MUSTAFA ACAR

HİKAYE

09 Ekim 2018 - 11:44 'de eklendi ve 12 kez görüntülendi.
resim

Teneffüs zili çaldığında, sınıflardan çıkan öğrencilerin intizamsız sesleri uğultu şeklinde koridorları doldurdu.

Biraz sonra ortalık sessizliğe gömüldü aniden. Bütün çocuklar bahçeye çıkmış, kimi kar topu oynuyordu kimi de kovalamaca. Sakin adımlarla bahçeye çıkan Behzat hoca temiz havada biraz volta atmanın ardından,sırtını bahçe duvarına yaslayarak çocukları seyre koyuldu.
Kendi sınıfından bir çocuk; ayağında sökük ve oldukça yıpranmış görünen,yazlık spor ayakkabısı ile bir kenara çekilmiş, sanki karlara basmaya kıyamaz bir vaziyette, arkadaşlarının şakalaşmalarını, uzaktan imrenerek seyrediyordu.
Sessizce o tarafa yöneldi,diğer öğrencilerin duyamayacağı bir ses tonu ile seslendi;
– Yakup !
-Buyur örtmenim.
-Oğlum kışlık ayakkabın yok mu senin?
-Yok örtmenim.
Kenar mahalledeki bu İlkokul ilk görev yeri idi.Ataması yapılalı bir kaç hafta olmuş, henüz öğrencilerini yeterince tanımıyordu.
– Babana söyle yarın okula gelsin.
– Benim babam yok örtmenim.
– Ne demek yok?
– Öldü örtmenim ,geçen yaz inşaattan düştü öldü.

İçinden bir şeylerin koptuğunu hisseden Behzat hoca, gayri ihtiyari elleriyle ceketinin her iki cebini yoklarken , bir yandan da kendi kendine kahrediyordu “Sigarayı bırakmanın sırası mıydı şimdi ” diyerek.
Dolan gözlerini, öğrencisine göstermeme gayreti ile okulun çatı kısmına dikerek, paydosta yanına gelmesini tenbihledi.
Ders zili çaldığında, yine ağır adımlarla girdi sınıfa. Ne anlatacağını bilemiyordu,karmakarışıktı kafası. Yakup ile göz göze gelmekten kaçınarak, bakışları yerde, sıraların arasında gidip geliyor, kabaran duygularına hakim olamıyordu.
Arada bir de olsa yorgun mantığı devreye girmese; yakubun durumundan, çevredeki yokluk ve yoksul yaşantıdan ,hatta daha da abartarak durumu, kainattaki bütün yoksulluktan kendisini sorumlu tutacak, öz benliğini hiç acımadan sanık sandalyesine oturtacaktı.
Çocuklara, sessiz olmalarını tenbih edip, sınıfı terk ettiğinde;koridordaki pencereleri yamru, yumru görmeye başladığını,başının döndüğünü fark etti.Bayılıyorum korkusu ile tutunmaya çalıştığı duvar,kendisinden ha bire uzaklaşıyordu.
Tam bu esnada karşısında dikilip ,şaşkınca bakan kişinin, zor da olsa seçebildi yüzünü;
– Sigaran var mı, Şevket efendi?
– Var hocam vereyim mi?
– Sorulur mu, ver bakayım.
– Yav hoca ben demedim mi ” -Bırakamazsın diye?”
– Evet söyledin.
Şevket in çakmağı ile yaktığı sigaradan bir nefes çekmenin peşinden öksürdü, bir çekiş daha, yine öksürdü, bir derin nefes daha , kesildi öksürük, yaş boşaldı gözlerinden.
– Ağlıyorsun be hoca hayırdır?
– Ne ağlaması , sigaradan.
– Hadi hoca, hadi ! tahsilimiz kıttır diye sen de bizi tümden dana belleme. Gözünden anlarım adamı alimallah. Bal gibi ağlıyorsun. Hayırdır?
– Yok bir şey.
– Hocam inat etme de anlat.Bakarsın bir yardımımız olur. En azından rahatlarsın.
Behzat hoca durakladı. İyi olur belki biraz ferahlarım diye düşünürken, onun koluna giren şevket ,incitmeme gayreti ile çekiştirirken bir taraftan da;
-Gel benim odaya gidelim,Çay var sobanın üstünde, taze sayılır. diyordu.