Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
FEVZİ ÖNDER

KAYSERİSPOR VE KULÜP YÖNETİMLERİ HAKKINDA

Bu haber 01 Temmuz 2019 - 13:53 'de eklendi ve 86 kez görüntülendi.
KAYSERİSPOR VE KULÜP YÖNETİMLERİ HAKKINDA

Cumartesi günü Kayserispor yönetimi olağanüstü kongreye gitti.

Mevcut başkan Dr. Erol Bedir bu göreve layık görülerek, diğer aday ve grupların teveccühüyle güven tazeledi.

Basından takip ettiğim kadarıyla başkan; “Kayserispor’un araç değil, amaç” olması gerektiğini satır aralarında belirtti.

Kongre kararı alma nedenlerini, kulübün finansal durumunu, izlenecek yolu kısa pasajlarla anlattı.

Başkan Dr.Erol Bedir Bey’e bu zor dönemde başarılar dilerken, destek verenlere de şehrimiz adına teşekkür ediyorum.

Bir Spor adamı ve bilimcisi olma yolunda  “mütevazi “adımlarla  ilerlerken; araştırmalarım sonucunda: Ülkemizde ki Kulüp yöneticilerini  anlatmaya çalışacağım.

Dernekler kanunu ve kulüplerin tüzüklerine göre, genel kurul yönetim kurulunu seçer. Yönetim kurulu da ilk toplantısında aralarından bir üyeyi başkan seçerler. Gerçekte ise; tam tersi uygulanır.

Ülkemizde kulüp yönetimlerinin nasıl işlediğine kulüp başkanları ile başlayalım:

Başkanlar yönetim kurulu pek çok kriteri dikkate almalıdır.

Kulüplerin mali durumu iyi olmadığı için; para verecek kişileri yönetime almak zorundadır. Ayrıca kredi bulmak gerekmektedir. Dolayısıyla, öncelikli olarak kendisi ile birlikte kulübe borç para verecek ve kredi sağlayacak kişileri bulması gerekmektedir. Genelde 3-4 kişidir.

Daha sonra genel kurulda oy kullanacak gruplar var ise, onlarla ve taraftar gruplarıyla pazarlığa oturulur, bazılarını almak zorunda kalır.

Sonra medyada kendine yer bulan, camianın sevip saydığı ama kendisine de ayak bağı olmayacak bir iki kişi listeye yazılır. Böylece 17-18 kişilik listenin yarısı tespit edilmiş olur.

Geriye kalan üyeler ise mesleğinde başarılı olmuş, önemli mevkilere gelmiş ve takımına tutku ile bağlı olduğu bilinen kişiler arasından seçilirler.

Siyasi iklimine göre, siyasiler ve önemli bürokratların önereceği kişiler de dahil edilirler. Bu kişilerin görevi bürokrasi  işlerini  çözmek ve siyasilerin desteğini almaktır.

Şayet kulüp başkanı kendi listesini seçtirmişse işi kısmen kolaydır. Genel kurulda deklare ettiği projelerini ve kafasındaki yönetim modelini kolayca uygulayabilme imkânı bulacaktır. Ama yine de yönetiminde çatlak sesler çıkma ihtimali vardır. Bunu engelleyebilmek için görev dağılımını iyi yapabilmesi gerekmektedir. Ancak yönetime aldığı kişilerin pek çoğu ile sadece seçim öncesinde tanışmıştır. Kimin ne yapabileceğini görebilmesi için zamana ihtiyacı vardır ama yeterli zaman yoktur. Bir-iki hafta içinde görev bölümünü yapmak zorundadır. Bu görev bölümü genelde hayal kırıklıklarına ve küskünlüklere neden olmaktadır.

Bu küskünlükleri gidermek,  arkadaşlarını motive etmek başkanın görevidir. Bu çok zordur. Daha önce pek çoğu ile çalışmamış, birlikte bir şeyler paylaşmamış 17-18 değişik karakterle karşı karşıyadır. Üstelik bu kişiler genel olarak kendi mesleklerinin zirvesinde olan, egoları yüksek kişilerdir. Yönetim kuruluna seçildikten sonra egoları daha da şişmiştir.

Tüm  yöneticiler  gazetelerin spor sayfalarını satır satır okurlar. Acaba spor sayfasının köşesinde adları geçiyor mu geçmiyor mu, acaba övülüyorlar mı yoksa eleştiriliyorlar mı? Kendilerinden mi yoksa diğerlerinden mi daha çok bahsediliyor gibi konular onlar için büyük önem taşır ve ruhsal durumlarını derinden etkiler; olumsuz veya olumlu yazılar bazılarının daha da çok sertleşmelerine neden olur veya aşırı havaya girmelerini sağlar. İnsanın doğasının gereği budur.

Yöneticileri yönetim tarzlarına göre sınıflayalım;

İdealist yöneticiler: Kulübünün sorunlarıyla ilgili olarak kendine göre bazı çözüm önerileri ve projeler geliştirirler. Bu projelerin kulübe çok büyük katkılar sağlayacağına inanırlar. Bu projelerini uygulatmak için ilk günden itibaren ateşli bir mücadeleye girerler.

Çoğunlukla fikirleri ve projeleri gerçekten iyidir. Uygulansa son derece yararlı olabilecektir. Ancak İdealist yönetici acelecidir. Derhal fikrinin, projesinin uygulamaya konulmasını ister. Projeyi sunmak için doğru zamanı beklemez. Olası riskleri göz ardı eder.

İdealist yöneticilerin zeki olanları her toplantıda ortaya bir fikir atmaz. Doğru zamanı bekler. Doğru zaman geldiğinde de yönetim kurulu üyelerini ikna etmeyi bilir. Fikri ya da projesi kabul edildikten sonra da uygulamayı diğerlerine bırakır.

Bazı İdealist yöneticiler ise çok sık yeni fikir ve proje getirdiklerinden komik duruma düşebilirler.

Her yönetim kurulunda İdealist yöneticilerin bu  fikir ve projelerine dur diyen bir yönetici gurubu vardır; bunlara genellikle Ayak bağı denilir.

Ayak bağı yöneticiler: İdealist yöneticilerin riskli projelerine dur diyecek birileri olmalıdır. Bunlar her yönetim kurulunda mevcuttur ve Ayak bağı olarak adlandırılırlar. Bu gurup yöneticiler genellikle finans ve muhasebe kökenliler ile yönetime girerken finansal katkıda bulunmuş yöneticilerdir. Bir kulüp için İdealist yönetici tipi ne kadar gerekliyse bu tip yöneticiler de o denli gereklidir. İdealist yöneticilerin tam karşısında yer alır ve konuya sağduyulu bir bakış açısıyla nesnel boyut kazandırdıkları için eşit derecede gereklidirler.

Tartışmalar sürecinde güncel bazı gerçekleri gündeme taşırlar. Yöneticilerin bu tavrı başkanın yönetim içerisinde yıpranmasını engeller. Başkandan önce ‘hayır’ diyerek başkanın zaman kazanmasını sağlarlar.

Lider yöneticiler: Daha önce yöneticilik tecrübesi olan veya mesleğinde lider olan yöneticilerdir. Çok fazla konuşmazlar ama tüm diğer yöneticilerin saygısını kısa zamanda kazanırlar. Başkanın görüşlerine en çok başvurduğu kişilerdir.

Bu gurup yöneticiler İdealist ve Ayak bağı yöneticiler arasında bir denge unsurudurlar. Yaptıkları tarafsız yorumlarla herkesin saygısını kazanır hem de karar almayı kolaylaştırırlar.

Asker yöneticiler: Bu tip yöneticiler genellikle İdealistler ile Ayak bağı yöneticiler arasındaki tartışma ve kavgalara katılmazlar. Pek fazla fikir üretmezler. Sadece başkanın vereceği direktifler doğrultusunda hareket eder ve verilen görevleri en iyi şekilde yapmak için sesiz sedasız çalışırlar. Genellikle, pek çok işin gerçekleşmesinde, geri planda çalışan bu tip yöneticilerin emeği vardır. Ama başarıları hep başkaları tarafından üstlenilir ve hak ettikleri övgüyü alamazlar.

Suya sabuna dokunmayanlar: Bu tip yöneticiler, İdealistler ile Ayak bağı yöneticiler arasındaki tartışma ve kavgalara dahil olur ve rüzgara göre taraflarını seçerler. Hiç iş yapmadığı halde camiada ve medyada çok iş yapıyormuş izlenimi verirler. Kendilerine ne zaman ihtiyaç duyulsa mutlaka çok önemli işleri vardır. Ama balonları kısa zamanda patlar.

Genel olarak başkanların kulübü birlikte yöneteceği arkadaşlarının tarzları böyledir. Asıl zor olan bu tarz yöneticiler arasında yapacağı dengeli görev dağılımıdır.

Futbol kulüpleri için 17-18 kişilik yönetim kurulu üyeliği sayısı son derece gereksizdir. Zira ideal sayı 7-8 arasındadır. Pratiğe baktığınızda da kulübün yükünü bu 7-8 kişi çekmektedir. Kulüplerin yönetim kurulu üye sayılarının bu kadar yüksek olmasının en önemli sebebi; gurup temsilcilerinin yönetime girme beklentilerinin karşılanmasıdır. Bir diğer neden ise, siyasiler ile yüksek bürokratlardan gelecek olan aday önerilerini karşılamaktır. Başkanlar zaten yönetim kurullarını oluştururken birlikte hareket edeceği bu 7-8 kişiyi öncelikli olarak belirler. Hızlı ve rahat hareket edebilmek için yönetim kurulundan bağımsız olarak bu kişilerle ‘İcra Komitesi’ adlı ayrı bir yönetim erki oluşturur ve yönetim kurulunun pek çok yetkisini bu yeni erke devrederler.
Futbol kulüplerinde en prestijli görevler;

  • İkinci Başkanlık
    • Futbol Komitesi Başkanlığı
    • Genel Sekreterlik
    • Başkan Yardımcılığı
    • İletişim -Basın-Medya Komitesi Başkanlığı
    • Mali İşler Komitesi’dir

Bu komitelerin haricinde, transfer dönemlerinde oluşturulan Transfer Komitesi de oldukça prestijlidir.
Başkan bu görevlerden ilk ikisine en çok finansal katkıyı sağlayan üyeleri getirir. Genel Sekreter ise kulübün yönetilmesinde önemli görevler üstlendiğinden, başkanın çok uzun yıllardır tanıdığı ve güvendiği bir kişiye görev verilir.

Başkan yardımcılıkları ise artırılır veya azaltılabilir. Genellikle Lider yönetici sınıflamasına giren yöneticilere verilir. İletişim Komitesi Başkanlığı ise genel olarak medyadan gelen ya da popüler kişilere verilir. Aslında bu görev ateşten gömlektir; tüm diğer üyeler medyada görünmek istediğinden bir türlü disiplinli bir şekilde çalışma imkânı bulamaz. Özellikle de Futbol Şube Sorumlusu ile medyaya bilgi verme konusunda aralarında hep ihtilaf vardır. Mali İşler Komitesi ise çok önemli olduğundan, başkanın eskiden beri tanıdığı ve güvendiği bir mali işler uzmanına teslim edilir.

Her kulüpte nerdeyse üye sayısına eşit komite mevcuttur. Tüm üyelere birer komite başkanlığı ya da başkan yardımcılığı mutlaka düşer. Aksi takdirde başkan bu üyeleri motive edemez.

Ülkemizdeki futbol kulüpleri henüz kurumsallaşmayı beceremediğinden yönetim kurulu üyeleri birer icra elemanı ya da kulüp profesyonel çalışanı gibi hareket ederler. Kendilerinin görevinin karar almak ve alınan kararın doğru uygulandığını denetlemek olduğunun farkında değildirler. Her işi kendileri halletmeye çalışırlar. Kulüp dışındaki işlerinden ayırabildikleri vakitte bu işleri yapmaya çalışırlar. Kulüp içinde yetki ve sorumluluk devri yapabilecekleri elemanları ya yoktur ya da güvenmezler.

Başkanın görevi bu yönetim kurulunu uyum içerisinde çalıştırıp, kendi plan ve projelerini hayata geçirmektir. Ancak kurumsallaşmalarını tamamlayamadıklarından hem başkan hem de yönetim kurulu üyeleri seçilirken verdikleri sözlerin önemli bir kısmını yerine getiremezler.

Her kulüp başkanı, yönetime geldiğinde ilk yapacağı icraatın kulübü kurumsallaştırmak olduğunu söyler. Ama yönetime geldiğinde ise kurumsallaşma onun öncelikleri arasında yer almaz. Çünkü ülkemizdeki kulüp başkanlarının önemli bir bölümü kurumsallaşmış şirketlerden ya da yapılardan gelmemektedirler. Onların alıştıkları yönetim tarzı, Patron Şirketi yönetim tarzıdır. Dolayısıyla ülkemiz futbol kulüplerinden tam anlamıyla bir kurumsallaşma hamlesi beklenmemelidir.

Futbol Endüstrisinde Kulüplerimiz; işinin hakkını veren, görevini layığıyla yapan yönetimler sayesinde ayakta kalabilecektir. Klasik yönetimlerin asla bu sektörde yeri yoktur.

2019-20 Futbol sezonunda Kayserispor’umuza başarılar diliyorum.

 

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER