GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

KAFKA’NIN ESERLERİNDE MEKÂN KAVRAMI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 10 Eylül 2015 - 18:46:43

Üstü üste binmiş zamanların ya da genleşmiş, yayılmış bir zamansal boşluğun içine fırlatılmış kişi, kendini gene bir ‘durum’ olarak tanımlayabileceğimiz bir mekânın ya da mimarinin içinde bulur (açlık cambazının kafesi; tropikal, kıraç, ama coğrafi bölgesi belirsiz, bir tür bilinmeyen bölgede suçunu mahkûmun bedenine kazıyan bir infaz makinesi; ünlü Trapez Cambazı öyküsünde hayatın biricim mekânına dönüşmüş ip vb…). Mekân labirentleşmiş, kudretlilerin, iktidarın kişiye kapalı ‘yüksek mimarisi’ ile alttakilerin hareket ettikleri labirent olmak üzere, güç ilişkisine göre ikiye bölünmüştür. Şato’da, güçlüler, şatonun içindedirler… Yasa önündeki bekçi ayakta dururken, taşradan gelen adam bir iskemleye çöker… Aynı mekânda bile bir üst-alt ilişkisi kurulur… Yasa’nın yayıldığı yüksek mekân sınırsız gibidir; kapıların kapıları izlediğini öğreniriz kapı bekçisinden, Hüküm’de babanın, arkadaki odasında yatağın içinde dikilip bir eliyle tavana tutunarak dengelendiğini okuruz; karanlık, izbe arka odada, gücün temsilcisi baba devleşip oğluna üstten bakar.
Fakat mekân kolayca konturlarını ya da insana ‘yer’, güven sunma işlevini de yitirebilir… Dava’da, avluların etrafına yayılmış yoksul evlerinden birinin içinde, K.’nın karşısına duruşma salonu çıkar. ‘Dönüşüm’de Gregor’un bildik odasında, Gregor bir böcek olarak uyanır. Mekân artık eski boyutlarında görünmez ona… Odanın eşyası, bu yeni varoluş haline destek olmaktan çok, engeller çıkarır. Yuva adlı öyküde, mekân toprak altıdır. Ceza Sömürgesi’nde eski komutanın mezarı, bir çayevinde, duvarın hemen dibindeki bir masanın altındadır. Koruyucu yuva-mekân gitmiş, yerine tekinsiz güçlerin kol gezdiği, iktidarın, gücün keyfine göre değiştirebildiği tuhaf bir tiyatro sahnesi gelmiştir. Yazar Kafka kişisinin mekânı, bildik mimari ve fiziksel özellikleri kolayca kaybedebilen ya da temsil etmeyen bir ‘varoluş durumudur’ da diyebiliriz. Çünkü ‘sahne’ de sonuçta bir durumdur. Zaman-mekân sahneleşip bir kıyamet ortamı kurmuşlardır. Sahne, o sözünü ettiğimiz ikinci evre’nin kendisidir. Yabancılaşmışlığın oyununun sergilendiği yer de diyebiliriz buna belki. Ama başta da söyledik, bu evre’ye sadece giriş vardır, oradan çıkış yoktur… Öyleyse ‘yabancılaşma’ bir kıyamet durumudur; tarih dışı, zaman üstü, hiç değişmeyecek bir durum…
Bu “ikinci” dediğimiz, ama Kafka’da “tek” olan varoluş durumu, bu sahne, figürlerin (kişilerin) biricik özgürlük imkânını da temsil eder. Özgürlüğün gerçekleşebileceği biricik yer, bir ipin üstü, bir kafesin içidir; orada biraz saygı ve hayranlık uyandırarak, rahatsız edilmeden aç kalabilmektir özgürlük. Varoluşunu kendi bildiği yoldan gerçekleştirmektir… Ne var ki, “kendinde” bir özgürlük değildir bu, hep bağımlıdır; öteki, dış olmadan kendi başına anlamını kaybeden bir varoluş hali vardır karşımızda. Ceza Sömürgesi’nde subay infazın anlamını ve işlevini gezgine anlatmak için yırtınır; açlık cambazı, gerçekten de hiçbir şey yemediğine çevresindekileri inandırmayı başaramaz; Hüküm’de, Georg’un varoluşu, Petersburg’daki ‘arkadaşına’ bağlı gibidir. Gregor, Dönüşüm’de, en büyük özgürlüğünü, böcek kimliğinde yaşar aslında… Demek ki özgürlük, bu bağımlılık ilişkisinde daha baştan mutlak bir durum olmaktan çıkmıştır.
Özgürlük, gerçekliğin bildik bütün bağlarından kopuk, öznel-sınırlı bir bilinç durumu olarak, ama sadece geçici bir durum olarak vardır. Dönüşüm’de, Gregor’un böcek kimliğini kimse önemsemediği gibi, buna pek şaşıran da olmaz; işe gidemeyişi asıl kaygıyı oluşturur dışarıdakiler için. Açlık cambazı aç kalışına ne anlam verirse versin, dış (dünya) ona kendi kaba gerçekliğinden bakar; özgürlüğünü (varoluş anlamını) ortadan kaldırır. Hüküm’de, baba, oğlunun Prag’daki arkadaşının varoluşunun göbeğine bomba atar sanki arkadaşı Rusya’ya dağılır, silinir, dükkânı yağmalanır, malları parçalanır, gaz muslukları havalarda uçuşur; kendi varoluşunu bu yansımasıyla birlikte ayakta tutan oğula, ölmek kalır sadece. İnfaz subayı varoluşunu infaz makinesine endekslemiştir. Bu bağımlılık ilişkisinde makine itibar görmeyince, onun da varoluş nedeni ortadan kalkar. Elbette bilincin nesnel gerçekliği kavrama yetersizliğinden ötürü bir kendi içine kapanması ve verimsiz bir duruma sarılması, sonuçta da yenilmesi gibi bir ilişki vardır karşımızda… Kişi varoluşunu, özgürlüğünü, gerçekliğin çok sınırlı, ayrıntısal bir parçası üzerine kurup orada tanımlamaya çalışır. Kafka anlatıları, genellikle anlatıcının aradan çekildiği bir teknikle sunulur Yoksa Kafka bizi o topacın üstüne mi oturuyor? Onunla birlikte döndüğümüz için elektronlaşmış, bağımsızlaşmış cümlelerle, ifadelerle, sözde açıklamalarla, sözde yorumlarla fır dönüp duruyoruz galiba…
Ya da: Öykü, roman dönüp duruyor karşımızda, bir o yüzünü gösteriyor, bir bu yüzünü… Başın-sonun olmadığı bir sonsuzluk durumu mudur bu anlatılar? “Bütün” hakkında bilgi verebileceğini düşünen ‘aydınlanmacı’ anlatı geleneğinin ortadan kalktığı bu modernist uçta, yazar, metni sırf kendi canını kurtarmak için kurduğu bir özgürlük alanı olarak, hayatın ağırlığı karşısında bir son çare olarak işlevselleştirmiş olamaz mı?

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz