Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ALİ ÖZKANLI

KASABANIN FEDAİLERİ -21

Bu haber 25 Mart 2019 - 12:04 'de eklendi ve 14 kez görüntülendi.
KASABANIN FEDAİLERİ -21

AĞAÇLAR CAN DAMARIMIZDIR.

ONLARI GÖZÜMÜZ GİBİ KORUMALIYIZ!

Osman, mahallenin sevimli sütçüsü Necmi Baba’yı her gördüğünde ona selam verir, onun hal ve hatrını sorardı.

Günlerden bir gün Osman, sütünü satan Necmi Baba’yla parkta karşılaştı.  Hoş beşten sonra konu doğaya gelmişti. Köftehor, bir doğa bekçisi ormanların yakılarak milli servetimizin yok edildiğine çok üzülüyordu. Bu yüzden Necmi Baba’ya da bu konuyla ilgili sorular sormak istiyordu. Ormanların korunmasıyla ilgili olarak bilgi sahibi olmayı çok istiyordu. İnternet, kitaplar ve değer verip sevip saydığı büyüklerine konuyla ilgili sorular soruyordu.

Necmi Baba’ya da şu soruyu sordu:

– Neden insanlar bu kadar acımasız? Özellikle ülkemizin oksijen deposu olan canım ormanlarımız talan ediliyor, yakılıyor. Bu insanların derdi nedir? Bu konuda neler yapmalıyız?

– Bak Osman, şimdi sana “Çoban ile Meşe Ağacı”nın hikayesini   anlatacağım ? İyi dinle. Hikâyenin sonunda bakalım ne gibi dersler çıkaracağız. Osman:

–  Buyurun sizi dinliyorum. Necmi Baba anlatmaya başladı.

– Sonbaharın son günleri olmasına rağmen hava o gün çok güzelmiş. Güneşin ışıkları soğuk havayı biraz olsun yumuşatıyormuş. Belki iklim koşullarının düzensizliğinden, etrafta ne bir hayvan ne de bir ağaç varmış. Yerlerde birkaç sararmış ot dışında hiçbir canlı kalmamış. Otun bulunmadığı yerlerde toprak da yok olmuş ve kayalar ortaya çıkmış. Bu nedenle bütün canlılar birer birer bozkırı terk ediyorlarmış.

Bozkırın sessizliğini artık yalnızca bir çoban ve sürüsü bozuyormuş. Tabii, çobanın ardındaki beş keçiye sürü denilirse. Oysa on yıl önce çobanın köyünde her biri en az yüz keçiden oluşan tam dokuz tane sürü varmış. Otlar azaldıkça sürülerdeki keçi sayısı da azalmış. Sonunda köyde çobanın sürüsündeki beş keçiden başka keçi kalmamış.

Keçileri kalmadığı için süt, peynir, yün üretmeyen köylüler geçinemez olmuşlar. Çoğu evlerini bırakıp kente göçmüşler. Köyde kalanlarsa hayatlarını kentteki yakınlarının yolladığı çok az para ile zar zor sürdürmekteymişler.

Köyün yakınlarında bir tek ağaç varmış. Bu yaşlı bir meşe ağacıymış. Çoban, her öğlen sürüsünü bu yaşlı meşe ağacının altında toplarmış. Bu öğlen de yine öyle yapmış. Çıkınını açarak yemeğini yemiş. Karnını doyurunca meşe ağacının altı, çobana pek tatlı gelmiş. Gözlerini kapatmış ve derin bir uykuya dalmış.

Çoban uykusunda aniden irkilmiş. Çünkü rüyasında tok sesli birisi kendisine seslenmekteymiş:

– Hemşerim, hey sana diyorum. Beni dinle. Çoban şaşırıp, çevresine bakınmış. Ama çevresinde yaşlı meşe ağacından başka kimse yokmuş. Meşe Ağacı,

– Hemşerim demiş, şaşkın şaşkın bakınma. Konuşan benim. Ben, Meşe Ağacı. Sana söyleyeceklerim var. Çoban, Meşe Ağacı’nın konuşmasından korkmuş.

– Konuşmak için bula bula beni mi buldun? Sen bir ağaçsın, nasıl konuşabiliyorsun?” diye sormuş.

Meşe Ağacı:

– Korkma sana söyleyeceklerim var. Beni dinlemeni istiyorum. Çoban,

– Peki anlat. Seni dinliyorum.

– Ben senden, babandan ve dedenden bile daha yaşlıyım. Belki iki yüz yaşındayım. Büyüklerimin anlattıklarına göre, beni insanoğlu dikmemiş. Toprağa düşen bir palamuttan kendiliğinden filizlenmişim. Fidanlık dönemim çok mutlu geçti. O zamanlar sizin köyünüz yoktu. Her tarafta yüzlerce çeşitten, milyonlarca ağaç vardı. Birbirimizle kavga etmeden mutlu bir şekilde yaşıyorduk. Her tarafta bin bir çeşit çiçek açar, çevremizde geyikler, ceylanlar, dallarımızda sincaplar koşardı.

Dallarımızda rengarenk kuşlar yuva yapar ve cıvıldaşırdı. Ara sıra insanoğlu gelip dallarımızı kesip yakardı ama, yaralarımızı çabucak kapatır, tekrar eski neşemize kavuşurduk.  (Devam Edecek)

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA