ERÜ’DE “EVLİLİK OKULU SEMİNERLERİ” DEVAM EDİYOR

ERÜ’DE “EVLİLİK OKULU SEMİNERLERİ” DEVAM EDİYOR

11. CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN ACI GÜNÜ

11. CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜL’ÜN ACI GÜNÜ

KERKENES KAZISINDA DEMİR ÇAĞI’NA AİT KURT FİGÜRÜ BULUNDU

KERKENES KAZISINDA DEMİR ÇAĞI’NA AİT KURT FİGÜRÜ BULUNDU

HAKEMLERE ÇİRKİN SALDIRILARA AĞIR CEZALAR

HAKEMLERE ÇİRKİN SALDIRILARA AĞIR CEZALAR

TKB’DEN KOCASİNAN BELEDİYESİ’NE BAŞARI ÖDÜLÜ

TKB’DEN KOCASİNAN BELEDİYESİ’NE BAŞARI ÖDÜLÜ

KAYSERİ’NİN GÖZDE DEĞERLERİ: MİMAR SİNAN
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 31 Aralık 2014 - 11:29:00

Mimâr Sinan, bir asra yaklaşan ömrünü, Türk talihinin en muhteşem bir çağında geçirmiştir.

16. yüzyılda Osmanlı Ülkesi, bütün bir İslâm âlemi ile diğer Türk dünyasının sevgi ve hayranlık duyduğu, arzuladığı bir saadet diyarıdır. Zira bu asırda Osmanlı İmparatorluğu istisnasız her sahada dünyanın en ileri ve medenî bir ülkesi olma bahtiyarlığına erişmişti.

Bahusus, Kanunî gibi âlim, şâir ve âdil bir padişahın taht şehri İstanbul, dünyanın dört bucağından gelen âlim ve sanatkârlara bağrını açmış bir sanat meşheri; bir mutluluk ve zenginlik beldesi hâlindedir. Bu sebepledir ki İstanbul, asırlarca kâbiliyetli gençlerin, bilhassa Hristiyan gençlerinin en büyük rüyası olmuştur. Ayrıca İstanbul’ da bu gençlerin tahsillerini yapıp yükselebilecekleri Yeniçeri Ocağı, Kapıkulu Sipâhisi Ocağı ve Enderun-ı Hümâyun (saray üniversitesi) gibi müesseseler mevcuttu.

Sadece gençler mi bu rüyayı görüyordu? Hristiyan tebaâ da yüzyıllarca aynı rüyayı gördü. Çocuklarını Osmanlıya teslim edebilmek için adeta birbiriyle yarıştı. Onlar biliyorlardı ki, kendisine candan teslim ettikleri çocuklarım Osmanlı en mükemmel bir şekilde yetiştirmektedir. Yine onlar iyi biliyorlardı ki, evlatlarını ruhen, bedenen ve fikren sabırlı bir sanatkâr gibi işleyen Osmanlı, çocuklarına ikbal ve refah kapılarını da ardına kadar açmaktadır. Senelerce aynı rüyayı gören Sinan’ın âilesi de zeki evlatlarını Yavuz’un padişah olduğu günlerde devlete teslim ederler. 1490 senesinin 29 Mayıs cumartesi günü Kayseri’ye bağlı Kesi nahiyesinin “Ağırnas” köyünde doğan Sinan 1512 de 22 yaşlarında devşirilip İstanbul’a gönderilir. “Acemi Oğlanlık” devrini inşaat işlerinde geçirir. Bu arada Yavuz’la İran, Suriye ve Mısır’a gider. Gençliği Kayseri’de geçtiği için Selçuklu mimarisini yakından tanıyan Mimâr Sinan bu seferler esnasında gördüğü Arap, Bizans, Roma ve İran eserlerini de yakından tedkik etmek fırsatını bulur.

1521’de Belgrat seferinden önce Yeniçeri olan Mimâr Sinan, Kanunî ile Avrupa ve Irak seferlerine katılır. Gittiği her ülke ve beldede incelediği bir çok sanat eserleri Sinan’ın san’at ufkunu çok genişletmiştir. Seferlere istihkam subayı olarak katılan Mimâr Sinan nihayet Purut Suyu üzerinde kurduğu sağlam köprüden sonra 1530’da 49–50 yaşlarındayken Hassa Sermimarı (başmimar) tayin edilir (Hassa Sermimarlığını bir bakıma bugünkü Bayındırlık Bakanlığına benzetebiliriz). Görülüyor ki, Mimâr Sinan’a başmimarlık 29–30 yıl süren bir tahsil, terbiye ve tecrübeden sonra verilmiştir. Budin’den Kırım’daki Gözleve’ye; Mekke’ye kadar hüner ve dehasını göstereceği çok geniş bir zemin ve müsait bir vasat bulan Mimâr Sinan, bugün akıllara durgunluk veren ölmez eserlerini meydana getirir.

Mimâr Sinan, Süleymaniye’nin halka açıldığı 7 Haziran 1557 günü belki de hayatının en mes’ud anlarını yaşamışdı.

Cihan Padişahı Kanunî’ye altın bir tepsi içinde Caminin anahtarını sunduğunda Kanunî: “—Bu bina eylediğim Beytullahı sıdk-u safa ve dua ile yine sen açmak evladur!” der ve anahtarı Sinan’a uzatır. Böylece Kanunî’nin kendisini taltif eden söz ve nazarları ile: —Ya Fettâh! diyerek kapıyı açar. Yüz yıla yakın yaşadığı için Koca Sinan diye de bilmen büyük san’atkâr 9 Nisan 1588’de çok sevdiği İstanbul’da vefat eder. Türbesi Süleymaniye Camiinin bir köşesindedir.
 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz