Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ALİ ÖZKANLI

KUTSAL AĞAÇ

Bu haber 26 Kasım 2018 - 10:54 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.
KUTSAL AĞAÇ

Küçük çocuk çok sevdiği elma ağacının yanına varır, gölgesinde oturur, tepesine çıkar ve elmalarını yerdi. Aradan uzun yıllar geçti. Bizim küçük çocuk büyümüş yakışıklı bir genç olmuştu.

Bir gün çocuk üzgün bir halde o çok sevdiği elma ağacının yanına geldi. Elma ağacı:

Haydi, gel oynayalım.” deyince genç adam:

Ben artık büyüdüm, oyuna değil paraya ihtiyacım var.” deyince elma ağacı gence şöyle seslendi: Benim param yok ama elmalarımı satıp para kazanabilirsin.” Genç çok sevindi, hemen elmaları topladı ve mutlu bir şekilde oradan ayrıldı.

Aradan bir süre geçtikten sonra genç yine elma ağacının yanına geldi. Ağaç yine ona :

Gel birlikte oynayalım.” deyince genç adam: Oyuna ayıracak hiç zamanım yok. Ailem için çalışmak zorundayım. Başımı sokacak bir eve ihtiyacım var. Bana yardım edebilir misin?” dediğinde elma ağacı:

“Dallarımı keserek onlarla ev yapabilirsin.” dedi. Genç ağacın tüm dallarını keserek oradan sevinçle ayrıldı. Ağaç dostunun mutluluğunu görünce sevindi. Genç uzun bir süre ortalarda görünmedi. Bizim ağaç yalnız ve kimsesiz kalmıştı. Tek başına mutsuz bir hayat sürüyordu. Kendisiyle oynayacak, neşelendirecek kimse yoktu. Onu seven dostu da artık yanına gelmiyordu.

Yıllar yılları kovaladı. Elma ağacı yalnız ve mutsuz bir haldeyken bir de ne görsün. Çok sevdiği dostu yanına gelmiyor mu? Dostunun geldiğini gören ağaç çok sevindi, mutlu oldu. Kendisi mutluluktan uçuyordu ama o da ne? Çok sevdiği dostu mutsuz görünüyordu. Elma ağacı dostuna mutsuzluğunun sebebini sorunca genç şöyle dedi:

Mutsuzum ve artık yaşlanıyorum. Bana bir tekne verebilir misin?” deyince bizim vefakar elma ağacı hiç dostunun isteğini geri çevirir mi?

Tekne yapmak için gövdemi kullanabilirsin. Tekneyi yapar, uzaklara gider, mutlu olursun. Benim yalnız kalmam, mutsuz olmam önemli değil! Yeter ki sen mutsuz olma!” der.

Genç, tekne yapmak için ağacın gövdesini keser. Bir tekne yapar ve uzun süre dostunun yanına gelmez. Ardan yıllar geçmiş bizimki tekrar elma ağacının yanına gelmiştir. Ağaç bu kez:

Üzgünüm evlat, ama sana verebilecek bir şeyim kalmadı. Artık elmalarım da yok.” der. Genç artık yaşlanmıştır. O da:

“Artık benim de ısıracak dişim yok der.” Ağaç:

“Üstüme tırmanacağın gövdem de yok.” deyince:

“Benim de tırmanacak gücüm yok zaten.” dedi. Ağaç:

Sana gerçekten verecek bir şeyim yok. Elimde kalan sadece kurumaya yüz tutmuş köklerim.” derken ağaç gözyaşlarını tutamıyordu. Elinde avucunda hiçbir şeyi kalmayıp dostunun yanına sığınan yaşlı adam:

Artık hiçbir şeye ihtiyacım yok. Sadece dinlenecek bir yer arıyorum. Bunca yıldan sonra yoruldum.” deyince:

Güzel” dedi yaşlı ağaç. “Köklerim dinlenmek için çok güzel bir yerdir. Gel benimle birlikte otur.” Adam oturdu ve sırtını çok sevdiği o elma ağacının köklerine yasladı. Ağaç sevinç gözyaşları döküyordu.

Evet, değerli gençler! Bu aslında hepimizin öyküsü değil mi? Ne dersiniz? Burada ağaç anne ve babamızdır değil mi? Biz küçükken onlarla oynar, büyüyünce de onları bırakır gideriz öyle değil mi? Bugün huzurevleri denen o gönüllü hapishanelerde yaşayanları hiç düşünüyor muyuz? Orada yaşayanların çoğunluğunun çocuklarının olduğunu biliyor muyuz?

Ne zaman bir şeye ihtiyacımız olsa ne zaman başımız sıkışsa hep yanlarına gider, alacağımızı alınca da çekip gideriz değil mi? Ne olursa olsun anne ve babalarımız hep yanımızdadır.

Hikâyemizdeki delikanlının haksızlık yaptığını mı düşünüyorsunuz? O halde bizlerin anne ve babalarımıza nasıl davrandıklarımızı gelin bir düşünelim. Ne dersiniz sevgili gençler, yaptıklarınızı sorgulamaya kendinizi hazır hissediyor musunuz?

Haydi! Zaman geçmeden koşun! Anne ve babanızın ellerine sarılın ve öpün. Onların hayır dualarını alın. Şunu hiç unutmayın sevgili gençler! Anne ve babasının hayır duasını alanın dünyada da ahirette de sırtı yere gelmez. Bu sözlerim kulağınıza küpe olsun. Bunları yaşamış biri olarak söylüyorum.

“Sevgiye ulaşan yolun kapısının gerçek anahtarı, sevdiğini kulaklarından önce, kalbinle dinleyebilmektir.”

Yazar Yavuz Bahadıroğlu, “Kendini fark edemeyen tabiatı, tabiatı fark edemeyen kâinatı, kâinatı fark edemeyen hayatı fark edemez. Hayatı fark edemeyen de mutlu olamaz.” diyor.

İnandığın gibi yaşamak önemlidir.“İnandığın gibi yaşamazsan, yaşadığına inanırsın.” sözü ne kadar anlamlıdır. İnsan olarak kalabilmek için gönül adamı olmak, gönüllere sahip çıkmak, gönül insanlarına, gönül ustalarına ihtiyaç duyarak yola girmeliyiz. Gönlümüzdeki sıkıntılar son bulsun. Hayatı mutlu, huzurlu, dolu dolu yaşamak için daha ne duruyoruz. Hayatınıza yeni güzellikler katmaya var mısınız? Vakit bu vakittir. Dün geçti, geleceğin ne olacağı bilinmez, sen bu günü yaşamaya bak. Herkes bu gününden sorumludur. Bugününü değerlendirenler geleceği de kuşatırlar.

Hayatın içinde zor gördüklerimiz kolay, kolay gördüklerimiz de zor olabilir. Hayatta çoğu şey bizim gördüğümüz gibi değildir. Herkes aynı şeye bakar, görür ama herkesin gördüğü ve yorumu farklıdır. Her şey göründüğü gibi değildir. Bazen basit düşünmeliyiz. Bunu anlatan fıkrayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA