Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

İÇ GÜVEYİSİ-6

Bu haber 19 Nisan 2019 - 12:14 'de eklendi ve 34 kez görüntülendi.
İÇ GÜVEYİSİ-6

Ayrıldılar. Kız, Hatem’in hoşuna gitmişti. “Hiç de fena değil. Birazcık sırtı kambur. Olsun, ne fark  eder. Kusursuz insan mı var. Haftaya işi bağlamalıyım,” diyordu kendi kendine. Sevinçliydi. Şarkı  mırıldanarak bir müddet sahilde yürüdü. Daha sonra deniz kenarına oturup mutlu gülümsemelerle  uzaklardaki gemilere baktı. Akşam üzeri eve döndü. Evdekiler merakla onu bekliyorlardı. Onlara,  kısa cümlelerle kızı beğendiğini, tekrar  buluşup konuşacaklarını birbirlerini daha yakından  tanımak istediklerini söyledi.

O hafta işyerinde her zamankinden daha neşeli göründü. Zaman buldukça komşu dükkânları

ziyaret edip, hal hatır sordu. Fahrettin Amca’ya uğrayıp gizlice teşekkür etti. Çırak Selim’e her gün  kola ısmarladı. Keyfi yerindeydi.

Ertesi hafta sonunda yine aynı yerde buluştular. Birbirlerine, çocukluklarında başlarından geçen  ilginç anılarını anlattılar. Gönül’ün arabasına binip gezdiler, şehir dışına çıktılar. Sahilde yalınayak  gezip denize taş attılar. İkisi de mutluydu. Akşam olmak üzereydi. Bu defa, bir hafta sürenin uzun  olacağı düşüncesiyle üç gün sonra aynı yerde, saat on ikide buluşma kararı aldılar. Üçüncü  buluşmalarının sonunda, “Benimle evlenir misin Gönül?” dedi Hatem.

“Evet!… Seve seve memnuniyetle,” cevabını verdi kız.

“Öyleyse hemen babandan seni isteteceğim.”

Gayriihtiyari sarılıp kucaklaştılar.

Üç gün sonra nalbur Fahrettin ve eşi, amca Cuma, yenge Hatice, Gönül’ü Hatem’e istemek için Hacı  Mahmut’un kapısını çaldılar. Dünürler ev sahibi tarafından güler yüzle karşılandı. Hal hatır

sorulduktan sonra, Allah’ın emri ile Hacı Mahmut’tan kızı istendi.

Dileklerini anlayışla karşılayan kız babası, “Hatem’i oğlum gibi severim. Bence hiçbir mani yok.

Eğer çocuklar anlaşır birbirlerini beğenirlerse, Allah da yazdıysa neden olmasın. Birbirlerini

görsünler. Biraz düşünüp kızımızın fikrini öğrenelim. Sonra kararımızı bildiririz,” dedi.

Bu sözlerden sonra misafirler, “Sizi yakında yine rahatsız ederiz,” diyerek izin isteyip evden

ayrıldılar. Kendi evlerine dönen Hatem ve yakınları durumu değerlendirdiler.

Cuma, “Bence ikinci gidişimizde kızı verecekler,” dedi umutla.

“Verirler elbette. Hatem’den iyisini mi bulacaklar,” diyerek söze karıştı yenge hanım.

“Adam Karun gibi zengin. Bizim oğlan çok şanslı.”

“Herhalde fazla dikkat etmedin. Kız kahveleri getirdiğinde eğilince kamburu iyice ortaya çıktı.

Ama, oğlumuz öylece isteyip sevmişse lafım yok. Epeyce de yaşlı.”

“Kusursuz insan olur mu Hatice? Allah’ın yarattığı bir kul işte. Kusur aramak iyi olmaz.”

“Ben gördüğümü söylüyorum. Babası iyi adam. Annesinin ukala tavırlarını, tepeden

konuşmalarını da sevmedim. Açıkça söyleyeyim.”

“Çocuğun moralini bozuyorsun hanım.”

“Tamam, sustum.”

Tahmin edildiği gibi, ikinci gidişte Gönülü Hatem’e verdiler. Söz kahvesi içildi. Bir hafta sonra  aileler arasında nişan yapıldı. Büyüklerin elleri öpülüp hatıra resimleri çektirildi. Yeni akrabalar  birbirleriyle tanıştırıldı. Nişanlılık süreleri dört ay sürdü. Bu süre içerisinde nişanlılar bol bol gezip  dolaştılar. Kız babası tarafından kendilerine hediye edilen apartman katını dayayıp döşediler.

Hatem’in yengesinin, oğulları adına biriktirdiği altınları çıkarması sürpriz olmuş, Hatem’i

sevindirmişti. Altınların bir kısmı eşya almak için bozduruldu. Kalanları ise düğünde geline takmak için ayrıldı. Hacı Mahmut’un alınacak bütün eşyaların masrafını üslenme isteği kabul edilmedi.

Erkek tarafı rica etti, oturma odasının döşemesini yaptırdı. Maksat onların da katkılarının

bulunmasıydı.

Hazırlıklar tamamlanınca düğün günü belirlendi. Düğün yeri olarak şehrin en lüks otelinin salonu  seçilmişti. Davetiyeler  bastırılıp dağıtıldı. Tüm tanıdıklar, önemli şahsiyetler davet edildi. Kızın gelinliği terziye diktirilip, damadın elbisesi klas bir mağazadan alındı. Hatem’in annesi babası  köyden geldiler. Üstlerine başlarına uygun kıyafetler bulunup giydirildiler. Takım elbise giyip  kravat takan babası Ramiz, ilk defa giydiği topuklu ayakkabıyla yürümeye çalışan annesi Saime kendilerini komik durumda hissetmeye başlamışlardı. Anne, baba gelinlerini çok merak ediyorlardı. Oğulları sevip beğendiğine göre iyi biri olmalıydı. Üstelik zengin bir adamın kızı oluşu, kendilerine masraf çıkarmayışı işin en olumlu tarafıydı.

Düğün muhteşem oldu. Şık giyimli bayanlar, erkekler doyasıya oynayıp dans ettiler. Gece yarısına kadar eğlendiler. Davetliler, gelinle damada takı takmak için birbiriyle yarıştılar. Düğün süresince, Hatem’in anne ve babasıyla karşı taraftan Hacı Mahmut’tan başka ilgilenen olmadı. Saime Kadın, kendilerine yabancı olan bu ortamdan bir an önce kurtulmak için sabırsızlanıyordu. Zaten gelinine de ısınmamış, tipini beğenmemişti.

Bir ara kocasına; Ramiz… yoksa oğlumuzu kendimiz, köyden bir kızla mı evlendirseydik?”

deyiverdi.

“Aman sus, birisi duyar.”

Evliliklerinin ilk birkaç ayı sorunsuz geçti. Hacı Mahmut Hatem’e, “Artık sen de benim evlatlarımdan birisin. Bundan böyle, buraya çay kahve içmeye geleceğim. Her şey senin. İşine

gücüne bak,” diyerek dükkânın tapusunu damadının üzerine yaptırdı. Patronluğa terfi eden

Hatem, işine daha gayretle sarılmaya başladı.

Bir yılı geçkin süre evini ve eşini ihmal etmeyen Gönül, daha sonraları yavaş yavaş eski

yaşantısına dönmeye başladı. Hatem, yorgun argın evine vardığı akşamların çoğunda eşini evde bulamıyordu. Ya yakın akraba evlerinde ya arkadaş grubuyla birlikte oluyordu. Evde yemek pişmediğinden dışarıda yemek zorunda kalıyorlardı. Gönül’ü her gün başka bir yerden alıp eve getirmekten usanmıştı.

Yine, bir gün ağabeyinin evinde akşamlayan eşini almaya gitti. Evde başka şehirden geldikleri

anlaşılan misafirler de vardı. Hatem, kaynının evine girip yabancı misafirlere, “Hoş geldiniz,”

dedikten sonra koltuğun birine ilişti.

Misafir kadınlardan biri, “Gülden Hanım, yeni içgüveyiniz bu çocuk mu?” diye sordu.

“Evet bu.”

“Pek de yakışıklı. Uyumlu birine benziyor. İyi bulmuşunuz kız.”

“Öyledir. Her an kızımızın emrinde.”

“Aferin Gönül, maldan anlıyorsun.”

Kadınlar gülüştüler. Hatem’in morali iyice bozulmuştu ama çaresizlikten öfkesini içine

hapsediyordu. Neden sonra, eşinin gitmek için kendini beklediği aklına düşen Gönül, “Artık biz kalkalım. Baksanıza, kocam dört gözle evimize gitmemiz için beni bekliyor,” dedi.

Kadınlardan birisi, “Seni hınzır seni!… Fazla sıkıştırma çocuğu,” dedi gülerek.

“İyi akşamlar, yarın görüşürüz.”

“Unutma, yarın sendeyiz.”

“Unutur muyum, akşam yemeğine her zamanki restoranda davetlimsiniz. Ablamla birkaç arkadaşı da gelecekler.”

Dışarı çıkıp arabalarına bindiler. Yüzü asılan Hatem’in hiç sesi çıkmıyor, Gönül de onunla konuşma ihtiyacı duymuyordu. Kafasında hep, yarınki misafirleri daha iyi nasıl ağırlayabileceği sorusu vardı.

Eve girer girmez Hatem, “Bizim evimiz yok mu? Her akşam  seni aramaya, birinin evinden alıp getirmeye mecbur muyum!” diye sitem etti.

“Sana gel götür diyen mi var, kendim gelirim. Peşimde dolaşmana gerek yok. Biliyorsun arabam var. Kullanmasını da biliyorum.”

“Anlamıyorsun, biz evliyiz. Her evli erkek gibi ben de akşamları karımın sofra başında beni

beklemesini istiyorum.”

“Kusura bakma, ben sana her gün yemek yapamam. Kocasının karşısında el pençe divan duracak bir köylü kızı da değilim.”

“Önceleri böyle değildin. Çok değiştin. Niye asabi davranışlarınla hayatımızı zorlaştırıyorsun.

Yoksa ağabeyinlerdeki lüzumsuz misafirler, kaprisli yengen gibi sen de mi beni içgüveyisi olarak görüyorsun?”

“Her şeyin bir gerçek tarafı var. Benimle evlenme sebebinin babamın mal varlığı olduğunu herkes biliyor. Böyle evlilik yaparak geçimini kız tarafının üzerine yıkanlara içgüveyisi deniliyor. Artık, sen kendini ne kabul edersen et.”

“Ben, seninle evlenmeden önce de çalışıp namusumla geçiniyordum hanımefendi Her zaman da geçinirim.”

“Ama, babamın sayesinde tanınıp iş yapar oldun.”

“Bana ağzımı bozdurma. Saygı duymasam babana da sülalene de küfredeceğim neredeyse. Malınız da batsın, mülkünüz de!…”

Dükkânın anahtarını karısının üzerine fırlatan Hatem, koltuğuna aldığı battaniye ile karşı odaya geçip yattı. O geceyi ayrı yerlerde geçirdiler. Gönül sabah uyandığında Hatem evden gitmişti.

Dükkânın anahtarları evdeydi. Hemen babasını arayıp durumu haber verdi. Hacı Mahmut, kapalı kalan dükkânı gidip kendisi açtı. Akşam, amcasının evinde olan Hatem’i eliyle koymuş gibi buldu. Gece yarısı alıp kendi evine getirdi. Damadına biraz öğüt verip kızını da kızıp azarladı.

Barıştırdıktan sonra gitti.

Gönül ile Hatem, bir süre sessiz sedasız, kavgasız gürültüsüz idare ettiler. Zira Gönül hamileydi.

Çocuk olunca mutlaka değişip kendini ona adayacaktır, düşüncesinde olan Hatem, eşinin birçok  hatasını görmezden geliyor, doğum zamanını bekliyordu. Yine, evlerinde sabah kahvaltısından başka yemek hazırlanmıyor, eşi sorumsuz bir şekilde gezip tozuyor, gününü gün ediyordu. Belki, doğacak çocukları hayatlarım düzene sokabilir umudundaydı Hatem.

Nisan ayında Gönül bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Hatem’e danışmadan adını Mahmut

koydular. Bebeğin kırkı çıkınca Tekir Yaylasındaki villaya götürdüler. Bir ara yayladaki eve

çocuğunu ve eşini görmeye giden Hatem’e kapıyı açan kaynanası, “Hık., sen miydin?” diyerek karşıladı. Halini hatırını sormadı. Çocuğuna ve eşine aldığı hediye paketlerine açıp kimse bakmadı.

Ağustos sonunda şehirdeki evlerine döndüler. Çocuğa bakıcı tutuldu. Gönül de alışık olduğu

hayata döndü. Köyden torunlarını görmeye gelen damadın annesi ve babasıyla ilgilenen olmadı.

Morali bozulan büyükler, birkaç gün kardeşleri Cuma’nın evinde kalarak köylerine geri döndüler.

Aile büyüklerine itibar edilmeyişi Hatem’i iyice çileden çıkarmıştı.

Artık işini eskisi kadar sevmiyordu. Dükkânına yeni bir tezgâhtar alarak işleri ona yıktı. Kendisi sağda solda vakit geçirmeye başladı. Dünyadan zevk almıyor, gövdesini öylesine amaçsızca dolaştırıyordu. Eşinin akraba çevresinden kayınpederinin dışında kimseyle anlaşamıyordu.

Bacanağı Nusret, yeri geldikçe kendi toplumunda adından “Bizim tutma;’ kaynı Sinan, “Babamın damadı. Bizimle alakası yok,” şeklinde bahsediyorlardı.

Eşi Gönül ile sürekli kavga ediyorlardı. Ne kadar alttan  alırsa alsın kadına hiç yaranamıyordu.

Apartman komşuları durumu görüyor, Hatem’e acıyarak bakıyorlardı.

Zavallı çocuk, çirkef kadınla başa çıkamıyor, diye düşünüyorlardı. Yaşlı bayan komşuları, Gönül’e “Evladım, o senin kocan. Pırlanta gibi çocuk. Fazla yüklenip hırpalıyorsun…” şeklinde birkaç kez ikazda bulundular ama işe yaramadı. Hatem’in, sığıntılığı, fakirliği açıkça yüzüne vurulmaya devam ediliyordu.

Bir müddet hakaretlere kulağını tıkadı. Herkesten habersiz, gemi adamı cüzdanı alabilmek için kursa yazıldı. Üç ay içerisinde belgesini alıp, denizyollarına iş için başvurarak sıra beklemeye

başladı. Birkaç ay sonra uluslararası taşımacılık yapan bir yük gemisinde işe başlayabileceğine dair bir mektup aldı. Pasaport ve ilgili evraklarını hazırlayıp çalışacağı geminin kalkış gününü beklemeye başladı.

Gemisinin hareket etmesinden bir gün önce, hırdavat dükkânında çalışan tezgâhtar ve çırağına, “Siz gidin, bugün dükkânı ben kapatacağım,” diyerek onları evlerine gönderdi. Sonra zarf içerisine yazdığı notun üzerine, Hacı Mahmut Amca’ya verilmek üzere, ibaresini yazıp görünecek bir yere koyarak dükkânı kapatıp eve gitti.

O gece, kimseyle konuşmadan ayrı bir odada uyudu. Sabah erkenden kalkıp oğlunun yatmakta olduğu odaya girdi. Mışıl mışıl uyuyan çocuğuna sarılıp öptü. Gözleri yaşarmıştı.

“Talihsiz yavrum, seni böyle bırakıp gitmek istemezdim ama mecburum, inşallah büyüdüğün

zaman, nasıl bir insan olduğumu biri sana anlatır, dedikten sonra evden çıktı.

İki saat kadar sonra çocuğa bakmaya giden bakıcısı, yatağının üzerinde bulduğu anahtarları hanımı Gönül’e getirdi. Gönül, “Yine naz yapıyor, bugün dükkânı açmayacak,” diyerek babasını aradı. Eve gelen Hacı Mahmut anahtarları alıp işyerini açmaya gitti. Tezgâhtar ve çırak kapıda

bekliyorlardı. Kapıyı açıp içeri girdiler. Hemen girişteki tezgâhın üzerinde bulunan zarf dikkat

çekiyordu. Hacı Mahmut, bu zarfın adına yazılmış olduğunu görünce hemen açıp okudu.

İçindeki notta, “Üzgünüm. Köleniz işkenceye dayanamayıp firar etmek zorunda kaldı. Aramayın, bulamayacaksınız. Zamanı gelince çocuğunu da azat etme büyüklüğü gösterirseniz sevinirim,”  yazılıydı. (SON)

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER