AK PARTİ İL BAŞKANI ÖZDEN KONGRE SÜRECİNİ DEĞERLENDİRDİ

AK PARTİ İL BAŞKANI ÖZDEN KONGRE SÜRECİNİ DEĞERLENDİRDİ

SÜRÜNGEN HIRSIZLAR KAMERADA

SÜRÜNGEN HIRSIZLAR KAMERADA

KOLUNU MAKİNEYE KAPTIRAN İŞÇİ YARALANDI

KOLUNU MAKİNEYE KAPTIRAN İŞÇİ YARALANDI

GAZETECİ AHMET MÜLAYİM SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

GAZETECİ AHMET MÜLAYİM SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

KAYSERİSPOR 7 UKRAYNA ŞAMPİYONLUĞU BULUNAN OLEKSANDR KUCHER’İ RENKLERİNE BAĞLADI

KAYSERİSPOR 7 UKRAYNA ŞAMPİYONLUĞU BULUNAN OLEKSANDR KUCHER’İ RENKLERİNE BAĞLADI

MEVLANA’YA GÖRE İRADE HÜRRİYETİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 13 Temmuz 2017 - 12:06:22

Mevlânâ’da irade hürriyeti, sadece insanda bulunan bir vasıf değil, yaratılış evreninde insana verilen İlâhi bir lütuftur. Hayatını anlamlandırabilmesi için insanın irade hürriyetine sahip olması gerekir. Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran temel özellik; bilen ve bilgisi nispetinde ahlâki açıdan sorumluluk yüklenen bir varlık olmasıdır. Mevlana insan hürriyetini, Mesnevî adlı eserinde; cebir, ihtiyar ve kader kavramları çerçevesinde tartışır.
O, İslam düşünce tarihinde, kaza-kader bağlamında değerlendirilen hürriyet tartışmalarının yönünü değiştirerek bu mefhuma; manevî ve ahlâki alanda insanın tekâmülüne hizmet edecek bir üretkenlik anlamı kazandırmıştır. Mevlana’ya göre hürriyet, irfanî bir terimle ‘zevk’tir. İnsan gerçek hürriyeti, Allah’tan başka, kendisine egemen olabilecek herşeyi bertaraf ettikten sonra elde eder.
O, manevi verimlilik alanıyla sınırlandırdığı hürriyet kavramının içini; kötülüklerle mücadele azmi ve ahlâkî-ruhi hayatı zenginleştirme davası olarak doldurmuştur. Mevlana’nın düşünce dünyasında kısaca hürriyet; Allah’ın dışında her şeyden müstağni olmaktır, şeklinde tanımlanabilir. Hiç kuşkusuz insan, tepkide bulunan bir varlıktır. Hürriyet zevkini tatmış olan insan, ancak bunu yapabilir. Bu sebeple Mevlana, mutlak hürriyetten yana değildir. O, nispî bir hürriyeti savunur.
Mevlana, içinde yaşadığı toplumun düşünce sorunlarından bigâne değildir. Çünkü aydın sorumluluğu da bunu gerektirir. Bundan dolayı, İslam tefekkür tarihinde hızı hiç kesilmemiş olan hürriyet tartışmaları, onun yaşadığı çağın da yegâne sorunu olmuştur. Mevlana, Kuran’ın rûhuyla bağdaşmadığını gördüğü, insanın bütün eylemlerinde hür olduğunu savunan katı determinist Mu’tezile Kelam ekolü ve katı indeterminist bir çizgi izleyerek hürriyet fikrini inkar eden Cebrî inanç mensuplarıyla kıyasıya fikrî plânda mücadele vermiştir.
Özellikle o, Cebrî akîdeye mensup olanların düşünce yanlışlıklarını düzeltme noktası üzerinde daha çok durmuş; psikolojik ve kelam delilleri kullanarak onları ikna etme yol ve yöntemini seçmiştir. Bu alanda Mevlana’nın izlediği orta yolun, sorunu çözümleme ve açıklığa kavuşturma bakımından akla ve Kur’an’ın ruhuna en uygun bir yol olduğunu söyleyebiliriz

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz