Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com

KESK’TEN EKONOMİK KRİZLE EYLEMİ

Bu haber 15 Ekim 2018 - 18:45 'de eklendi ve 10 kez görüntülendi.
KESK’TEN EKONOMİK KRİZLE EYLEMİ

KESK dönem sözcüsü ve  SES Şube Başkanı Orhan Karakaya, 15 Ekim 2018 Kayseri Meydanındaki açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “OHAL i iş dünyamız dahi rahat çalışsın diye ilan ettik” “Grev tehdidi olan yerlere OHAL den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Greve müsaade etmiyoruz, iş dünyamızı sarsamazsınız diyoruz ” “ Her kriz beraberinde birçok fırsatı beraberinde getirir.” “Özel sektörümüzün bu krizi fırsata çevirecek mahiyete sahip olduğuna inanıyorum.”

Evet bu sözleri söyleyen Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu sözleri söyleyen bir kişi işçilerin, emekçilerin derdine derman olabilir mi? Bu sözleri söyleyen bir hükümet yetkilisi, bir Cumhurbaşkanı işçilerden mi, Patronlardan mı yanadır? 1980 Askeri darbesinden sonra hükümet olan tüm siyasi partilerin hepsi, AKP de dahil biz işçilerden, emekçilerden yana değil patronlardan, zenginlerden yana oldular. Her hükümet gibi AKP hükümeti de zenginlere, patronlara teşvik üstüne teşvik verdiler. Bizlere yeni vergiler, zamlar getirirken, patronalara vergi, prim afları getirdiler. AKP 16 yıllık hükümeti boyunca varlık barışı, vergi affı adlarıyla 3 yılda bir olmak üzere 5-6 defa af yasası çıkardı. Biz işçilere, emekçilere ise yeni zamlar, evlerimize icralar, geçici denen sonra kalıcı hale gelen deprem vergisi, özel tüketim vergileri kaldı.

Yaşanan ekonomik krizlerin nedeni biz işçiler, emekçiler değiliz. Hiçbir zamanda olmadık. Bizler Anayasamıza aykırı olmasına rağmen günde 12-13 saat organize sanayilerinde, atölyelerde kölece çalışıştık, çalıştırılıyoruz. AKP ve onun temsilcilerinin söylediği gibi ülkemiz büyüdü, büyüyorsa, dünyanın 20 en büyük ekonomisinden birine sahipsek bu biz işçilerin, emekçilerin günde 12-13 saat, sigortasız, kötü şartlarda kölece çalışması, iş cinayetlerinde, iş kazalarında ölmesi sonucu olmuştur.

Patronların ve ülkemizin büyümesi sağlayan biz işçileri, emekçileri o zaman düşünmeyenler, kazandıkları paraları, karları işçilere daha fazla ücret vererek, zam ve ikramiye vb vererek paylaşmayan, ödüllendirmeyen patronlar ve hükümet şimdi nedeni olmadığımız krizin faturasını biz işçilere emekçilere ödetiyorlar, ödetmek istiyorlar. Kriz var diye bizleri ya işten çıkarıyorlar, ya ücretsiz izne gönderiyorlar, yada maaşlarımızı, emeğimizin karşılığını zamanında ödemiyorlar. Maaşlarımızın bir kısmını bankaya yatırıyorlar. Bir kısmını elden ödüyorlar. Şimdi başka bir şey daha yapıyorlar. Bizi zorla BES (Bireysel Emeklilik Sistemine) sokmak istiyorlar. Biz istemesek de BES gireceğiz ve 3 yıl çıkamayacağımız yasa hazırlıyorlar. Bu yolla bizden 3 yıl boyunca her ay 100 tl maaşlarımızdan keserek krizlere çare arıyorlar. Başka ne yapıyorlar. Bu kriz döneminde işten atmaların yaşandığı, daha çok yaşanacağı dönemde işçilerin maaşlarından kesilerek oluşturulan İşsizlik Fonundan 3tane devlet bankasına 11 Milyar TL para aktarıyorlar. Kanun da açıkça yazmasına işsizlik fonu amacı dışında kullanılamaz (işsiz kalan, işten çıkarılan işçilere, onların iş eğitimlerine vb ödeme yapılır) denmesine rağmen amaç dışı kullanılıyor. Şimdiye kadar işsizlik fonunda130 Milyar TL birikmiş. Bunun 12 Milyar TL si GAP projesine, 11 milyar TL işsizlik maaşı olarak ödenmiş. Şimdiye kadar işten çıkarılan on binlerce işçiye ödenen para kadar parada 11 milyar TL 3 tane kamu bankasına ödeniyor. Yani işçinin, emekçinin parası işçinin dışında herkese kullanılıyor. AKP hükümeti niçin fon kurmaya bu kadar meraklı anladınız mı? Bu fonlarda bizlerin ücretlerinden kesilerek biriken paraları keyfince kullanmak, bir yerlere kaynak olarak aktarmak için… Şimdide de Kıdem Tazminatı Fonu kurmayı, kıdem tazminatını fona devretmeyi bunun için istiyorlar.

Değerli basın, değerli kamuoyu

Ülke olarak zor bir süreçten geçiyoruz. Yıllardır uygulanan, ülkeyi enerjiden sanayiye tarımdan gıda ürünlerine kadar her alanda dışa bağımlı hale getiren yeni liberal politikalar sonucu yaşadığımız ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor.

Siyasi iktidar “kriz miriz yok” diyor. Ama her gün yaşanan işten çıkarmalar sonucu işsizler ordusu gittikçe büyüyor.

Siyasi iktidar “kriz miriz yok” diyor. Ama borçlarını ödeyemez hale geldiği için iflas eden, konkordato ilan eden firmalara-şirketlere her gün yenileri ekleniyor.

Siyasi iktidar “kriz miriz yok” diyor. Ama bugün maaşlarını alan 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisi olarak elimize geçen bordrolarımız öyle demiyor. Artan hayat pahalılığı karşısında gittikçe eriyen, daha cebimize girmeden borçlarımıza, kabaran faturalara giden maaşlarımızla ayın sonunu getiremiyoruz.

Siyasi iktidar “ kriz, miriz yok. Bu da geçer yahu” diyor. Ama geçmiyor. Zam kasırgası gittikçe şiddetleniyor.

Bebek maması ve bezinden tutun meyve ve sebzeye kadar iğneden ipliğe her şeye ardı ardına yapılan zamlar sürmektedir. Tam da okulların açıldığı dönemde kâğıtta, defterde, kırtasiye ürünlerinde, servis ücretlerinde yapılan artışlar cep yakmaktadır. Doğalgaz ve elektrik zamları otomatiğe bağlanmıştır. Kış aylarına girmeye hazırlandığımız bir dönemde, hem de döviz kuru kısmen düşmesine rağmen elektriğe ve doğalgaza tekrar zam yapılmıştır. Son zamlarla birlikte konutlarda kullanılan elektrik yılın başından bugüne yüzde 41, doğalgaz ise yüzde 44 zamlanmıştır. Bu fahiş artış oranlarına rağmen Hazine ve Maliye Bakanı “küresel olarak bir değişim süreci olmazsa yılsonuna kadar elektriğe ve doğalgaza zam yapmayacağız “ diyerek halka adeta dalga geçmektedir. Daha ne zammı yapacaksınız, kış gelmeden zaten %44 zam yaptınız.

Yıllık zamlar bir tarafa son bir ay içersinde yaşadığımız zamlar bile hayat pahalılığının ne kadar arttığını göstermektedir. Örneğin son bir ay içinde bebek mamasının fiyatında yüze 18, domatesin fiyatında yüzde 35, sivri biberin fiyatında yüzde 32 artış yaşanmıştır.

Domateste, bibere gelen zamlar ve yumurtanın fiyatının bir yıl içinde yüzde 95 artması, geçtiğimiz ay “soğanlı mı olur soğansız mı“ tartışması yapılan menemeni bile sofraların lüks yemeği haline getirmiştir.

Tüm ücretli kesimler gibi kamu emekçileri de artan hayat pahalılığında gittikçe yoksullaşmaktadır. Toplam 5 milyon kamu emekçisi ve emeklisi yandaş konfederasyon yönetimi ile hükümet arasında imzalanan, hiçbir zaman tutmayan hedeflenen enflasyon rakamlarının esas alındığı satış sözleşmelerinin bedelini ödemeye devam etmektedir.

Yandaş konfederasyon yönetiminin son satış sözleşmesinde altına imza attığı rakamlar çoktan pul olmuştur.

Bilindiği üzere yandaş konfederasyon yönetiminin geçtiğimiz yıl altına imza attığı son satış sözleşmesi ile maaşlarımızda 2018 yılının ilk altı ayında %4, ikinci altı ayında ise %3,5 artış yapılması, 2019 yılında ise %4 + %5 artış yapılması kararlaştırılmıştır.

Öte yandan emekçiler için satın alma gücünü, refah durumunu gösteren en önemli ölçüt yaşanan gerçek enflasyonun üzerini örten TÜİK verileri değil, açlık ve yoksulluk sınırı verileridir.

Konfederasyonumuz Araştırma Birimi KESK-AR’ın 2018 Eylül ayı açlık ve yoksulluk sınırı çalışmasına göre; dört kişilik bir aile için açlık sınırı 2.214 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 6.237 TL’ye ulaşmıştır. Buna göre eş ve çocuk yardımı dahil ortalama 3.250 TL maaş alan kamu emekçileri hızla açlık sınırına yaklaşmaktadır.

Geçtiğimiz hafta açıklanan “Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı” ise günlerdir kamuoyunda yaratılan beklentiyi karşılamanın çok uzağındadır. Söz konusu program paketinden patronlara yeni vergi iadeleri, krediler, KDV iadesinin kolaylaştırılması gibi müjdeler çıkarken vatandaşlara ise çıka çıka yaşanan gerçek enflasyonun %50’yi aştığı koşullarda, 80 gün sürecek %10 indirim kampanyasının yapıldığı firmalardan alış veriş yapma tavsiyesi çıkmıştır.

Kısacası siyasi iktidar halkı oyalamaya, yaşanan krizin faturasını emekçilere yıkmaya çalışmaktadır.

Bizler KESK’e bağlı sendikaların üyeleri olarak bir kez daha altını çiziyoruz. Yaşanan krizin sorumlusu ücretleri, gerçek enflasyon yerine hiçbir zaman tutmayan hedeflenen enflasyon rakamlarına göre belirlenerek gittikçe yoksullaştırılan, büyümden pay verilmeyen, sendikal hakları teker teker yok edilen asgari ücretliler, işçiler, kamu emekçileri ve emekliler değildir. Dolayısıyla işçilerin, emekçilerin bu krizi yaratanlara bir borcu yoktur. Tam tersine yıllardır yaşadığı kayıplardan kaynaklı alacağı vardır.

Bunun için

* Sadece bu yıl değil, yıllardır yandaş konfederasyonun altına imza attığı satış sözleşmeleri ile sonucunda yaşadığımız kayıpların telafi edilmesini,

* Maaşlarımızda Ocak ayı beklenmeden, hemen şimdi yaşanan gerçek enflasyon temel alınarak artış yapılmasını, bu artışın tüm çalışanlara yapılmasını

* Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, ekmek gibi temel ihtiyaç mallarına yapılan zamların geri alınmasını, zam yapılmamasını,

* Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen saldırılara son verilmesini. Tüm çalışanlara iş güvencesi sağlanmasını istiyoruz. (Kurum Haber)

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA