuzuna girmesinin ardından 20. yüzyılın ortalarında bu sefer de aynı tehdit sebebiyle dünyanın süper gücü Amerika’nın nüfuzunu girmiş oluyordu.
Bütün bu nüfuza girme olayları, tarihte ilk defa bir Türk devletini (Önce Osmanlılar ve sonra onun mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti) tarih yapmada bir “özne” olmaktan çıkarmış “nesne” haline getirmiş, Türkiye süper güçler İngiltere ve ABD’nin nesneleri olmuşlar, bu halleriyle her bakımdan bunlara “bağımlı” hale gelmişlerdi.
Soğuk Savaş döneminin sona ermesi, ABD açısından Türkiye’nin öneminden fazla bir şey kaybettirmedi. Adı geçen devletin “Yenin Dünya Düzeni” içinde yine “eksen ülke” olarak kalmaya devam edecekti. Edecekti ama, Soğuk Savaş dönemi sonrası Türkiye artık eski Türkiye değildi. Ekonomik ve askeri olarak gittikçe güçlenen, hele Sovyet tehdidi de ortadan kalktıktan sonra ABD – NATO’nun her istediğini yapan konumunda bir ülke olmaktan çıkmak üzere idi. Adı geçen ikili nezdinde yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye’nin de artık giderek bölgesinde Rusya, Cin, Japonya ve Hindistan gibi büyük ve etkili güç haline geleceği, bu durumun ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” ni tehdit edeceği gerekçesiyle Türkiye’nin de dizginlenmesi ve zayıf bırakılmasına yönelik tedbirlerin alınması gündeme getirilmeye başlanılıyordu. Bu tedbirlerden olarak, Türkiye ABD –Batı için “ciddi bir tehdit” haline gelirse, ona karşı NATO’nun da kullanılacağı ve böylece bu teşkilatın kuruluş amaçlarının tamamen tersine yönlendirilerek, Amerikan –Batı emelleri için “Türkiye’yi işgal edeceği” senaryolarından bahsediliyordu.
Soğuk Savaş döneminin bitimini müteakip, Türkiye –NATO ilişkilerinde ülkemizin aleyhine “ilk kırılma noktası” kendisini 1992’de Ege denizinde yapılan NATO ülkeleri ortak deniz tatbikatı sırasında gösterdi. Tatbikatın tam bittiği sırada, bir Amerikan gemisinde atılan top, Türkiye’nin Muavenet gemisinin tam kumanda merkezine düşerek, 5 Türk subayının ölmesini sebep oldu. “Serseri bir top atışının doğurduğu kaza olayı” olarak geçiştirilen olay, işin esasına bakılırsa hiç de “kaza” değildi. Bir kere, Muavenet gemisinin “tarihi önemi” vardı. Türkiye’nin en eski harp gemilerinden olan bu gemi, 1914 Çanakkale Savaşlarında İngilizlere karışı kullanılmış, başarılı hizmetleriyle yapmıştı. İngilizler, bu geminin aleyhlerine olan bu “kahramanlığı” nı unutmamışlar, sanki ondan , “intikamları almak” için 1992’de bombalamışlardı. Bu olay, aynı zamanda NATO’nun Türkiye’ye karşı ilk defa “dişlerini göstermesi” ne yorumlandı.
Yıllar ilerledikçe NATO’nun Türkiye’ye yönelik olumsuz tavırları ivme kazandı. Bunda, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye bakış açısı etkili oldu. Üyelerinin tamamının bu birlik ve NATO ülkesi olan bu özellik sebebiyle bu ittifakın artık bir nevi “Avrupa ordusu” olduğu ve kendi merkezli süper güç olma sürecine girmesiyle Türkiye’nin de rakibi olacak AB’nin gelecekte belki de bu orduyu Türkiye’ye karşı kullanacağı senaryolarından bahsedildi.
NATO -Türkiye ilişkilerinde sürekli tekrarlanan konu, ABD – Batı kaynaklı olarak, “Türkiye bir saldırıya maruz kalırsa NATO yardım etmez” yönünde oldu. Bunun zirvesi kendisini, 24 Kasım 2015’de bir Rus uçağının Suriye sınırında Türk hava sahasını ihlal etmesi sebebiyle düşürülmesi sonucu NATO ülkelerinden açık açık “Bu sorun Türkiye ile Rusya arasında bir sorundur. Rusya Türkiye’ye saldırırsa NATO yardım etmez” söylemleri kendisini gösterdi. Hükümetimiz ve kamuoyu buna tepkisi sert oldu. Kamu vicdanında NATO’nun ilk defa ciddi olarak yargılanması gündeme geldi. “Bize yardımcı olmayacağı ve hatta saldıracağı gün gibi ortaya çıkmaya başlayan NATO’da kalmamızın bir anlamı olamaz” denilerek, bu ittifaktan çıkma istekleri gündeme geldi.
15 Temmuz 2016 darbesi NATO –Türkiye ilişkilerinde tam bir kırılma noktası oldu. “Darbede NATO’nun da parmağı var” denildi. Aydınlık’ın “15 Temmuz Bir NATO Darbesidir” başlıklı haberinde, NATO’nun Avrupa merkezlerinde çalışan 462 Türk subayından 237’sinin Fetöcü çıktığı, bunlardan 200’ünün Türkiye’ye geri çağrılmasına rağmen gelmeyerek, sığınma taleplerinin kabul edildiği yer aldı. (Aydınlık, 28 Temmuz 2017)
NATO’nun gelecekte Türkiye’ye yönelik niyetinin ne olacağına hususunda önemli bir olay da kendisini, 7 – 15 Kasım 2017’de Norveç’te yapılan NATO Plan Tatbikatında (Trident Javalin – 2017 tatbikatı) gösterdi. Tatbikatın “facepge” ekranında, hedef alınacak düşmanlar figüranları olarak Atatürk ve Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları konmuştu. Olay, hükümetimizin ve kamuoyunun sert tepkisine sebep oldu. NATO Genel Sekreteri, “Bir yanlışlık olmuş, özür dileriz” dese de “Şuuraltındaki düşmanlığın açığa vurması” olarak değerlendirilen olaya, Erdoğan da şahsını hedef aldığı için sert tepki gösterdi. “Hedef Türkiye’dir. Biz her şeye hazırı.” dedi. Basında ve kamuoyunda, “Artık NATO’da kalmamızın bir anlamı yok. Türkiye yönünü Avrasya’ya çevirmeli” yorumları yapıldı.
Devlet Bakanı ve hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ 20 Kasım’da yaptığı açıklamada, “ NATO’da saygın bir üyesi olarak kalmaya devam edeceğiz” dedi.
Bütün bu olup bitenlerden anlaşılan, Soğuk Savaş döneminden sona NATO -Türkiye ilişkilerinde buhran halleri kendisinin göstermesine rağmen iki tarafın da “kısa vadede” birbirlerinden vazgeçmeyecekleri anlaşılmakta ama, geleceğe yönelik tahminlerden olarak “NATO’nun Türkiye’yi işgal edebileceği” ihtimalleri de sık sık dile getirilmektedir. (Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz