GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

MESNEVİDE TÜRK HALK FELSEFESİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 6 Temmuz 2015 - 18:04:13

Mevlana, siyasi olarak Türklerin İslam dünyasını, felsefe rengine bürünmüş, daha doğrusu felsefeyle karışmış kelam ilminin İslam düşüncesine hâkim olduğu kritik bir dönemin filozofudur. Özellikle siyasi ve kültürel bir karmaşanın yaşandığı XII. ve XIII. Yüzyıllarda Mevlana bir Türk filozofu olarak, İslam dinini Mesnevi’sinde ile tüm sadeliğiyle Türk milletinin idrakine sunmuştur.Mesnevi’de kullandığı sade fakat çarpıcı üslup, bir yandan Türk halkının tarih içinde kendine özgü din anlayışının oluşmasına katkı sağlarken, diğer yandan da İslam düşüncesi ve uygarlığının felsefi ve tasavvufi derinliğini gözler önüne sermiştir. Mevlana’nın beyitlerinde yer yer rastlanan felsefeye yönelik eleştirileri, iman-küfür ayrımının doğurduğu çekişmelerle şeklenmiş kelam kılığındaki felsefeyi hedef almaktadır. Akli ve ruhi derinliği muhafaza ederek, felsefe ve tasavvufa ait özel kavram ve terimleri kullanmadan, özde ağdalı ama üslupta halk düzeyinde bir Türk halk felsefesi, dolayısıyla İslam felsefesi ortaya koymuştur. Mesnevi, dinin siyasallaşmasına ve Müslümanların iman-küfür kavgalarına karşı, Türk tasavvuf felsefesinin verdiği en önemli cevaptır. Bazı eserlerde Mevlana ile Ahmet Yesevi ya da Hacı Bektaşi Veli karşı karşıya getirilip savundukları fikirler ve dünya görüşleri içerik ve şekil açısından karşılaştırılmakta ve Mevlana’nın Fars-Acem tarzı bir din ve dünya görüşünü savunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu iddiaların esas hareket noktası, Mevlana’nın Farisi bir sufi, Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi ve Ahi Evren’in Türk kökenli halk tipi sufiler oldukları kanaatidir. Bu kanaatin bilimsel ve tarihsel hiçbir dayanağı yoktur. Bu iddia, doğru da değildir. Tam aksine Mevlana en az bu sufiler kadar Türk’tür. Onun Türklüğü sadece kökeniyle ilgili değil, yaşam felsefesi ve eserlerindeki içerik ve üslup yönüyle de apaçık bir tarihsel hakikattir.Mesnevi’nin içeriği ağır ve ağdalıdır. Yeni Plâtoncu öğretilerden, en karmaşık felsefi fikirlere kadar Mevlana, İslam ve Hıristiyan dünyası hakkında hangi boyutlarda bilgi ve kültür sahibi olduğunu; İslam ilim ve kültür mirasına kuşatıcı biçimde sahip olduğunu belli etmektedir. Ancak onun asıl başarısı, meşhur mütekellim Fahreddin Razi’nin kelamla gölgelemiş olduğu felsefeyi, daha açık ifadeyle, artık felsefe yerine konulmuş kelamı eleştirerek Türk halkına hitap edebilecek anlaşılır ve çekici bir üslup kullanarak yüksek seviyedeki meseleleri dile dökebilmiş olmasıdır. En karmaşık ve en zor anlaşılan felsefi ve tasavvufi meseleleri, bu ilimlere ait özel terminolojiye başvurmaksızın halk felsefesine ve anlayış düzeyine uygun bir lisanla ifade etmeyi başarmıştır. Bugün Türk halkının İslam anlayışındaki derinlik ve bu derinliğin sade bir üslupla dile getirilişinde Yunus Emre kadar Mevlana’nın da rolü büyüktür.
Mevlana herhangi bir fikri anlatırken, herhangi bir umdeyi incelerken ve yayrken mantıksal analizlere, felsefi mülahazalara başvurmaz. Hele onda, sufilerde bir illet haline gelen ve İbn Arabî de en son sınırına varan terimler kullanmak yoktur. Tasavvufi terimlere hemen hiç yer vermez. Sadece bir şey öğretmekdiyen Mevlana çok açık hikâyelerle halka hitap ederken bir ahlak hocası ve eğiticidir, ayrıntı hemen hiç yoktur. Felsefeye ve filozoflara itirazında babasının, Seyyid Burhaneddin’in ve bilhassa Şems’in etkileri muhakkak olmakla birlikte bu esasın da büyük bir amil olduğu meydandadır. Anlatıldığına göre Harzemşah’ın Mevlana’nın babası Bahaeddin’den ürkmesinin sebebi, onun kürsü üstünde hukemaya, felsefecilere ağır özler söylemesidir. Onlara bid’atçı (mübtedi’,innovator) diye bağırırdı. Zamanın hukemasının imamı, ileri gelenleri Harzemşah’ın üstadı Fahreddin Razi’ye bu sözler ağır gelirdi. F. Razi’nin sofiye tbakası ve Bahaeddin Veled’le olan fikir ayrılığı, düşmanlığı tarihsel bir temele dayanır. Razi sufilere iyi gözle bakmıyor, onların Harzemşah katında saygı görmeleri onu kıskandırıyordu. Mevlana da felsefecilere hücum eder, Razi hakkında Mesnevi’de şöyle demektedir: “Eğer akıl bu yolda (bu konuda) kılavuzluk edebilse idi, Fahreddin Razi dinin ince bilgilerinin bilicisi olurdu”.Mevlana’nın akla, felsefeye ve genel olarak düşünmeye karşı özel bir muhalefeti yoktur. Hatta Mesnevi’sinin pek çok yerinde insan aklı ve ruhunun birliğinden söz eder. Onun akıl ve felsefe ile ilgili eleştirilerini, daha çok hasım olduğu kişi ya da kişilere atfederek anlamaya çalışmak daha doğru olacaktır. Felsefe ve akla yönelik eleştirilerinin temelinde başta Fahreddin Razi olmak üzere, ona benzer kelamcılara ve gelenekçi âlimlere yöneliktir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz