googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

İSMET İNÖNÜ ve ERDOĞAN…

Bu haber 15 Mayıs 2019 - 15:14 'de eklendi ve kez görüntülendi.
İSMET İNÖNÜ ve ERDOĞAN…

Yok, haşa, İsmet İnönü ile Recep Tayyip Erdaoğan’ı aynı kefeye koyup da karşılaştırmak gibi gaflet içinde değilim.

Hadi diyelim ki, olamaz ama  gaflete düştük, öyle bir olasılık görünüyor gibi olsun, Erdoğan’ın İsmet Paşa seviyesine erişebilmesi, bugünkü koşullar ve Erdoğan edasından dolayı zaten mümkün değil.

“Tek adam” olma hevesi, vatandaşı aşağılaması, hemen herkese had bildirmesi, konuşmalarının bir tamamında “Benim” diye söze girişmesi, İsmet Paşa’nın yanından bile geçemeyeceğinin kanıtıdır.

İsmet Paşa’ya demediği laf kalmadı. Her şeyi söyledi, “Diktatör “ de dedi…

En hafifi, Malatya’da Turgut Özal üniversitesi kurulma kararından sonra Malatya’da konuşurken şöyle söz etti…

“Mevcut üniversitenin, adını anmak istemiyorum, oradaki öğrenci sayısı fazla. Onu ikiye böleceğiz ve Turgut Özal Üniversitesi’ni kuracağız.”

Malatya’daki üniversitenin adı, İsmet İnönü üniversitesi idi…

Sonra, İsmet Paşa’nın ölüm yıldönümünün birinde de şu cümleyi kurabildi; “Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü vefat yıl dönümünde saygıyla anıyorum.

Hakkında “Diktatör” diyebilen ve hemen her konuşmasında olumsuz sözler eden, “…adını anmak istemiyorum…” derken riya olmuyor mu?

Gündemimiz, elbette seçim ve İstanbul sonuçları ve seçimin yenilenmesi…

Tam da bu noktada kimin “Diktatör” olduğuna bakacağım…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurulduktan sonra, CHP, Atatürk tarafından “Halk Fırkası”  adıyla kuruldu, sonra Cumhuriyet Halk Partisi  olarak değiştirildi.

Atatürk’ün cumhuriyetin kurulması ve sonrasındaki amacı, şimdi TBMM duvarında yer alan “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” düşüncesini yerine oturtmak, demokrasiyi ve çok partili sistemi yerleştirmek idi.

1938 yılında vefatının ardından Cumhurbaşkanlığı görevine gelen İsmet İnönü’nün da amacı başka bir şey değildi. Biran önce çok partili hayata geçilmesi gerekiyordu.

Celal Bayar, Adnan Menderes ve arkadaşları tarafından 1946 yılında kurulan “Demokrat Parti” ile çok partili sisteme ve dolayısıyla da demokrasiye bir adım daha atılmış oldu.

CHP’nin iktidarda olduğu 1946 yılında yapılan seçimde DP, ilk kez TBMM çatısı altına girdi. Arkasından 1950 seçimlerine gelince, İsmet İnönü, Demokrat Parti ile anlaşarak o güne kadar uygulanmakta olan “Seçim Kanunu”nda değişikliğe gidilerek ilk kez YSK kuruldu ve YSK üyelerinin seçimine siyasiler karışamaz şekilde yasalaştırıldı.

Yapılan seçimde DP, ekseriyet ile temsil edilecek şekilde dörtyüz küsur milletvekili ile seçimi kazandı. Tam da bu sırada Türkiye sathında büyük bir suskunluk var idi…

İsmet İnönü’nün “Vuruşmadan” iktidarı bırakmayacağı düşünülüyor, bu düşünce ile karşısına gelen Genel Kurmay Başkanı ve üst rütbeli generaller Çankaya Köküne çıkmış, “Emrinizdeyiz”  demişlerdi de İsmet İnönü, “Hayır, benim emrimde değil, hükümetim emrindesiniz” demişti.

Ve ülkenin dört bir yanından gelen “Oylar çalındı” laflarına rağmen, sesiz sedasız Çankaya Köşkünü boşaltarak, ailesine ait olan az aşağıdaki Pembe Köşk‘e taşınmıştı bile…

AKP iktidarı ve onun “Tek lideri” bugüne kadar kendi yönetiminde olan bir çok büyükşehir belediye başkanlıklarını kaybetti. Bunların başında Ankara ve İstanbul da vardı…

Şaşırdı, şok oldu…

Oysa propaganda döneminde her iki ilin adayının önüne çıkmış, onları geri plana iterek propaganda sürecini tamamlamıştı. Nasıl olur da kaybedilirdi…

Hatta bu illerdeki seçmenlere “İktidarın başkanı olmadan nasıl yönetecekler”  gibi ve demokratik geleneklere uymayan akıl dışı sözler de söylemiş, uyarmıştı…

Ankara’da oy farkı çok fazla idi, itiraz etse de eline bir şey geçmesi mümkün değildi. Ayrıca Ankara, onun için bütçesi yolunacak bir yer değildi. Herkesin gözü önündeydi.

Ama İstanbul öyle mi?

Oradan özellikle oğlunun kurduğu ıvır-zıvır vakıflara “Bağış!” adı altında paralar harıl harıl aktarılıyordu, hesabını sormaya kimse de cesaret edemiyordu.

 

O aman burayı kaybetmek olmazdı, sonuna kadar savaşmalıydı.

Ama nasıl?

Nereden gitse, elinde kalıyordu. YSK her itirazını reddediyordu. Sonunda bir yerden bir tüyo geldi, ama nereden geldiğini kimse bilmiyor. Kılıçdaroğlu’nun iddiası, YSK üyelerinden birisi idi. Hukukun dışına çıkılarak, seçimin sadece Büyükşehir Belediye Başkanlığı bölümünü iptal ettirmeyi bir şekilde başardı.

Diğer ilçeleri de iptal ettirip İstanbul’un tamamında “Yeniden seçim”e yüreği yetmedi, çünkü ilçelerde çoğunluk ondaydı.

Mazbatasını alan Ekrem İmamoğlu, 19 gün görev yaptıktan sonra, bir iftar saatinde mazbatası iptal edilerek seçimin yenilenmesi kararı verildi.

Şimdi soruyorlar Erdoğan ve cephesine, “N’oldu” diye. Soranlara “Çalındı”  diyorlar ama, nasıl çalındı, kim çaldı, çalınırken siz neredeydiniz sorularının hiç birine gerçekçi bir cevap veremiyorlar.

Sadece “Çalındı” diyebiliyorlar…

Oysa “Diktatör” diye söz ettiği İsmet İnönü, 1950 yılında “Çalındı” diyenlerin hepsini elinin tersiyle geri çevirerek, iktidarı sandıktan çıkanlara huzur içinde teslim etmişti. Çünkü hortumlamak gibi bir amacı hiç bir zaman olmamıştı. İstanbul, hortumlanacak gelir kapısı iktidar ve “Tek adam” için, kıvranıyor…

Nasıl olsa 23 Haziran’da bir seçim yapılacak ve hak yerini bulacaktır, bundan kuşkum yok da, merak ettiğim tek şey şu…

Peki, şimdi diktatör kim?

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER