GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

KAFKA’NIN DÜŞÜNSEL ANLATIMI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 9 Eylül 2015 - 17:27:07

Dikkatli, hele de klasik metinlerin anlatım tekniklerine yabancı olmayan okur, örneğin bir Sefiller’de, yazarın bize, üçüncü tekil kişi dediğimiz anlatıcı tekniğiyle kendi kurduğu dünyayı, hem de elinden gelen her türlü anlatım aracını kullanarak açmaya çalıştığını kabul edecektir.
Hugo, Tolstoy, Balzac ve aynı geleneğe giren sayısız yazar, çoğunlukla “her şeyi bilen”, geçmişi geleceği tanıyan, okuru hayat üzerine bilgilendirmek için elinden geleni yapan anlatıcılardır. Tolstoy’da, Dostoyevski’de, “büyük anlatıcı” roman geleneğinde, üslupçu İngiliz yazarlarında bile değişmez bu kural: Ahlakıyla, yaşam tarzıyla, maddi manevi bütün ilişkileriyle, katıldıkları-katılmadıkları, eleştirdikleri-eleştirmedikleri, düzeltmek istedikleri bir dünya vardır onların… Okura, kendi dışlarındaki bir gerçekliği anlatır gibidirler; araya girerler, kahramanların, tiplerin ağzından fikirlerini okura aktarır, onu uyarır, ona yol gösterirler…
Dünya görüşleri, hayat felsefeleri, bir başka deyişle ideolojileri, onlara o dünyayı nasıl gösteriyorsa (ya da göstermiyorsa) öyle sunarlar onu. Bu gelenek, “aydınlanma” hareketinin, bilgilendirici, aydınlatıcı eğitim anlayışıyla ilintilenebilir elbette… Modernizm akımları, zaten aydınlanmacı aklın her şeye bir açıklama getirebileceği inancının çöktüğü, irrasyonel, sezgisel boyutun gerçekliğe ulaşmada devreye girdiği, bireyin “dış” karşısında söyleyebileceği bütünü kapsayan sözlerinin gerilediği akımlardır. Gerçeklik bütün olmaktan çıkmış, ayrıntı önem kazanmış, bütün, tek’in iç dünyasının yansımalarında parçalanmıştır (resimde, şiirde vs). Kafka’yı bu gelenek içinde bir anlatıcı olarak değerlendirmek istersek, onun anlatı tekniğinin, yazarın söylenecek sözünün -bir anlamda- kalmamasına bir işaret olduğunu söylemek mümkündür.
Aydınlatıcı, her şeyi bilen dünyalar yaratıp bozan auktoriyal yazarın karşısında Kafka (başka birkaç örnekte olduğu gibi) aradan çekilmiş yazar’a örnektir. Üçüncü tekil kişi bir anlatıcı vardır görünürde… Size sözgelimi açlık cambazının en azından kafesteki durumu hakkında bir yığın ayrıntılı bilgi verir, ama işte bu bilgiler, cümlelerin kendileri hakkındaki bilgilere benzerler; kendi dışlarındaki bir gerçekliğe zor götürürler okuru; ‘Dönüşüm’de, insanın nasıl olup da bir böceğe dönüşebileceğine ilişkin soruyu size sordurmayacak kadar kendi dünyalarını kuran cümlelerdir bunlar. Çünkü: Yazarı arasanız da, yazar, sizi bilgilendirmeye pek de gönüllü değildir aslında, size doğru dürüst cevap verecek kimse yoktur ortada. Yazar yazılı metni masasına unutup gitmiştir ya da size bırakarak! Nasıl yapar Kafka bunu? Anlatımı kişilerinden, figürlerinden birinin perspektifine teslim ederek: Çok önemlidir bu… Dikkatli okur, romanlara kadar gitmeden, Ceza Sömürgesi’nde bile bu ‘tekniği’, yazarın saklambaç oyununu yakalayabilir. Onun figürleri birbirleri hakkında düşünür, birbirlerini ve ‘dünyayı’ (okur adına) görür, algılarlar. İşte, metnin içindeki kişinin algı dünyasına hapsedilmiştir okur, yazarın algı dünyasına değil. Şöyle bir benzetme de yapılabilir: Okur, öykünün içindeki figürlerin sırtına binmiş, onlarla gezmekte ya da savrulup durmaktadır. Kör Odipus’un koluna girmiş küçük Odipuslar… Yol gösterici tanrıların dinlenmeye çekildiği ya da zaten yollarını şaşırdığı bir cehennem… Açlık cambazını denetleyen bekçilerin, “her nedense birer kasap” olduğunu öğreniriz. Benzer bilgilendirici cümleler de vardır: ama bir kez tuzak kurulmuştur işte… Kafesin dibinde nöbet tutanlar niçin kasaptır? Bir anlamı var mıdır bu kodun? Cevap almak için yazarı boşuna ararsınız, üstelik öykünün sonun beklemeniz de bir işe yaramaz.
Zaten yazar size bir açıklama yapsa bile, ‘kasap’ örneğinde olduğu gibi, sözde aydınlatmaya çalıştığı gerçeği büsbütün bulandırmaktan öte bir işlevi olmayacaktır onun söylediklerinin… Kaldı ki biraz zorlansak, öykülerdeki birçok nesnel bilginin, gene öyküdeki birinin algısına bağlanabileceğini, yazardan çok onun düşüncesiyle ilintilenebileceğini görürüz. Bu ‘yazarı saklama’ tekniğinin, metinlerdeki, ‘gördü, işitti, sandı, fark etti, umdu…’ vb. eylem sözcüklerinin bolluğunun bir belirtisidir. Dünyayı öyküdeki figürlerden birinin algı dünyasına indirgemenin kaçınılmaz yoludur bu… Bir “galiba öyle sandı, öyle algıladı” hali…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz