AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

LOZAN ZAFER Mİ HEZİMET Mİ?
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 14 Ekim 2016 - 14:54:32

Tarihi Gerçekler Bize Neyi Gösteriyor?
Tarihte cereyan edenleri, tarafsız, bağımsız, bilimsel ve aklın soğuk süzgecinden geçirerek incelersek, Lozan ister “zafer” isterse “hezimet” olsun, bunun birinci sebebinin, öncelikle her taşın altında “dış güçler”, “sınırlarımız ötesinde düşmanlar” aramaktansa, “asıl fail” in kendi iç dinamiklerimiz olduğu gerçeğini öncelikle kabullenmemiz lazımdır.
Dünya tarihi, 1914 – 18 zaman diliminde yaşanan I. Dünya Harbi ile en büyük ve devası travmasını yaşamış, “Harbin galibi ve Dünyanın birinci süper gücü” denilen İngiltere’nin harbin ardından, yine “devasa rolü” olarak “Dünya devletleri sınırları ve siyasi sistemlerini kendi emellerine göre yeniden dizaynı” onun bunlara damgasını vurması sonucu yapılmıştı.
I.Dünya Harbinin en büyük sonuçları kendisini, üç büyük imparatorluğun tasfiyesi ile göstermişti: Büyük Almanya Sömürge İmparatorluğu, Avusturya –Macaristan İmparatorluğu ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğunun hem “toprak” hem de “sistem- kültür” yapısıyla tasfiye edilmesi.
Bu süreçte, özellikle, Osmanlının tasfiyesiyle ilgili bahsedilen iki sebep, hem harbin arifesi, hem içi ve hem de ertesinde, dünyanın birinci süper gücü İngiltere’nin “Yeni Türkiye” ye vermek istediği iki ana dizayn emeli olmuş, üstelik aynı emel, sivil –asker Osmanlı aydın ve bürokratları nezdinde de, daha erkenden 3 Kasımı 1839 tarihinde Tanzimat Fermanının ilan edildiği yıllardan başlayarak, hızla yıkılmakta olan “ülke, devlet ve milleti kurtarmak emeli uğrunda” denilerek, “Batıcılık, Batılılaşma cereyanı” çerçevesinde, bir noktaya kadar “İngiliz emellerinden bağımsız olarak ortaya çıkmış” yerli “toprak ve sistem – kültür yapısı emellerinin”, “İngiliz emelleriyle kesiştiği” için bunlarla “tabii müttefikler” haline gelmişler, işte Osmanlının tasfiyesini müteakip “Yeni Türkiye” yi bu “müttefiklik” halinin emel ve aksiyonları dizayn etmiştir.
“Kemalizm Misyonu” Nasıl Ortaya Çıktı?
“Türküye Cumhuriyeti Devletini kuran ve dünyaya kabul ettiren” denilen 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması, ister zafer isterse hezimet olsun, bu halleri, birinci derecede kendi iç dinamiklerimizden kaynaklanmış, bu kendisini, büyük ölçüde, “T. C. Devletinin kurucusu” denilen Mustafa Kemal Atatürk ’ün “Tarihi Kemalizm Misyonu” nun ortaya çıkışı sürecinde göstermiştir.
Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl (1800- 1900), “emperyalizmin en azgın çağı” denilen bu çağda, dışta “sömürgeci ve yayılmacı” Büyük Devletlerin (Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya Avusturya –Macaristan ve Almaya) topraklarını işgal emelleri ve işgalleri yanında, Osmanlı Devleti tebaası çeşitli etnik unsurlarının (Yunanlılar, Bulgarlar, Romenler, Karadağlılar, Sırplar, Ermeniler, Yahudilerin yanında giderek Müslüman Araplar ve Müslüman Arnavutları da kapsadığı halde) “vatan bölücü” yıkıcı ve yok edici olayların odağı yüzyıl haline gelmiş, geleceğe yönelik yapılan projeksiyon tahminlerinden olarak, “Osmanlı Devleti 20. yüzyıla çıkmaz yıkılır veya yıkışı en geç 20. yüzyılın ilk çeyreğinde tamamlanır” denilmiştir.
İşte böyle büyük “hengameler yumağı” nda Osmanlı sivil- asker aydın ve bürokratları “topyekun kurtuluş yoları” ararlarken, kendi aralarında “Batıcılar” (bir türevi Türkçüler) ve İslamcılar (bir türevi Osmanlıcılık) ana eksenlerinde ikiye ayrılmışlardı. İlkine “Yenilikçiler” denilirken, ikincisi için de “Muhafazakarlar” da deniliyordu.
İslamcıların ana savunma konusu, devlet ve toplum hayatında İslamiyet’ten uzaklaşıldığı için, buhranlar ve yıkımın yaşandığı ve İslamiyet’in hakiki uygulamasına geri dönülür ve “Batı’dan alınacaklar” dan olarak da yalnızca “Fen bilimleri ve teknolojisi” nin alınması ile Osmanlının kurutulacağı, en geniş sınırlarında yaşayacağı savunuluyordu.
Batıcılar ise, Batı medeniyetinin şaşası karşısında, ona duydukları hayranlık ve onun karşısında kapıldıkları “aşağılık duygusu” nun etkilerinde, “Günümüzde artık ışık Doğu’dan değil Batı’dan geliyor, Batı medeniyeti ilerlemiş, Doğu – İslam medeniyeti ise gerilemiştir. Bu durum karşısında Doğu medeniyetinin temeli olan Şeriat (veya İslamiyet) problemlerimize cevap veremez, çözemez. Bu durum karşısında Batı medeniyetini topyekun almalıyız” şeklinde “sistem –kültür değişimi programları” nı ortaya koyarlarken, “toprak” veya “sınırlar” a yönelik olarak da projeksiyon emelleri, “Fetihçi ve müstemlekeci politikaları terk ile Anavatan Anadolu ile sınırlı milli topraklarımıza çekilmeliyiz” şeklinde ortaya çıkmıştır.
İşte bu Batıcılık emelleri ve programları süreci kendisini giderek en keskin olarak “Türk İstiklal Harbinin Başkomutanı ve T.C. Devletinin kurucusu” Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında “Tarihi Kemalizm Misyonu” şeklinde göstermiştir.
Kemalizm misyonunun özellikle, “toprak veya sınır daraltılması” na yönelik olarak, Mustafa Kemal’in bu ana isteğini, daha genç subaylım yıllarında, sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy ve bir arkadaş grubuna özetle şöyle dile getirmişti: “Sınırlar olarak Batı ve Doğu Trakya, en yakın Ege adaları, Hatay, Halep, Musul bizde kalmak ve doğu sınırında bir değişiklik yapmamak suretiyle, müstemleke sayılabilecek diğer bütün Osmanlı topraklarından çekileceğiz ve nüfus mübadelesi yapacağız.” (A. Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1964, s. 116 – 117)
Mustafa Kemal Paşa, ‘toprak ve sınırlar değişimi” yanında, ülkeye getireceği “sistem –kültür değişimi” olarak da 1919’da Samsun’a çıkıp Erzurum’a geldiğinde burada 8 Ağustos gecesi beraber kaldığı evinde “sırdaşı” denilen Erzurum Kongresi Bitlis delegesi Mazhar Müfit Kansu’nun defterine özetle şunları yazdırmıştı: ”Savaş kazanıldıktan sonra, cumhuriyet ilan edilecek, padişah ve hanedanı sınır dışı edilecek (buna bağlı olarak Hilafetin de kaldırılması), örtünme kalkacak, fes yerine şapka giyilecek ve Latin harfleri getirilecek.” (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.I, Ankara, 1988, s. 130 -132) M. Kemal Paşa, bunları yazdırırken Kansu’ya, “sakın bunları şimdilik gizli tut, açıklarsan ne Padişah ne de halk bizi desteklemez, bunları zamanı gelince yapacağız” demiş ve Erzurum Kongresi kapanış konuşmasını ise, “Vatan, Padişah ve Halifenin kurtarılacağı” ndan bahisle bir imam, bir müftü gibi vaaz verir, dua eder gibi bitirmiş, Kansu, buna da garipseyince, cevabı şu cevabı vermişti: “Maksadınızı anlıyorum, şimdiki vazifemiz halkı, vatanı, esir Padişah’ı kurtarmaya, inandırmaktan ibarettir. Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye uzaktan, yakından tevessül etmemek başlıca dikkatimizi teşkil etmektedir.” (Kansu, s. 76) Sonra, kendisini İstanbul’a geri çağıran Sultan Vahdettin’e yazdığı mektuplar ve halka karşı yayınladığı bildirilerde amacının, “Saltanat, Hilafet ve Şeriat –ı İslam’a bağlı olduğunu, bunları ve vatanı kurtarmak için savaştığını” sık sık dile getirmek olmuş, Nutuk’un’ da da yazdığı üzere “Bunları yapmasaydık halk bizi desteklemez, zaferi kazanamazdık” demiştir. (Nutuk, C.I, 1973, s. 13 -16)
Buraya kadar anlattıklarımızdan Mustafa Kemal Paşa’nın bir “Gizli A Planı” yanında bir de “ Açık B Planı” olduğu karşımıza çıkmakta, “A Planı” olan ve Nutuk’ ta “Onu bir sır gibi saklayarak Samsun’a çıktım” dediği bu “Batıcı- Seküler -Laik… Planı” nı, İngilizler de öteden beri bildiklerinden, “Osmanlı Devletinin, Sultan’ın şahsında daha geniş sınırlarında devamı yanında, saltanatı, hilafeti, İslam Şeriatıyla vb. devam etmektense” denilerek, Mustafa Kemal Paşa’nın “Batıcı – Seküler –Laik… Planı” ile devam etmesini kendi emellerine de daha uygun bulduklarından onu desteklemişler, bu uğurda, Yunanlarından daha sonra desteklerini çekerek, onun savaşı kazanmasına yardımcı olmuşlar, bunu, İngiliz Büyükelçisi Konya –Selçuk üniversitesinde verdiği konferansında itiraf etmiş, bu cümleden olarak, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini biz kurduk” demişti.
“Lozan Hezimettir” Nereden Geliyor?
İşte, İstiklal Savaşı kazanılıp Cumhuriyet Türkiyesi kurulduktan sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın bu sefer de “Gizli B Planı” nı uygulamaya başlaması ve hele “Halka rağmen yapılan devrimler” in yanında bu olup bitenler, “Lozan Antlaşmasının bir türevi” olarak da değerlendirilince, toplumumuzun “Seküler –Kemalist Kesimi” dışında kalan, “Muhafazakâr – Mütedeyyin Çevreler” denilen kesiminde, özellikle Lozan’dan hep “hezimet” diye bahsedilmiştir ki, bununla bağlantılı olarak, “Türk İstiklal Harbinin Milli Misakı sınırları” denilen ve Mustafa Kemal’in daha genç subaylık yıllarında çizdiği sınırlara da bir türlü ulaşılamaması, “sistem –kültür yabancılaşması” yanında bunun da söz konusu olması üzerine, Lozan için “hezimettir” denilmiştir ki, bunda büyük bir gerçeklik payı vardır kanaatindeyiz. Özellikle, “O yıllardaki şartlarda ancak bunlar yapılabilirdi” gerekçesini ileri sürerek “Lozan zaferdir” diyenlerin kendilerini savunmasının zayıflığı üzerinde durulmuş, buna anti –tez olarak, İstiklal Harbi günlerinde millete verilen sözlerin yerine getirilmediği ve “büyük fırsatların kaçırıldığından” bahsedilmiştir…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz