googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

KAVGA ve MAĞDURİYET İKTİDARI…

Bu haber 31 Ocak 2019 - 14:47 'de eklendi ve kez görüntülendi.
KAVGA ve MAĞDURİYET İKTİDARI…

Siyasi partiler, iktidara gelebilmek için vatandaşa güzel şeyler vaat eder ve eğer vatandaşı ikna edebilirlerse iktidara gelir.

İktidara geldikten sonra vaatlerini yerine getirmede yetersiz olursa ya da başarısız bir yönetim tarzı sergilerse, yine vatandaş getirdiği gibi geri de götürür.

Buna demokratik yönetim adı verilir. Demokrasi kültürü olan ülkelerde böyle uygulanır.

Bizim ülkemizde ise demokrasi anlayışı da uygulama da oldukça farklıdır.

Birincisi, ülkenin topyekun nasıl yönetildiği değil, seçmen kardeşlerimizin bireysel çıkarlarına iktidar ne kadar fayda sağlıyor, oraya bakılır.

İkincisi; iyi gürültü çıkarıp “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” hesabı, suçu ve başarısızlıkları başkalarının üzerine yüklemekte pek mahirdir. Sokak kavgası seyretmeye bayılan milletimiz, kavgada kimin iyi yumruk attığına bakar, belden aşağı imiş, yukarı imiş çok umurunda değildir.

Bununla da yetinmez…

Her meseleden bir mağduriyet çıkartır kendi lehine. Siz hayretle söylenene bakarsınız, “Böyle mağduriyet mi olur lan…” dersini ama, birinci tip seçmen çok aldırmaz, “Mağdurum” diyorsa iktidar, ona göre de mağdurdur o kadar.

Bakın şimdi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, yine topladığı kişilerin karşısına geçmiş konuşuyor.

Bu konuşmaları kendi hazırlamadığı için, ne dediğini de çoğu zaman kendisi de bilmiyor olmalı ki, daha konuşmasının birinci cümlesinde 17 yıllık iktidarının ayıbını itiraf ediyor.

Bakın ne diyor, hiç cımbızlamadan tamamını alıyorum, yorulmadan okuyunuz lütfen. Konuyu, Fazıl Say konserine gitmesine getirip bağlayacak ve “Mağduriyetini” ilan edecek.

“Ancak ülkemizde sayısı az ama sesi çok çıkan bir kesim, devlet ile vatandaşları arasındaki uçurumun kapanmasından rahatsız oluyor. Bu kesim cumhur ile Cumhuriyetin barışmasını, kucaklaşmasını kendi varlıklarına, kendi ikballerine, kendi çıkarlarına yönelik büyük bir tehdit olarak algılıyor. En sert tepkiyi de normalleşme yolunda atılan adımlarda gösteriyorlar. Ülkemizde sosyal gerilimleri düşürecek, milletimizin tüm renkleriyle tüm farklılıklarıyla kenetlenmesini sağlayacak çabalar niyeyse bunları çok öfkelendiriyor. Öyle ki bu kesimler kendi ipoteklerinde olduğunu düşündükleri sanat, müzik, resim ve edebiyat gibi alanlarda bir başkasının bırakın varlık göstermesini, söz söylemesini bile kabul edemiyorlar. Çünkü bunların nazarında sanatçı ancak kendilerine hizmet ettiği, kendi çizdikleri sınırlar içinde hareket ettiği süre içinde sanatçıdır. Bunlara göre sanat, sadece kendilerinin onay verdiği kalıplarda olduğu zaman sanattır. Bunlara göre müzik sadece belli türlerde olduğu zaman değerlidir. Aynı nobran tavır resim, mimari, roman ve şiir için de geçerlidir. Kalıplarına sığmayan, ideolojik ön kabullerine uymayan her şeye de düşmanlık etmeyi de bunlar muhaliflik zanneder. Biz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da milletimizin safında yer alarak milli iradenin üstünlüğüne olan inancımızdan taviz vermeyerek yolumuza devam edeceğiz.”

Demek ki devlet ile vatandaş arasında uçurum yaratmışlar ki, kapatıyorlar mış şimdi. Bizler de rahatsız oluyor muşuz!…

“…Ülkemizde sosyal gerilimleri düşürecek, milletimizin tüm renkleriyle tüm farklılıklarıyla kenetlenmesini sağlayacak çabalar niyeyse bunları çok öfkelendiriyor.”

Şimdi anlamadım pardon, kendisine biat etmeyenleri vatan haini, terörist ilan eden kimdi acaba, CHP olabilir mi?

Sanat konusunda tarifte bulunuyor; “Çünkü bunların nazarında sanatçı ancak kendilerine hizmet ettiği, kendi çizdikleri sınırlar içinde hareket ettiği süre içinde sanatçıdır. Bunlara göre sanat, sadece kendilerinin onay verdiği kalıplarda olduğu zaman sanattır…”

Heykele “Ucube” diyen CHP Genel Başkanı olmalı. Metin Akpınar ile Müjdat Gezen’i Mahkemeye veren, bunları sanatçı saymayan da CHP Genel Başkanı sanki…

“Kalıplarına sığmayan, ideolojik ön kabullerine uymayan her şeye de düşmanlık etmeyi de bunlar muhaliflik zanneder.”

Böyle diyor da, “Dindar ve kindar nesil” yetiştirmek isteyen CHP Genel Başkanı sanırım.

 

XXX

 

Dedik ya, konuşmaları başkası hazırlıyor, ne konuştuğunu ve sonucunu bilmiyor diye. Yine “Mağduriyet” çıkarmaya çalışmış ama, bu kez çakılmış…

Söze; “CHP hiçbir zaman sandıktan çıkan iradeye saygı duymamıştır” diyerek başlamış, demokrasilerde sandığın namus olduğunu belirtmiş, “Demokrasinin fiilen tecelli ettiği yer olan sandığa sahip çıkmazsak, millet iradesinin yönetime yansımasını temin edemeyiz” demiş. Buraya kadar gayet normal, sonrası ise çuvallama…

1947 yılında Mersin’e bağlı Arslan köyde muhtarlık seçiminde yaşanan gelişmeleri anlatmış. Köy sakinlerinin nasıl sandığa sahip çıktıklarını anlatarak; “CHP, rahmetli Türkeş ve arkadaşlarını idamla yargılayanların mirasçılarını yeniden vitrine çıkartmak suretiyle 60 yıldır hiç değişmediğini gösteriyor” diyerek lafı  CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Soyer’in babası üzerinden vurmaya çalışmış…

Önerim şu, girin YSK sitesine, Aslanlı köyündeki seçim sonuçlarına bakın. Kazanan hep CHP olmuş…

İkincisi, İzmir adayı Soyer’in babasının davalarını asla incelememiş, verdiği kararlara bakmamış. Baksaydı, Fetullah Gülen’e hapis cezası veren hakim olduğunu görürdü.

Derdi de zaten bu, “…vay sen geçmişte nasıl Fetullah Gülen’e hapis cezası veren babamın oğlu olursun. O zaman Fetö bizim büyüğümüz idi…” diyecek, diyemiyor, ama yine “Mağdurum” diyor…

Ve bağlıyor…

Edebiyattan müziğe kadar sanatın her alanında bir kesimin tahakküm kurmaya çalıştığını belirterek, “Malum kesimler, daha Fazıl Say’ın konser daveti şahsıma ulaştığı andan itibaren büyük bir linç kampanyası başlattılar.”

Linç kampanyası yaptılar da ne yaptılar, orasını anlayamadım.

Allah bu “Mağdur”dan milleti kurtarsın…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER