ERÜ İLAHIYAT FAKÜLTESINDE MEZUNIYET SEVINCI

ERÜ İLAHIYAT FAKÜLTESINDE MEZUNIYET SEVINCI

7 PARTİ TEMSİLCİSİ BİRLEŞTİ, PARTİ STANTLARINI GEZDİ

7 PARTİ TEMSİLCİSİ BİRLEŞTİ, PARTİ STANTLARINI GEZDİ

ÜNİVERSİTELER ŞEHİRLERİN DİNAMİKLERİNDEN

ÜNİVERSİTELER ŞEHİRLERİN DİNAMİKLERİNDEN

MELİKGAZİ’DEN 3 AYRI SEMTTE 3 ADET TAKSİ DURAĞI

MELİKGAZİ’DEN 3 AYRI SEMTTE 3 ADET TAKSİ DURAĞI

YAHYALI’DA YAZ SPOR OKULLARI TÖRENLE AÇILDI

YAHYALI’DA YAZ SPOR OKULLARI TÖRENLE AÇILDI

İNSANLARLA İLİŞKİLERİMİZ NASIL OLMALI?
  • ALİÖZKANLI
    • ALİ ÖZKANLI
    • aliozkanl@kayserihakimiyet2000.com
    • 21 Şubat 2018 - 11:47:32

İçi ile dışı farklı olan insanlar stres içindedir. İkiyüzlü olmak sağlıksız bir kişilik özelliğidir. İç huzuru olan bir insan kendisi ve çevresiyle barışık yaşar. Güvensiz toplumlarda stres daha çok görülür. Anne-baba çocuğuna, çocuk anne babaya, öğretmen öğrencisine, öğrenci de öğretmenine güven duymaz. Sadi ŞİRAZİ: “İnsanlarla ilişkilerin ateşle ilişkin gibi olsun, çok uzaklaşırsan donar, çok yaklaşırsan yanarsın.” diyor. Öyleyse insanlarla ilişkilerimizin düzeyli ve dengeli olması gerekir.
İnsanoğlu hem ait olmak, hem de bağımsız olmak ister. Birey olmak ve ait olmak ihtiyacı ne kadar dengeli ise, kişiler de o derece enerjik ve mutludur. Bağımsız hareket edemeyen insan mutsuzdur. Toplumlardan ayrı kalmış insanların da mutlu olamadıklarını biliyoruz.
İnsanoğlu çevresinden hem saygı görmek hem de kendisine değer verilmesini ister. Çocuğun gelişmesinde ona verilen değer çok önemlidir. Çocukla göz göze gelmek için aynı hizaya inerek konuşmak, yürürken onun yürüyüşüne göre yürümek ona değer verdiğimizi gösterir. Bunu gören çocuk da mutlu olur. Çocuklara sen varsın ve bizim için çok değerlisin mesajı verilirse çocukların kendine güveni artar. İnsanlar birbirine değer verdikleri zaman iletişim başlamış olur.
“Sorumluluk nedir?” sorusuna, kişinin kendisini hesap vermeye hazır hissetmesi halidir diyebiliriz. Bir anne-baba çocuğunun yetişmesinden tutun da kişiliği, yaptıkları ve yapamadıkları hakkında hesap verebiliyorsa bu anne-babaya sorumluluğunu anlamış ve kavramış diyebiliriz. İnsanın kendi kendine hesap verebilmesi hem kendisi, hem ailesi, hem de toplum için yararlıdır.
Sorumluluk, öğrenme ile oluşur. Çocuk olduğu gibi kabul edilerek, yargılanmadan büyütülürse kendini kabul eder. Mesela çocuğa “Yanıma gel canım, bu gün seni çok daha güzel gördüm, gel seni bir öpeyim.” denmesi onu mutlu eder.
Çocuk evde kendisine değer verildiğini hisseder. Böyle çocuklar atak ve girişken olur. Eleştirilen, azarlanan çocuk ise güvensiz ve mutsuz olur.
“Değerliyim” duygusuyla yetiştirilen çocuklarda aşağılık duygusu oluşmaz. Öğretmen bütün öğrencilerin öğretmenidir. Birine karşı gösterdiği davranışı diğer öğrencilerine de göstermesi gerekir. Sadece bir öğrencisiyle yakından ilgilenip hal hatır sorması diğer öğrencileri üzer, onlar da aynı davranışın kendilerine yapılmasını ister. Velilerin de öğretmenin kendisini değerli görmesi için, öğretmenle iyi ilişkiler içerisinde olup çalışmalarını takdir edip desteklemesi gerekir. İnsanın kendine duyduğu öz güven başarısını artırır. Akıllı insan kendini hesaba çeker, yaptığı yanlışlardan dersler çıkarır.
Sevilmek, çocuğun gelişimi için en temel bir gıdadır. Sevilen bir çocuk iyi yetiştirilen bir çiçek gibi gelişir. Sevilmeyen çocuk, bakımsız çiçek gibi solar kurur. Çocuk sevildiğini iki şeyde arar. Birinci olarak “Annem-babam beni özlüyor mu? İkinci olarak da “Annem babam benimle zamanını paylaşır mı? Çocuklar oynamak konuşmak ve ilgi görmek ister. Baba eve yorgun da gelse annenin işi de olsa çocuğunu dinlemeli, ona zaman ayırıp konuşmalıdır.
Okuldan gelen çocuğunuza “Dersine çalıştın mı? Ödevlerini yaptın mı?” yerine, “Bu gün okulda neler yaptın? Anlat bakalım.” demeliyiz. Çocuğumuzla günde en az on beş dakikamızı, hafta sonunda da birkaç saati birlikte geçirmeliyiz. Sevgi tüm kapıları açar.
Öğretmenin sınıfa güler yüzle girerek, öğrencilerine “Günaydın çocuklar! Nasılsınız, iyi misiniz?” diye sorması, derse başlamadan güncel olayları değerlendirmesi önemlidir. Öğretmenin bilgi vermekten daha çok öğrencilerini tanıyarak, onların iç dünyalarına hitap etmesi gerekir. Eğitimin gerçek amacı da budur.
Dinleme en önemli iletişim aracıdır. İnsanlar birbirini dinlerken kendilerini bulur, kim olduklarını anlarlar. Onun için gerek ailede, gerekse okulda çocuğun dinlenmesi gerekir. Bu sayede de çocuk gelişmiş olur. Dinlenilmeyen çocuk aileden kopar, kötü arkadaş edinerek yanlış ve pis işler sonucu suç işler. Gençlerini dinlemeyen toplum ancak suç işledikleri zaman onları görür. Bu yüzden de hapishaneler, sokaklar, köprü altları tinerci, balici ve kapkaççılarla doludur.
Kötüye gitmek kolaydır. İyiye gitmek, iyi insan olmak, hayırlı işler yapmak, çalışmak ve azim ister. Sevgi bir yaşamdır; sevgi bir insanın olabileceğinin en iyisi olması, gelişmeye, mutluluğa kendisini adamasıdır. İnsan özünün onurlandırılmadığı yerde sevgi yoktur, insanı insan yapan kalbindeki sevgidir. Sevgi, insan onurunu yüceltir, geliştirir.
Prof. Dr. Ferhunde ÖKTEM: “Sevgili öğretmenim! Benim başımı yine okşayın, yine gülerek bakın yüzüme, yine beraber şarkı söyletin bize. Sizin sevgi dolu sözlerinize ve takdir dolu bakışlarınıza hep ihtiyacım oldu. Onların yeri başka. Kimse öğretmen gibi bakamıyor, kimse öğretmen gibi sevemiyor, sizin sevginiz bir başka öğretmenim.” diyerek öğretmenine olan sevgisini bu cümlelerle ifade ederek öğretmenlerle ilgili görüşlerine şöyle devam ediyor:
Bize bahşedilen hayatı anlamlı ve coşku ile yaşamak, öğrenmek, kendimizi yetiştirip geliştirmek ve bu uğurda çalışmak istiyor muyuz? Öğretmen olmak isteyişimizin temelinde çocuklara ulaşmak, onları geliştirmek, en güzel davranışlarla yetiştirmek, huzurlu ve mutlu olmalarını sağlamak mı var? Yoksa mesleğimizi garantili bir iş olduğundan mı? Saygı gören bir meslek olduğu için mi seçiyoruz? Geçim için öğretmenlik mi? Gelişim için öğretmenlik mi? Sıradan bir öğretmen mi? Yoksa aranılan bir öğretmen mi olmak istiyoruz? Bir öğretmen düşünelim ki, bu mesleği kendi arzusu ile değil, mecbur olduğu için yapıyor. Bu öğretmen istemeyerek okula gidiyor, yaptığı işten zevk almıyor, kısaca sevmediği bir işi yapıyor. Bu öğretmen ne kadar başarılı olabilir? ”
Yaptığımız işi önemsemeli, severek yapmalıyız ki, başarılı olalım. Öğretmen olmaya karar verecek kişi, niçin öğretmen olmak istediğini, nasıl öğretmenlik yapmak istediğini, öğretmenlikle neleri gerçekleştirmek istediğini düşünmeli, araştırıp karar vermeli, karar verdikten sonra da şikâyet etmeden kolları sıvayıp var gücüyle çalışmalıdır.
Öğretmenin öğrencisinin aklını doyurması yetmiyor, onun ruhunu da doyurması gerekiyor. Öğretmen affedici olmalı, bunu sadece dil ile değil, davranışlarıyla da göstermelidir. Gönülden affetmek gönül zenginliği ister, gönülden affedenler gönül yolcusu olup, gönlünün sesini dinleyenlerdir. Bunları yapabilen öğretmenler yıllar geçse de öğrencilerinin gönlünde çok güzel anılarla kalıyor ve hatırlanıyorlar.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz