ERÜ’DE 14. GELENEKSEL JAPON KÜLTÜR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

ERÜ’DE 14. GELENEKSEL JAPON KÜLTÜR GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

KAYSERİ ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE JÜRİLER BELLİ OLDU!

KAYSERİ ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE JÜRİLER BELLİ OLDU!

UYUM İÇİNDE ÇALIŞMA VURGUSU

UYUM İÇİNDE ÇALIŞMA VURGUSU

SPOR’DA VEFA GECESİNİN 6.’SI 4 MAYISTA YAPILACAK

SPOR’DA VEFA GECESİNİN 6.’SI 4 MAYISTA YAPILACAK

ERÜ BASKETBOL TAKIMI NAMAĞLUP ŞAMPİYON

ERÜ BASKETBOL TAKIMI NAMAĞLUP ŞAMPİYON

HEDEF ÜLKE TÜRKİYE-46
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 20 Mart 2018 - 12:36:28

Başbakan Erdoğan’ın “BOP’un eşbaşkanıyım” dedikten sonra bütün Arap ülkelerini ziyaret edeceğini açıklamasının ardından buraları ziyareti, “laik –demokrat olun” zemininde cereyan etmiştir. Erdoğan, Mısır, Libya ve Tunus’u kapsayan ziyaretine 13 Eylül 2011’de Mısır’dan başladı. Gittiği çoğu yerde “ülkelerin içişlerine karışmaktan” kabul görmemiş, en büyük “azar” ı Mısır’da Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na “laik olun” dediği zaman görmüştü. Teşkilatın mensupları buna sert tepki gösterdiler. Müslüman Kardeşler’in sözcüsü Mahmut Fazlan, tepkisini “ Erdoğan’ın Mısır’ın iç işlerine karışma hakkı yoktur. Buna sadece Mısır halkı karar verir. Erdoğan, laikliği diğer ülkelere klonlamaya ve empoze etmeye çalışmasın” şeklinde gösterirken, teşkilatın üyesi İsam el Arya da “Ne Erdoğan’ın ne de bir başkasının kavramıyla demokrasi ve laikliğe muhtaç değiliz. Mısır halkı, Türk rejimi dahi olsa hiçbir laik düzenin savunulmasını anlayışla karşılayamaz, bunu asla kabul etmez”, görüşlerine yer verdi. (Milli Gazete, 16 Eylül 2011) “İslamcı yazarlar” denilenler, Erdoğan’ın bu “Batı taşeronluğu yandaşlığı” nı tenkit ederlerken, “İslamcı karakterli AKP bu söylemiyle İslamcı olmak kimliğini kaybetti” yorumları yapılmışlardır. İşin esasına bakılırsa, kuruluş safhasından beri AKP hiç bir zaman “İslamcı” olmamış, parti kurulurken, baş kurucularından Abdullah Gül’ün, “Bugünden sonra din üzerinden siyaset yapmayacağız, bu siyasetin biz Müslümanlara çok zararı oldu” demesi bunun göstergelerinden birisi olmuştur.
“Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur” denmesi de zaten Amerikan –Batı tipi kültür ve sistemlere adapte olan ve bunların bir nevi bilerek veya bilmeyerek “silahlı bekçiliği” ne soyunun TSK’yı özellikle 1952’de NATO’ya da girmemiz sonucu adı geçen adaptasyonun tam olarak tamamlanmasıyla birlikte, TSK “Amerikancı darbeleri” için kullanılırken, “küresel ölçek” te kullanımı ve ihracı ise kendisini, Amerika’nın Soğuk Savaş dönemi sonrası ortamının getirdiği “Yeni Dünya Düzeni” çerçevesinde göstermiştir. Bu arada, 1952’de Amerika’nın safında savaşmak izin Kore’ye ilk askerimizin gönderdiğinden bahsedelim.
Soğuk Savaş sonrası dönemde “Amerika’nın hegemonik emellerine hizmet için” denilerek, Somali, Lübnan, Bosna, Kosova ve Afganistan’a Amerika’nın isteğiyle asker gönderdik. ABD, TSK’nin en üst düzeyde kullanımı I. Körfez Savaşı ve 2003’de Saddam’ı devirmek için Irak’a müdahalede kullanmak istemiştir. Halktan ve ordu içinde gelen tepki yanında Irak’a asker göndermeyi esas alan 1 Mart 2003 tezkiresinin TBMM’de reddi sonucu, u bu mümkün olmamış, bu sebepten, ABD uzun seneler rahatlıkla içte ve dışta kullandığı orduyu artık bunda böyle “yeni konsept değişikliği” nin Türk generallerine de yansıması ve bunlarda kademeli olarak ortaya çıkmaya başlayan “Amerikan –Batı karşıtlığı” sebebiyle, bu sefer de kullandığı orduyu gözden çıkaran Amerika, “Amerikancı olmayan generalleri” denilerek bunları, kullandığı Gülen Cemaati’ne kurdurduğu “kumpaslar” la tasfiye cihetini gitmiş, 2004 – 2014 zaman diliminde bu “tasfiye süreci” bütün hızıyla yaşanmıştır.
ABD’nin TSK’yı emelleri uğrunda yeniden kullanması, kumpaslarla tasfiye ettiği generaller yerine kendi emrindeki Gülen Cemaatine bağlı subayları ordunun üst kademelerine taşımak suretiyle bunlara 15 Temmuz 2016’da darbe yaptırmak için harekete geçmiş ve artık darbeler karşısında bunları önlemeye yönelik iyice bilinçlenen milletimizin darbeye direnişi karşısında akim kaldığı görülmüştür,
Suat Parlar, BOP’u değerlendirirken, bu konuda, Erdoğan’ın “Artık BOP yoktur” dediği 2013 yılında, sistem yapısı ve ordusuyla Türkiye’nin “milli beka davası” içine gireceği ve girmesi gerektiği statüyü daha erkenden şöyle dile getirmiştir: “Türkiye’de şu anda komprador rejim (Yıllardır ABD -Batıya hizmet anlayışındaki kurulu rejim) milli kurumlardan bağımsızlığını ilan etmiştir. Medyasıyla, sermaye dünyasıyla, hatta yer yer bazı üniversiteleriyle , bağımsızlığını ilan etmiştir. Milli kurumlar derken, çok açık, orduyu da kastederek söylüyorum, ordu da bağımsızlığını ilan etmiştir. Dolayısıyla Türk ordusunu kendi çıkarları doğrultusunda ehlileştirmek , kendi istedikleri pozisyona çekmek için inanılmaz ölçüde psikolojik savaş, baskı uyguluyorlar. Ve şu anda psikolojik savaş kurumu Türk ordusunun elinde değil. Türk ordunun elinden çıkmış vaziyette. Bu da şunu gösteriyor: BOP Türkiye’de milli kurumları kuşatarak gerçekleştirilecek. Milli kurumlar baskı altına alınarak gerçekleştirilecek. Ama milli kurumlar da kendi içlerinde biriktirdikleri hassasiyetler doğrultusunda buna tepki verecekler. Vermek zorundalar, vermemeleri düşünülemez. Buradan bir adım öteye geçersek, çok net ki BOP, Türkiye’nin aynı zamanda beka problemi ile ilgilidir. Beka sorunudur.
BOP, Şark Meselesinin ikinci adıdır. Birinci perde Osmanlı İmparatorluğunun parçalanmasıdır. 26 devlet çıkardılar Osmanlıdan. Şimdi Osmanlı’nın bakiyesi olan ve yarın ne yapacağı belirsiz olan bir gücün parçalanması söz konusudur. Bu Şark Meselesinin ikinci perdesidir. BOP; Şark Meselesinin ikinci perdesidir.” (Akar, s. 60)
BOP’un artık giderek “Türkiye için bir beka sorunu” haline geldiği kendisini 2010’lu yılların ortalarında iyice gösterecek, BOP çerçevesinde tezgahlanan ve gerçekleştirilen, “terörle mücadele ediyoruz” denilir ve bununla kamuoyu aldatılırken, DEAŞ, PYD vb. gibi Amerika –Batı –İsrail tarafından kurulan yeni terör örgütlerinin “yaratıcı kaosu” ortamında bütün Ortadoğu ülkelerinin bölünmesi yanında Türkiye’nin de bölünmesini esas alan terör olayları karşısında halkıyla, yönetimiyle Türkiye artık gittikçe uyanarak kararlı tavır almaya başlaması ve bu cümleden olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın giderek, “Ey Amerika, kararını ver. Bizden mi yoksa terör örgütlerinden yana mısın?” vb. demesi, yeni bir kırılma noktası olarak tarihe geçecektir.(SON)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz