googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İHSAN GÖRÜCÜ

KAZANMADA VE BÖLÜŞÜMDE KUL HAKKI 2

Bu haber 15 Mayıs 2019 - 11:13 'de eklendi ve kez görüntülendi.
KAZANMADA VE BÖLÜŞÜMDE KUL HAKKI 2

Geçen yazımızda sorulan sorular ve verilen hayati cevaplara bu yazımızda da devam ediyoruz zevkle okuyorsunuz. Hayatı baştan sona kul hakkından ibaret saysak pek mübalağa yapmış olmayız. Evet hayvan hakkı başta olmak üzere pek çok hakka riayetle mükellefiz ama asıl azap ve sorular insan insana ilişkilerden gelecek diye düşünüyorum  ve sorulara verilen cevapları okumaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.
“Yarıcılık sistemini bir örnekle açıklayabilir misiniz? Günümüz şartlarında nasıl uygulanabilir?”
-Üsküdar’da gittiğim bir kuaförüm var. Dükkânında üç koltuk olmasına rağmen bir çırak bir kendi çalışıyordu, geçenlerde baktım koltuklardan birisinde orta yaşlarda birisi çalışıyor. Kim olduğunu sordum? Kuaför, “Ortağım, benimle çalışıyor” dedi. Nasıl ortağın, dükkâna ortak mı aldın dedim. “Hayır, işe ortak”  dedi. Nasıl yani dedim? “Yani o koltukta akşama kadar çalışıyor ve aldığı paraları önündeki çekmeceye atıyor, öğlen yemeğini de oradan yiyor. Akşam iş bitiminde çekmecedeki paraları sayıp yarısını alıp evine gidiyor.” Dedi. Peki, elektrik, su, kira, vergiyi kim ödüyor dedim. Kuaför “onlar benim işim” dedi. İşte yarıcılık budur.  Bu sistemin omurgası emek lehine asgari geçimlik de rabbül mala ait olmak üzere yarıcılıktır. Başka bir ifadeyle “kâr” üretimin iki zorunlu unsuru emek ve sermaye arasında ikiye bölünüyor, sonra sermayedar birden fazla ise üretime kattıkları sermayeleri oranında nasıl paylarını adaletle alıyorlarsa, emekçiler de üretime katkıları oranlarda emeğe düşen yarıdan kendilerine düşen payı adaletle alıyorlar. Sistem budur.
Final sorusu gibi, ya da ölüm kalım sorusu gibi asıl soruya verilen cevabı okuyalım ve düşünelim; “İşçi ile patronun yaşam standardı eşitlenirse, işçi, işçi kalmayı kabul edecek mi? Fıtrata uygun mu?”
– Bu sistemde işçi ve sermaye sınıfı yoktur. Çünkü İslam kastlaşmış sınıfları yok etmenin diğer adıdır. Bu sistemde eşit insanlar var, risk alan sermaye ile sermaye riski almayan girişimci var. Buna tam anlamıyla ne girişimci ne de işçi denemez. Emeğiyle üretime katılanlar otantik uygulamada olmasa da bu günün şartlarında işletmeye orak olabilirler, değer paylaşım periyotlarında fiili emeklerinin karşılığını ayrı, sermayelerinin/birikmiş emek payını ayrı ayrı alır veya ortaklık hanesine kayıt ederler. Sistemden çıkabilirler ve sisteme başkaları girer. Her dem yeni nesiller, yeni ihtiyaçlar, istekler, farklı insanlar olacaktır. Zaten İslam İnsanın bulunduğu yerden gücü, istidadı ve isteği doğrultusunda yukarılara doğru çıkmasını engelleyen her türlü engele karşı savaşın dinidir. “Ne farkımız var?” sorusunu işçinin sormasına gerek yok! Zaten bu soruyu daha baştan Hz Muhammed “İnsanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir” diyerek, “Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur…” diyerek cevaplamıştır. Farkınız yoktur ve olmaması gerekir. Kuran ışığında şekillenen sünnette uygulaması olan bir şeye fıtrata aykırılık iddiasında bulunulamaz. En azından Müslümanlar bunu iddia edemez.
Peki”Patron açısından bakarsak, binbir emekle kurup işlettiğim fabrikamın kazancını yarıya yarıya bölüşeceksem, işçi ile aynı yaşam standardına sahip olacaksam neden bu kadar sıkıntıyı çekeyim, ben de işçi olurum” demez mi? Fıtrat bunu söyletmez mi?”
-Sualinize şöyle izah getireceğim. Yarıcılık üretim ve hizmet sektörlerinde emek ve sermaye unsurunun bir araya gelmesiyle oluşan kârın bölüşülmesine esastır. Adalet; somut ve ölçülebilir sonuçlarla ulaşılabilecek bir olgudur. İş ya da suça kişilerin katılımı oranında ceza/karşılık pay edilir. Bu esasa göre iki sermayedar eşit sermaye ile bir iş yaparak ürettikleri değeri nasıl eşit paylaşıyorlar ve bundan gocunmuyorlarsa neden emekle ortaklıklarında aynı sermayeyi kattıkları ve aynı miktar kârı elde ettiklerinde onu eşit paylaşmaktan imtina ediyorlar. Esas akla ve izana aykırı olan tutum budur. “Yaşam standardına eşitleme” Nahl Suresi 71 ve “…yediğinizden yedirin giydiğinizden giydirin” diyen Hz Muhammedin isteğidir ve özel hizmetin bedelidir. Bu pazar ve kâr ilişkisi olmayan hizmet alanlarının ücret sistemidir. İslam; özel hizmet ilişkisinde ücreti, hizmeti satın alanın yaşam standardına endekslemiştir.
Fıtrat hayra ve iyiliğe meyilli olsa da yaratılışın tüm hallerini muhtevi bir donanım durumudur. Bir değer ifade etmekten ziya bir durumdur. “İnsanın aceleci olması”, “kendisi için iyi olanı istediği gibi kötü olanı da istemesi”, “hakkı unutması”, “zalim olması”, “ıslah ediyorum düşüncesiyle ifsat etmesi” hep “Allah’ın insana takvayı ilham ettiği gibi fücuru da ilham etmiş” olmasındandır.  Burada insanın içine gelen bu sorulara cevap verirken bu cevapların Şeytandan mı Allah’tan mı ilham olduğuna dikkat etmek gerekir. Bunun en yalın ve kesin kriteri de Kuran ve Kuran ışığında şekillenen ve ilim ışığından süzülen Sünnet, bu ikisinin gözettiği üst prensipler ışığında şekillenen içtihatlar ve bunlara aykırı olmayan örf ve uygulamalardır. Bunların tümü eşitlik temelli bir adaleti vacip kılar. Bu ilkelere karşı çıkan fıtratın nefs-i mutmainne veya nefs-i radiye yüzü değil, nefs-i emare yüzü olduğunu düşünebiliriz. Çünkü “nassın-kati delil,ayet ve hadisten izah- olduğu yerde içtihada yer aramak fesattır.”
BATI VE GELİŞMİŞ ÜLKELER, İNSANINA YÜK HAYVANLARINA TANIDIĞI HAKKI TANIDI
Günümüze geliyor sorular röpörtajın akışı içerisinde ve şöyle soruyor: “Bugün gelişmiş ülkelerin işçileri refah içinde değil mi? Bize onlar gibi olmak yetmez mi?
-Hakkın üretilen değer üzerinden değil de geçimlik veya refah üzerinden hesaplanması ancak, kamu/ vakıf, dernek veya devlet hizmetlerinde olabilir. Onda da çalışanlara toplumun gelir ortalamasının altında ücret verilemez. Burada da yine eşitlik temelli bir adalet arayışı olmak zorunluluğu vardır. Ortaçağda ve yeniçağda Batı köleliğin en kötü biçimini uygulayıp, insanlara yalnızca yük hayvanlarına tanıdığı hakları ve hizmetleri tanıdı. Yakınçağda bundan da vazgeçti. Üreyebileceği ve fıtratına uygun bir yaşam sürebileceği imkânları bile vermedi, aristokrasinin ömür ortalamasının 80-90 olduğu bir yerde işçilerin ömürleri 38 yıla kadar düştü. Sonra sol muhalefetten, büyük isyanlardan korktukça ve nihayetinde Keynes’in uyarılarına da kulak vererek bazı haklar tanıdı.
Marks’ın ifadesiyle üretilen değerin dokuzunu alıp birin veriyordu, sosyal adalet ve sosyal demokrasi etkileriyle sekize el koyup ikiyi vermeye başladı. Şimdilerde Hayek’in aklıyla ikinin birini geri istiyor. Bizim hesabımıza göre üretilen değer üzerinde batılı emekçilerin üç bizim dört payımız daha var,  onu almaya başladıktan sonra ortalama yirmi yılda ortaya çıkacak dünya da artık hiç kimse kişi ile vicdanı arasına giremeyecek, birileri para kazanacak diye toplumlar manipüle edilip savaşlar kolay çıkarılamayacaktır. Çünkü gerçek güç sermaye çarpı nüfustur. Dolayısıyla sermaye halkın arasında dağıldığında toplumlar kendi sorunlarını ve varoluş yönlerini özgürce belirleyebileceklerdir. Yani mesele yalnızca geçimlik meselesi değil, Haşir Sursi 7. Ayeti kerimenin buyurduğu gibi “servetin belli zümrelerin elinde temerküz etmesinin önlenmesi” meselesidir de…
İslam’ın değişmez bir ücret felsefesi  var mı?
-Evet, İslam’ın ana kaynaklarını, tarihini incelediğimizde tüm uygulamaların arkasında tüm alanları ve insan edimlerini birbirine bağlayan yüksek bir aklın olduğunu, o aklın da iş ve hizmet biçim ve yerleri farklı olsa da temelde bir ücret felsefesi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bundan yola çıkılarak temel prensipler/mekasidül aliye-Yüce gaye- korunmak şartıyla zaman ve şartlara da bağlı olarak oluşan yine zamana ve şartların değişmesiyle değişebilir. Yukarıda söz ettiğimiz üç ücret sistemi, yarıcılık, hizmet aldığın emekçiyi yaşadığın gibi yaşatma, kamu hizmeti veren emekçiyi toplum ortalamasının altına düşürmeme sistemlerinin yanında basit anlık ve geçici işlerde “rızaya” dayalı ücret sistemleri de uygulanmıştır, ancak rızanın var sayılabilmesi için emek tarafının “havaici asliyesinin/temel ihtiyaç/living wage-Zaruri ihtiyaçlarını alacak miktar-” kamu garantisinde olması şarttır. Bir de benim diyet/tazminat hukukuna kıyasla tespit ettiğim bir sistem var ki bu tamamen bana ait bir düşüncedir.
İNSANLIK ÇÖLLEŞEN DÜNYADA PARANIN YENEMEYECEK BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLAYACAK !
Dediğiniz Bu ücret sistemi her ekonomik sistemde uygulanabilir mi?
-Bu sistemler her ekonomik sistemde, her sektör ve kurumda uygulanabilir. Bunları uygulamak için yalnızca İslam’ın yüksek gayelerine güven duymak yeterlidir. Bu sistemleri uygulamak için Müslüman olmak da şart değildir, fakat ben bunları Müslümanlardan başkasının uygulayabileceğini de zannetmiyorum. Ancak kim uygularsa küresel bir çekim merkezi haline gelerek dünyanın kaderine yön verecektir. Peki İşletmeler bunu neden kabul etsinler? -Diyorum ki Her şeyden önce hak ve adalet bunu gerektirdiği için, dünyadaki sorunları ve zulümleri ortaya çıkaran sistemleri devam ettirmemek için, insanlığın kurtuluşu adına bir ışık olduğu için, kıyamete kadar geçerli olma iddiasında olan bir kitaba iman iddiaları olduğu için, bu ilkelerin son nebinin ilkeleri olduğunu gördükleri için uygulamalıdırlar. En nihayetinde kendileri de tüm kimliklerinin ve rollerinin altında ölümlü bir insan oldukları ve bir gün ölüp adaletten hesap verecekleri için uygulamalıdırlar.  İnanmayanlar için bunların anlamı yok değildir. Onlar da akıl ve ahlak zemininde bunların gerekliliğine inanacakları için uygulayabilirler. Karar tam ve eksiksiz anlamaktan sonradır. Küresel kaynaklar her gün daha da sığlaşıyor. Sular sığlaştıkça gemiler de küçülür ve tayfalar kıymetlenir. İnsanlık gittikçe çölleşen dünyada, “paranın aslında yenemeyecek bir şey olduğunu anlayacak.” Bir gün insanlar; Allah’ın Mülkü ile aralarına giren her türlü engeli kaldırmak için yürüyecek. İşvereneler de insanlarla Allah’ın Mülkü arasına girilmeseydi verdikleri sadakalarla insanları çalıştıramayacaklarını anlayacaklar. Küresel ve ulusal rekabet koşullarında işletmeleri zayıflatmaz mı? Sorusuna da:
-“Rekabet gücü işletmelerin sahibinin bir tane ya da bin tane olmasıyla alakalı değildir. İşçiler geçimliklerini maaş olarak aldıktan sonra paylarına düşen kârlarıyla işletmelere ortak olabilirler. Yatırımlar ve büyüme sorunu yaşanmaz hatta kriz dönemlerinde kendi işletmelerinde gönüllü çalışacaklardır veya küçük küçük fakat toplamda etkili sermaye katılımları yapabileceklerdir. Şirketler küresel saldırıların etkilerine daha rahat süspanse gelecektir.”diye cevapladı.
ZEKAT VE İNFAK YETMEZ Mİ?
Zekat ve infak bir sosyal adalet meselesidir. Bu mesele ise ekonomik adalet meselesidir. Konular çoğu zaman biri birine karıştırılıyor. Zekât atıl ve dolaşan servetin yüzde iki buçuğuna tekabül eder ve verileceği insanalar bellidir. Toplumun çalışamayacak, malul ve mağdurlarıdır. Bu konu ise üretilen değerin yüzde doksan yedi buçuğunun adaletle nasıl paylaşılacağı meselesidir. İşçi hakkını tastamam aldıktan sonra bu gibi kolektif vecibelerini yerine getirecektir. Zekat ve infak işçi işveren ilişkisiyle alakalı değil, Müslüman ve ihtiyaç sahipleri ilişkisiyle alakalı vecibelerdir.
Patron işçinin hakkını veriyor, zekâtını, sadakasını ihmal etmiyor, sosyal sorumluluğunu yerine getiriyor, kalanı ile  lüks yaşıyor, yalıda oturuyor,  pahalı arabalara biniyor? Bunun hükmü nedir?
-İslam özel mülkiyeti tanımış fakat toprakta(tarım alanları, madenler, mineral yatakları ve ormanlar), suda özel mülkiyeti kişinin ihtiyacı kadarından fazlasına izin vermemiş sürekli olarak işletme haklarını belli şartlara bağlı olarak isteyen herkese vermiştir. Gereğinde geri alıp başkasına vermiştir. Bunun dışında kişiler birikimlerini toplumdan saklayamaz ve kollektif sorumluluk nisabından kaçıramaz. Geriye kalan alanlarda da “israftan” kaçınmak şartıyla meşru yollarla istediği gibi harcar. İslam’a göre zengin fakir her Müslümanın kaçınmak zorunda olduğu
“israf edenler şeytanların kardeşleridir” hükmüdür. Sayılan şartlarda yaşayan insanların üretimden ve dolaşımdan çekerek lüks yatırımlarla dondurduğu şeylerin toplum ortalaması değerlerinin üstü havaic-i asliyeden sayılmayarak zekâtı ödeniyorsa sistemi ortalamaya doğru zorlayacağı için kişilere bırakılabilir. Yani İstanbul’da ortalama bir ev 150 bin lira ise değeri bunun üzerinde olan evlerin ve yalıların, bunun üzerindeki kısımları için zekât ödeniyorsa, Türkiye’de üretilen ortalama bir otomobilin fiyatının üzerinde fiyatı olan otomobillerde de durum aynı ve hele ikinciler için durum daha da kesindir.
Bu tür düşüncelere karşı yöneltilen ilk eleştiri, “İslam Sosyalizmi” oluyor. İslam Sosyalizmi mi öneriyorsunuz?
-İslam kapitalist bir sistemi alıp sosyalist yapmayacağı gibi sosyalist bir sistemi alıp da kapitalist yapmaz. Bu toplumlardan hangisini teslim alsa ikisinden de geriye kalan şeye ne sosyalizm ne de kapitalizm denemez. Bunlar birer ekonomik, sosyal ve siyasal sistemdir. Üstelik emeğe üretilen değerin en fazla onda ikisini verme konusunda ve mülkün belli ellerde temerküzü konusunda aynıdırlar. Mülke birinde devlet diğerinde belli bir zümre el koyar. İslam ise bunu Haşir Sursi 7. Ayet-i Kerimesi ile yasaklıyor. Kur’an’ın, “Mülk Allah’ın’dır” hükmü Mülk bütün insanlarındır anlamındadır ve insanlarla Allah’ın Mülkü arasına giren engellerle savaşın adıdır cihat. Hülasa “İslam sosyalizmi” İslam kaynakları açısından içi boş eklektik bir akıl ürününden başka bir şey değildir.
İSLAM,KAZANCI ARTTIRMAYI DEĞİL GELİRİ ADİL PAYLAŞIMI EMREDER.
Sevgili okuyucularım,  Memleket ve ümmet, hatta beşeriyet davası bağlamında meselelere bu düzeyde kafa yormak bizim için bir saadet vesilesi. Tabii hakiki müslüman aydınların katkılarıyla  bu gibi varoluşsal ve geleceğimizi belirleyecek meselelerde, egemen paradigmaların dışında yeni bir paradigma inşası mümkün olacaktır. Daha doğrusu olmak zorundadır. Adalet ve bilhassa sosyal adalet idealinin ülkemizde, bölgemizde ve gezegenimizde egemen paradigma olması yolunda elinden geleni esirgemeyen sizler gibi cihad-ictihad ehlinden Allah razı olsun diyoruz. Arayışlar asla bitmeyecek inşaallah”
NOT : Kitap: “Allah Emekten Yanadır.” Yazan: “Hasan Köse.” Yayınevi: “Akis Kitap”

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER